Pages

Freddie Mercury etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Freddie Mercury etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Haziran 2012 Çarşamba

6.Gün: En Sevdiğim Grup / Müzisyen


Eğer bloguma geçerken uğrayanlardan değilseniz ve beni biraz olsun tanıyorsanız, başlığı görür görmez kimden bahsedeceğimi tahmin etmişsinizdir. En sevdiğim, dinlemekten asla bıkmadığım, beni hem güldüren, hem hüzünlendiren, hem ağlatan, hem teselli eden, hem destek olan, en zor anlarımda bir anda bir şekilde yanıbaşımda bitiveren, mucize olduğuna inandığım, Freddie Mercury. Onu kelimelerle anlatabileceğimi, en düzgün tanımlamayı yapabileceğimi sanmıyorum. Sevdiklerimi anlatamayışım Freddie için de geçerli. 
Bu da; bonus olsun.


3 Aralık 2011 Cumartesi

Taşınabilir Müzik Teknolojisi - Kendimden Örnekli

Sizi bilmem ama, ben bir müzikseverim. Yani, kim sevmez müziği tabi ama ben sessizlikte duramayanlardanım. Mesela radyo hep açıktır bizim evde, iyi bir televizyon izleyicisi olmasam da iyi bir radyo dinleyicisiyimdir. Odamda bilgisayarım hep açıktır, bilgisayar açıksa müzik de mutlaka açıktır. Ama internet radyosu, ama kendi müzik arşivim, mutlaka bir şeyler dinliyor olurum. Aslında radyo başka bir davanın konusu, ben bugün size çocukluğumdan bu yana en sevdiğim dostlarımı tanıtacağım, yani müzik çalarlarımı. Dışarıda olduğum zamanlarda, özellikle de yolculuklarda kulaklıklara sığınanlardanım ben de. Teknoloji geliştikçe ayak uydurmak gerekti, ayak uydurdukça hep yeni müzik çalarlarım oldu ama basit bir genelleme yapacak olursak, walkman-discman-mp3 player ekseninde büyüdüm ben de. (bkz.şekil a)


1. Walkman:

Walkman'le tanıştığımda ilkokuldayım. O dönemde çoğu kız çocuğu gibi ben de Spice Girls hayranıydım, ileri geri sarıp en çok dinlediğim kasetlerimin arasında Spice World vardı. Yazları anneannemde kalırdım, ve orada fazla arkadaşım yoktu, özellikle akşamları çok sıkıldığımda müzik dinlerdim. Kuzenimde benim walkman'imin bir üst modeli vardı, hiç unutmuyorum onda olan bir özellikle kasetin ön yüzünü arka yüzünü çevirmek gerekmezdi, tek bir tuşa basardı ve kaset öbür yüzünden çalmaya devam ederdi. Kıskanırdım çok :) Ama ben de kasetlerimi o kadar ezberlemiştim ki, bir şarkı bittiğinde arka yüzünü çevirip öbür yüzdeki sevdiğim bir şarkıyı dinler, o şarkı bittiğinde yine çevirirdim, bu arada diğer yüzdeki sevdiğim şarkıyı geri sarmama gerek kalmaz, üst üste farklı yüzlerde sevdiğim şarkıları dinlemiş olurdum.

Walkman'le birlikteliğimiz ortaokul yıllarımda da devam etti. O dönemlerde kaset çektirmek de çok modaydı. Siz bir liste yapardınız, kasetçi o şarkıları size çekerdi. O toplama kasetlerden de çok dinledim o zamanlar. 13 yaşındayken, hala benim için çok özel olan Freddie Mercury ile tanıştım. Bir arkadaşımdan ödünç aldığım Queen kasetini başka bir kasete çekip bu sefer walkman'de Freddie'nin sesini döndürmeye başladım. Yazları yine yalnız olmasına yalnızdım, ama bu sefer Freddie vardı, yatmadan önce bir tertip mutlaka onu dinler uykuya dalardım. Uyku arasında kasetin bittiğini belirten çat sesini duyardım.

2. Discman

24 Kasım 2010 Çarşamba

Freddie Mercury Anısına

Belki de çok önce yapmalıydım bunu, hep laf arasına bi yerlere sıkıştırdım Freddie'yi ama baştan sona onun hakkında yazmadım. Bu yazıyı yazmaya bugün karar vermem tesadüf değil tabi, Freddie bugün yaşasaydı 64 yaşında bir efsane olacaktı, ve her 24 kasım olduğu gibi, bu sene de aklımda o var, sesi yankılanıyor kulaklarımda, who wants to live forever diye.

Aslında benim için bu satırları yazmak, çoğu şeyden daha zor. Günlük yaşamda insanlara onları sevdiğimi her ne kadar belli etsem de, yazıya dökemiyorum. Bir şeyden nasıl da nefret ettiğimi sayfalarca yazabilirim, ama birini ne kadar sevdiğimi -tam anlamıyla- kelimelere dökemem. Bu yüzden de, hiçbir zaman anlatamayacağım, 13 yaşımdayken Freddie Mercury'nin yüzünü görmeden sesine aşık olduğumu, Derya'ya haftalarca geri vermediğim Greatest Hits cd'sini, babamın Pink Floyd dayatmalarına rağmen gözümün Queen'e kaymasını, ve bunun gibi bir çok olayı. Demek istediğim, Freddie öldüğünde ben sadece 3 yaşındaydım, hayatta olduğu dönemi hatırlayabilmem mümkün değil, ama onu bir arkadaşımmış gibi seviyorum ve yine hayatıma giren, çok sevdiğim insanlardan biri gibi tasvir edemiyorum sevgimi. Freddie yalnızca bir şarkıyla beni ağlatabilir, güldürebilir, mutlu edebilir, uyutabilir, umutlandırabilir veya sakinleştirebilir. Hayatta her zaman garip tesadüfler olduğuna inananlardanım, eğer öyle değilse bile, garip bir güç var karşıma Freddie'yi çıkaran, ağlamak üzereyken o an radyodan bir şarkısının başlaması, Malta'da kendimi yalnız hissederken Calypso tv'de I want to break free'nin klibinin çıkması, Safa gideli 3 gün olmamışken made in heaven'ı duymam gibi. Şimdi ne söylesem, ne yazsam saçmalık gelicek, boş sözler olduğunu düşündürecek ama... ne zaman desteğe ihtiyacım olsa, o beliriyor arka planda, hayatımın soundtrack'i gibi.

Demiştim ya bugün bu satırları yazıyor olmam tesadüf değil diye. Freddie gitti gideli bana her şey made in heaven. Bu yüzden de bugün itibari ile Freddie için bir şeyler yapmaya başlıyorum, belki bir blog, belki bir günce. Bazen bir video, bazen bir kayıt, bazen kendi çizimleri, bazen görmediğiniz bir çocukluk fotoğrafı. Elimden geldiğince, sahip olduğum Freddie arşivimi açacağım, hatta bu sayede geliştireceğim de. Tam da burada, aramızdan gidişinin 19 sene sonrasında.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...