Pages

yurt hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yurt hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2012 Salı

Radyolarla Zaman Tüneli

Daha önce de söylediğim gibi, ben fonda müzik olmadan duramayanlardanım. Özellikle de yalnızsam, sessizliği susturmak için televizyona değil ama, mutlaka radyoya koşarım. Bundan daha önce de biraz bahsetmiştim. Fon müziklerim, dinlediğim şekiller açısından ikiye ayrılır; kendi playlistlerim ve favori radyolarım. Her ne kadar playlist hazırlamak için çok özen ve çaba göstersem de, bazen o playlistte modumu bulamam. Kendi müziklerimle kavga etmeye başlarım, kararsız kalırım. Next'e basmaktan helak olunca da, radyolarımdan biri yetişir imdadıma, sakinleşirim. İşte size en sık dinlediğim radyolar ve mazide kalanların küçük bir listesi:

Alem fm: Alem fm bizim evin ve vasıtaların resmi radyosu. Evde akşam haberlerine kadar televizyon izlenmediğinden, gündüzleri mutfakta daima radyo açıktır, mutfakta hatta evde olmasak bile. Evdeki ses Alem fm'dir, yolda çektiği müddetçe arabada da mutlaka Alem fm dinlenir. Hem programlarının kalitesi açısından, hem de farklı müzik zevklerine sahip hane halkına bulunmuş en orta yol olan müzikleri açısından en iyi seçimdir. Son birkaç yılda gelişen teknolojiyle körfez civarında da Ayvalık ve/veya İzmir'den sinyal almasından ötürü, Alem fm bize yazları da -özellikle yolda- eşlik etmektedir, bundan ailecek memnunuz. Favori programım ise kesinlikle Nihat ile Sivri Sinek, buradan selam ederim.

Joy fm: Oldies sevgimden ötürü sıkça dinlediğim radyolardan biri. Alem fm dışındaki bütün radyoları internetten dinlediğimden, Joy fm frekansı Winamp playlist'imde bir şarkıymış gibi bulunmakta. Playlist'imle ilişkimiz açmaza girdiğinde, canım sakin, huzurlu ve nostaljik bir şeyler dinlemek istediğinde tercihim Joy fm oluyor. Yurtta kaldığım zamanlarda, genellikle geceyi sabaha bağladığımda, paper yazdığımızda insanı yormayan soundu ile Joy fm hep kurtarıcımız oldu. Geveze olmayan edepli dj'leri ve mümkün olduğunca az reklamları ile kendisini seviyorum. Onun kardeşi Joy tv'yi de severdim zaten.

Radyo Eksen: Joy fm ve Eksen, ikisi de çocuklarım gibi. Oldies değil ama, alternatif dinlemek istediğim zamanlarda imdadıma Eksen yetişiyor. Yine internet radyosu olarak bir tık kadar yakınımda. Tarz olarak Joy fm'e benzetiyorum, dj'lerin hiçbiri kulak tırmalamıyor, reklamları da öyle. Her zaman huzurlu ve keyifli. Hep çalsın, hiç susmasın.

Sourberry: İki seneyi aşkındır sözlükteyim, çok ayıp ama bu yeni keşfim! Geç buldum çabuk kaybetmek istemiyorum. Varlığından haberdar olmama rağmen nedense uğramıyordum, son birkaç aydır dinliyorum. Çok keyifli programların olmasının yanı sıra, o an dinleyip de beğendiğin bir şarkıyı hatırlatma özelliği ile kalbimi fetheden Ekşi Sözlük radyosudur kendisi. Aynı zamanda web sayfasına bulunan küçük chat kutucuğuyla (shoutberry!) istek yapabilir, tanıdığınız yazarlarla iki çift laf edebiliyorsunuz. Sourberry'e girip zaman zaman havadan sudan laflamak iyi gelebiliyor. Sözlük yazarı değilseniz de ziyaretçi olarak sourberry dinleyebilirsiniz, sosyal medya hesaplarınızla oturum açmanız da mümkün. (http://www.sourberry.org/)

8 Ekim 2010 Cuma

Evden Uzakta Hasta Olmak

Ben mi adapte olmakta zorlanıyorum, yoksa havalar mı çok dengesiz bilmiyorum ama, sadece bir haftamı aldı evden uzakta kendine bakmaktan aciz bebeler gibi hastalanmam. Sanki dört yıldır yalnız yaşamıyormuşum gibi, ilk soğuk hava dalgasında yenik düştüm. Tahmin ediyorum ki, bunda henüz yazdan çıkamamış olmamın da etkisi vardır, 18.geleneksel yaz sonu tribimin sonunda, sonbaharı bi nebze olsun kabul edebilsem de, hiçbir güç bana kışı sevdiremedi. Soğuğa dayanıksızlığım, ılıman iklimde büyümüş olmam, ve dört yıl öncesine kadar hayatımda bot giymemiş olmam bir yana, bu sefer ani hava değişimi de çarptı beni, körfezde denize giriyorken kendimi Karadeniz'den gelen soğuk hava dalgasının içinde buldum. İlk günler, uyuduğum zamanlar dışında kesintisiz baş ağrısı çektim, aldırmadım. Sabah soğuk, öğlen sıcak, akşam aşırı soğuk havanın ardından, üstüne bir de yağmurda ıslanınca -deyim içinde geçen ahmak ben oluyorum- ikinci haftaya hazır ve nazır bir şekilde hasta başladım.

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Tatilden Öğrenciliğe

Bir hafta olmuş ben bahar tatilinden döneli, her ne kadar bir tatil dönüşü yazısı yazmak niyetinde olsam da, yapamadım. Blogger'a girdim, başlığımı attım, bi paragraf yazdım ve bıraktım. Hava aydınlık, hala yazmakta zorlanıyorum. (evet bi de böyle bişey geliştirdim, sadece geceleri yazabiliyorum) İstediğim kadar çok okumadığım gibi, onunla doğru orantılı olarak, istediğim gibi yazamıyorum. Bahar üşengeçliği ufaktan tadını kaçırmaya başladı; 2 haftadır valiz hazırlamaktan, yola çıkmaktan, bi yerden bi yere gitmekten, kısacası her şeyden üşenir oldum. Hiç bu kadar sancılı bir mevsim geçişi yaşamamıştım, 1 haftada yaşadığım mevsim değişikliği cabası. Şile'nin değişken havası, Balıkesir'in kuru sıcağı ve akabinde Nisan yağmuru, hiçbir yere konduramadığım o fındık büyüklüğünde odamın camına takır takır vuran dolu, Altınoluk'un oksijen fazlası, güneşi, kokusu, hatta belki sadece ve sadece Altınoluk'un varlığı... 5 aydan sonra orada olmak hepsinden farklıydı kuşkusuz. 3 gün içinde uzun bir süredir görmediğim pek çok insanla görüştüm, Serap'ı göremedim, ve ilk defa Balıkesir'de huzur bulabildim. Aslında huzur, Balıkesir'de bi yerlerde varmış, sadece saklanıyormuş. Geçen seneden sonra güneye inmemeye ant içtiğim için, son derece sakin bir bahar tatili geçirdim, 4 yıldır aklım neredeymiş dedim kendi kendime. Pazar günü dönüşte yaşadığım önce Topçular trafiği sonra İstanbul kalabalığının üstüme gelmesiyle ufak bir şok yaşamadım desem yalan olur. Bir de, Pazar sabahı Edremit'ten otobüse binerken, tam yanımdan Ayvalık otobüsü geçti, yarı şaka yarı ciddi tutturdum Ayvalık'a gidicem diye. Tarihimde ilktir herhalde, İstanbul'a gitmiycem diye tutturup ağlayışım. Yarın döneli bir hafta olucak, ve ben çoktan alıştım hem İstanbul'un hem Şile'nin temposuna. İnsan adapte olabilen bir varlık, sevindiğim tek nokta bu. Çünkü yine uzun bir aradan sonra Altınoluk'ta bir son gece sancısı çektim, sol yanımda hissettim bütün ağırlığıyla. Şimdi tamamen duygusuzum, ve doğru dürüst yazamıyorum, tumblr'a fotoğraf postlamaktan başka bir şey yapamıyorum.

Şile'de miskin bir hafta sonunun tam ortasındayım, Mayıs başlarken hala yanıma bir ceket alıyor oluşuma isyan ediyor, ve bir öğrenci olduğumu hatırlayıp yapmam gereken okumalarıma dönerken, Zardanadam'dan Mayıs'ı sizlere armağan ediyor, aranızdan ayrılıyorum.

16 Mart 2010 Salı

Düzenli Yaşam

Sahip olduğum tek düzen, düzensiz oluşum demiştim bi seferinde. Sırf edebiyat parçalamış olmak için. Tek düzenim düzensizliğim de diyebilirim belki. Ve hatta düzensizliğimiz. Etrafınızda bir düzen varsa ona uyum sağlarsınız çünkü. En azından, uyum sağlamaya çalışırsınız. O düzensiz insan içinizde bi yerlerde sizi kemirse bile, dışardan düzenli görünürsünüz. Az da olsa çeki düzen verirsiniz kendinize, etraftakilere ayıp olmasın diye.

15 Kasım 2009 Pazar

Mutluluk ve Yazamamak Arasındaki Doğru Orantı

Her ne kadar bunalımdaymışım gibi gözükse de son bikaç kaydımda, aslında iyiyim. Gecenin bu saatinde, sanmıyorum ki kimse ilgilensin iyi veya kötü oluşumla, ama belirtmek istedim nedense. Değişim süreçlerinden geçtiğim doğru, yine de yazdıklarıma göz atınca fark ettim ki, çok geçmişle yaşıyormuş izlenimi veriyorum, halbuki alakası yok. Kendimi günlük hayatın akışına bu kadar kaptırdığım başka bir dönem daha hatırlamıyorum. Duygusal açıdan nötrlendim, çevremde gerçekten çok sevdiğim insanlar var, ve kısıtlı bir çevrem. Daha doğrusu, sadece olmasını istediklerim yanımda, daha fazlası değil. Şile'deki rutin hayatım akıp gidiyor, bense o akıma çoktan kaptırdım kendimi. Rutinlik sinirimi bozmuyor ama, çünkü rutinden kastım hareketsiz ve kasvetli oluşu değil. Yine düzensiz uyuyorum, düzensiz yiyorum, anlık kararlar veriyorum, ama hayat yolunda ve olması gerektiği gibi gidiyor. Rahatsız değilim bu gidişten. Tek problemim, böyle dönemlerde yazamıyorum. Yazmayı seviyorum ama, sorunsuz olmayı da seviyorum. Mutluyken yazamıyorum ben, sadece gündelik problemlerle başa çıktığım dönemlerdeyse hiç yazamıyorum. Ve şu aralar problemlerim uykudan, yemekten, sınavdan, haftasonu planlarından ibaret. Yazamıyor oluşumu saymazsak, iyi durumdayım.

6 Haziran 2009 Cumartesi

Welcome to the Final Week!

Işık Üniversitesi Bahar Dönemi Final Haftasına hepiniz hoşgeldiniz.
Bugün burada, ders çalışmayı ertelemek için toplandık.
Bu bağlamda yapılması gerekenler sırasıyla şunlar:

7 Nisan 2009 Salı

Kayıp Eşyalarınız İçin Müracat : Müdüriyet

Evet arkadaşlar. Artık canımıza tak etmiş durumda. Oda taşıyor. Güneşle neyi nereye koyacağız bilemiyoruz. Zira odada bize ait olmayan şeylerin sayısı gittikçe artıyor. İşin komiği, bir kısmının sahipleri belli olmakla birlikte, bu insanlar eşyalarını almamakta ısrar ediyorlar. Bir kısmınınsa sahiplerini kesinlikle bilmiyoruz. Az önce, bizzat odayı dolaşıp, bu eşyaların listesini çıkardım. Lütfen eşyalarınıza sahip çıkınız. Müracat bizim oda, ancak sahiplerini bilmediklerimiz bizi ikna etmek zorunda, her önüne gelene iade yapamayız, oda olarak karar aldık :)

25 Şubat 2009 Çarşamba

Deliksiz Uykunun Sırları

Şile'deki hayatımın bir parçası olan akşamüstü uykularım, beni bu yazıyı yazmaya itti. hayat ne garip. bir zamanlar anasınıfında öğlen uyumadığım için hocaları delirten, (hatta annemi okula çağırmışlardı durum bu kadar ciddiydi, uyumadığım gibi diğerlerini de uyutmuyormuşum) yazları anneannemin öğle uykusu ısrarlarına direnen bir çocuktum. nerden nereye. ama asla kaybetmediğim bir şey var, geceleri oturmayı seviyorum. küçüklüğümden beri. gene o problemli anasınıfı yıllarımda, babamla gece 2lere kadar otururduk, annem pes edip yatardı. o yaşta bir çocuk için fazlasıyla geç tabi, annemin pes etmesiyse tarafımdan kazanılmış ayrı bir başarı. ama şileye gelince, hayatın tadını bu akşamüstü uykularında buldum :) ilk senemde -hazırlıkta özellikle- sabah erken kalkmak zorunda olduğum için sersemliyordum, akşamüstü dersten gelir gelmez yatıyordum, uyandığımdaysa yepyeni bir insan oluyordum :) uykusuz olayım veya olmayayım, yeni uyanmak hep agresif yapar beni. bir de uyandırıldıysam, ayılana kadar benden uzak durulması gerekir. çok ender olmakla birlikte, neşeli uyandığım da olur. baş ağrısı sonrası uykudan uyandıysam mesela. baş ağrısına en güzel çare uykudur, eğer benim gibi ağrı kesicilere alerjik reaksiyonlar veriyorsanız.

23 Şubat 2009 Pazartesi

Evine hoşgeldin Kedi

Tam da şu anda, yarım saat daha uykumdan feragat ederek, bilgisayar karşısında bişeyler yazmaya çalışıyorum. Zorun ne demeyin. Yazasım var, ne yazacağımı bilmesem de. Böyle olur bana, önümde bembeyaz kağıdın durmasını severim. Kurgu olmadan, kimsenin okumayacağı bir kağıdı doldurmak. Bu durum da şimdikinden farksız aslında. Kitleleri peşimden sürükleyecek değilim. Ama madem kıvranıyorum, hazır yoldan da geldim, bişeyler yazmakta -yazmaya çalışmakta da olur- fayda var.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...