Pages

yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2016 Perşembe

Meis Tavsiyeleri

Uzun bir aradan sonra, adasever, Yunanistan-sever, dolayısıyla Yunan-adaları-sever sokakkedisi Meis'te görüldü. Bitmek üzere olan Schengen vizesinin son günlerini değerlendirmek, erken tatil yapmak, Meis demişken Kaş'ı görmeyi de ihmal etmemek, bir Akdeniz havası almak gibi amaçlarla güneye indik. Bilmeyenler için Meis, diğer adıyla Kastellorizo ufacık bir ada, dolayısıyla internetten yaptığınız bir aramayla karşınıza benzer bilgiler çıkacaktır. Bu yüzden, kişisel tecrübelerime dayanarak, okuması kolay, pratik bilgiler içeren bir mini liste yaptım. Umarım hoşunuza gider.



Konaklayın: Ada ile Kaş arası feribotla 20 dakika sürüyor, günübirlik giden çok. Fakat benim tavsiyem, adada kalınması üzerine. Bir yerin akşamını görmeden, orayı görmüş sayılmayız, öyle değil mi? Günübirlikçilerin keşmekeşinin ardından, adadaki sakinliği tatmanızı öneririm.

Kalın: Konaklama demişken, bir otelde değil de, pansiyona çevrilmiş tipik ada evlerinde kalın. Suni otel konaklaması yerine, kısa süreliğine de olsa bir adalı gibi yaşayın.



Denize girin: Bu tahmin etmesi zor bir ihtimal değil elbette. Limandan bir sea taxi sorun, sizi St. George's Beach'e götürmesini söyleyin. Adanın dik, kayalık sahillerinin aksine, St. George's'ta şemsiye ve şezlong kiralayıp, yeme içme işini de halledebilirsiniz. Turkuaz denizin tadını çıkarın. (Not: St. George's Beach'i bir Yunanlı ile evli olan Kaş'lı genç bir Türk kızı işletiyor. Buradaki minik kilisede vaftiz törenleri ve hatta düğünler yapılıyor. Ada hakkında en doğru bilgileri, en güzel tavsiyeleri verecektir)

Görün: Hazır deniz taksiye binmişken, sizi Mavi Mağara'ya götürmelerini söyleyin. Hiç beklemediğiniz büyüklükte, enfes bir manzarayla karşılaşacaksınız. Evlilik tekliflerinin yapıldığı, kışın fokların yavruladığı, girişi biraz zor olabilen fakat asla pişman olmayacağınız bir yer bu mağara. Yalnız bunun için sabah saatlerini tercih edin, güneş mağaranın içinde en güzel ışık oyunlarını o saatlerde yapıyor.

Gidin: Adada pek çok restoran var, fakat biz Billy's Fish Tavern ve Athina Restorant'ı deneyebildik. Athina Restorant'ın sahibi Vagelis, sıcakkanlılığıyla gönlümüzü fethetti. Billy's ise aldığımız bir tavsiye sonucu uğradığımız bir yer oldu. Kışın adada açık olan tek restoran olmasının yanı sıra, yerel halkın gittiği yer olmasıyla denemekte karar kıldık.



Yiyin: Yemek tavsiyeleri, gezilerin olmazsa olmazı. Ada kayalıklardan oluştuğu için kaya barbunları şahane. Yine adaya özgü minik çıtır karideslerden denemelisiniz, bildiğiniz tüm karidesleri unutun, bunlar çekirdek gibi! :) Billy's'in yaprak sarmalarını atlamayın, şahane yapıyor.

İzleyin: Meis dendiğinde, 1991 yılında adada çekilen Mediterraneo filmini mutlaka duyarsınız. Ben sürpriz olmasın diye adaya gittikten sonra izledim. İyi ki de öyle yapmışım, tanıdık mekanların yıllar önceki halini görmek çok zevkliydi. Film de oldukça keyifli, adayı seven filmi de seviyor, kesin bilgi!

Tadını çıkarın: Yapılacak en önemli şey elbette bu. Günümüz eğlence anlayışının çok uzağında, sakinlik arayanlar için ada muhteşem bir seçim. İlk başta küçücük, 300 nüfuslu, Yunanistan anakarasına millerce uzakta bir adada kendinizi kapana kısılmış gibi hissedebilirsiniz ama sonra kendinizi adanın o yavaşlığına bırakıyorsunuz. Sabahları adanın tek -fakat çeşit çeşit ürünlerin olduğu- fırınından kahvaltılıklarınızı alın, öğleden sonra siesta vakti gelmeden serinliğin tadını çıkarın, insan nüfusundan fazla olan besili kedileri sevin, limanda frappénizi içerken denizden yaklaşan devasa caretta caretta'ları görüp şaşırın, turkuaz sularda yüzün, tanıdık tanımadık herkesle selamlaşın -çünkü bir süre sonra birbirinize aşina oluyorsunuz- ...

Burası beni kesmedi derseniz, karşısı Türkiye, gezecek çok yer var. Uçak (evet yanlış duymadınız minicik adada havaalanı var) veya feribot yoluyla Rodos'a da geçebilirsiniz. Yalnız uyarmadı demeyin, adanın sakinliğinden sonra Kaş bile metropol geliyor.

sokakkedisi, Akdeniz'de minik bir noktadan bildirdi.

27 Şubat 2014 Perşembe

Yunanistan'da Yapılacakların Mini-Listesi

Bir gün burayı gezi blogu haline getirebilirim demiştim ama, gide gele Yunanistan blogu olacak sanırım. Şikayetçi miyim? ASLA! Zira komşuda o kadar güzel vakit geçiriyorum ki, gittikçe gidesim, hatta yerleşesim geliyor. Bizden hiç de farklı olmayan iklimi, sıcak insanları ve güzel yemekleriyle, Yunanistan benim için tam bir cennet. Kendimi yurtdışında hissetmiyorum, Ege Denizi'ne yakın olmak huzur veriyor. Daha ne olsun! Yunanistan'ın neresine gidersem gideyim, ister adalar olsun, ister anakara olsun, alışkanlık haline getirdiğim şeyler oluşmaya başladı, tıpkı Cunda ritüellerim gibi. İşte size Yunanistan'da yapılacakların bir mini-listesi, giderseniz benden de bir selam söyleyiverin, olur mu?



Greek Cats

Bu beni çıldırtan seri! Kupası, havlusu, kalemi, defteri, magneti, saati, kitap ayracı ve daha bir sürü çeşidiyle Yunan kedilerine asla karşı koyamıyorum. Kedi severlerin benimle aynı durumda olacağını tahmin ediyorum. En güzel kısmı da, her yere yayılmış olmaları, Kos adasında da bulabiliyorsunuz, Selanik'te de. Hatta Hellenic Duty Free Shop'ların hepsinde de var, denk gelmemek imkansız yani. Bu dünya şirini ürünler yakında bütün evimi saracaklar diye tahmin ediyorum.

source: http://www.greekfoodsflorida.com/wines.html


Mythos

Her ne kadar eskisi gibi bira tüketmesem de, yaz günleri ve akşamlarında buzzz gibi bir biranın yerini hiçbir şey tutmuyor. Mythos benim favori Yunan biram oldu, hafif içimli, ama çok leziz kendileri. Miller'dan sert, Efes'ten hafif diyebilirim Mythos için. Ben hafif bira sevmem, yine de Yunan birası içeceğim derseniz, Alfa da içebilirsiniz.



Akşam yemeği & Eğlence

Yer Yunanistan olunca, bir süre sonra yeme-içme gezisi haline dönüşebilir geziniz, normaldir :) Türkiye'nin batı sahillerinde tatil yapıyormuş hissine çok rahat kapılırsınız. İster Türkiye olsun, ister Yunanistan, bana göre tatilin ve gezilerin en keyifli kısmı akşam yemeği, ve dolayısıyla rakı sofrası. Denizi geçince ouzo dersiniz, o ayrı :) Tek tek isim vermeden, güzel bir akşam yemeği yiyin diyorum, bunun nedeni ise gittiğiniz yerin kendine has mezelerinin farklılık gösterme ihtimali. Yani adalar deyip geçmeyin, kimisinde bol balık olurken, kimisinin mezesi, kimisinin ahtapotu kalamarı meşhur oluyor. Adalar birbirini tutmuyor anlayacağınız :) O yüzden, güzel bir sofra kurun, baş köşesine de uzo Barba Yanni (ΒΑΡΒΑΓΑΝΝΗ) isteyin. Bulunduğunuz yerde canlı müzik varsa, ortak şarkıların tadını çıkarın.


source: http://wickedcozyauthors.com/tag/greek-salad/


Greek Salad

Aslında Greek Salad, yani Yunan Salatası, akşam yemeğinin bir alt başlığı olarak incelenebilir. Ancak ben kendisinden pek hoşlandığım için, birlikteliğimizi akşam yemekleriyle sınırlamıyorum. Çoğu insan için Greek Salad, domatesin salatalığın koca koca kesilip, üzerine bir dilim peynir konduğu bir salatayken, ben nedense o şekilde hafife alamıyorum ve çok seviyorum. Bunda feta peynirinin etkisi büyük. Normalde yendiğinde pek tuzlu gelen feta peyniri, salataya o kadar yakışıyor, ve tuz ihtiyacını öyle güzel karşılıyor ki, bir de kekik ve zeytinyağıyla birleştiğinde, tadına doyum olmuyor. Lütfen Greek Salad'a haksızlık etmeyelim, onu sevelim.


source: http://eatblogtweet.com/food/traditional-greek-pita-gyros/


Pita

Adının pideden evrildiğini düşündüğüm Pita, Yunanistan'ın en yaygın ve en ucuz fast food ürünü. İsmini ekmeği Pita'dan alan bu fast food, genel olarak Gyros yani bizdeki adıyla döner ile tüketilmekte. Tavuk döner ve et döner ile yiyebilirsiniz, ancak etin domuz eti olduğunu belirtmekte fayda var. Bunların dışında şiş kebap türü etlerle yapılan Pita'lara rastlamak da mümkün. Benim favorim her zaman tavuk dönerli olanı, patates ve tzatziki (cacık-cacıki) ile birlikte. Bu arada, caciki bizdeki gibi içilebilir kıvamda değil, ekmeğe sürseniz yenecek türden. Ama tadı çok benzer, ve pita ile yemesi çok keyifli. Pita'yı ilk kez Couchsurfing'den arkadaşım Eleni sayesinde tattım, ve çok sevdiğimi bir kez daha söylememe gerek yok, öyle değil mi?


source: http://captainvoda.deviantart.com/art/Greece-Turkey-Peace-172707316


Komşu ile Sohbet

Bu kadar yemeğin arasında biraz nefes almak gerek sanırım! Yunanistan'da yapmaktan en keyif aldığım şeylerden biri de, oranın insanıyla sohbet etmek. Klasik "Nereden geliyorsun?" sorusunun ardından verilen "Türkiye!" cevabıyla muhabbetin bir anda başını alıp gitmesi işten bile değil. Şu ana kadar Yunanistan'ın hiçbir bölgesinde Türk olduğum için milliyetçi bir tavıra şahit olmadım, aksine herkes çok sıcak karşıladı. Kimisi babasının, dedesinin göçtüğü yerleri söyledi, kimisi bildiği Türkçe sözcükleri söyledi. Bir de, sanıyorum Türkler ve Yunanlar olarak birbirimizin dilinden bildiğimiz kelimeleri sıralayıp gülmek gibi bir adetimiz var, ve inanın ortak kelimelerimiz de çok fazla. O kadar ki, bazen İngilizce'yi bırakıp Türkçe kelimeler kullandığım ve anlaşıldığım zamanlar oldu. Sonuç olarak, önyargıları ve sınırları bir kenara atıp komşu ile sohbete dalın derim, ne kadar eğlenceli olduğunu göreceksiniz.

source: http://harmoniaphilosophica.wordpress.com/2012/03/23/the-philosophy-of-greek-frappe-zen-non-thinking-living/


Frappé

Özellikle yaz sıcaklarında, bir kahve fanatiği olmayan beni bile aşığı yapmıştır Frappé. Yunanistan'da herkesin elinde görebileceğiniz, bol köpüklü, bol buzlu Frappé, hem serinletici, hem de lezzetli. Daha çok gençler arasında revaçta, orta yaşlı ve yaşlı kesim, bizim Türk kahvesinin çok benzeri olan Greek coffee içiyorlar. Greek coffeenin kahvesi bize göre biraz daha ince çekilmiş, daha az telvesiz. Frappé için ise soğuk nescafe diyebiliriz, her ne kadar biraz yavan bir tabir olsa da. Frappé'yi gençler daha çok kokteyl gibi, uzun uzun, yavaş yavaş içiyorlar. İlk Frappé'mi içerken Eleni tarafından süreye tabi tutuldum, ve ilk denemede bir Frappé'yi iki saatte bitirerek alkışı aldım. Evet abartmıyorum, bir Frappé'yi iki saatte içiyorlar, ama yavaşladıkça daha keyifli geliyor gerçekten. Adalarda akşamüstleri denize karşı Frappé'lerini yudumlarken tavli (tavla) oynayan gençleri sıkça görebilirsiniz. Üstelik, o iki saat içinde "Bir şey alır mısınız?" diye taciz eden garsonlar da yok, rahat rahat içebilirsiniz yani.

source: http://www.floxwines.com.au/products/details.php?ID=154


Sakız Likörü

Bu likörün de tek sorumlusu, benim damla sakızı hastalığım. Sakız adasında bolca üretilen, ve Yunanistan'a yayılan sakız likörünü içmelere doyamıyorum. Bizdeki nane likörü gibi, balığın üstüne kahvenin yanında servis edilen sakız likörünü, Yunanistan'ın her bölgesinde bulabilmek mümkün, yalnız sakız rakısı Mastika ile karıştırmayın, "Liqueur" ibaresine dikkat :) Yunanistan'da bulunduğum süre zarfında pek tüketmesem de, valizimde mutlaka bir şişe sakız likörü için yer ayırıyorum. Sakız likörünün İzmir/Çeşme taraflarında bulunabildiğine dair rivayetler de var, uzaklıktan ötürü gerçeklik payı taşıdığını düşünüyorum, bulursanız kapın mutlaka bir şişe.

***

Sizi bilmem ama, bu yazı bende acıkma/özleme gibi hisler uyandırdı. Neresine gidersem gideyim, benim için Yunanistan demek güzel yemekler, içkiler, içecekler ve sıcak insanlar, hoş sohbet demek. Sizin de yolunuz hala düşmediyse, hiç olmazsa bir adacığa şans verin derim. Güzel bir yurt dışı seyahati için çok uzaklara gitmeye, saatlerce uçuş yapmaya gerek yok, bir feribotla karşıya geçin, yeter. Benden bugünlük bu kadar, başka bir gezi yazısında buluşmak üzere, γεια σας!

17 Temmuz 2013 Çarşamba

İlk Couchsurfing Deneyimi ve Bazı Notlarım



Uzun zamandır beynimi kemiren seyahat fikri, dünyanın en pahalı pasaportunu alıp bir de Schengen vizesini yapıştırınca netleşmeye başladı. Her ne kadar bugüne kadar bağımsız seyahat etmemiş olsam da, "gitmek" hep bastıramadığım bir dürtüydü. Kalabalık turlarda bile hep gruptan koptum, hep uzaklara attım kendimi. İstediğim bir yığın insanın içinde, bana ayrılmış sürede fotoğraf çekmek değildi çünkü, ben bilmediğim sokaklarda, kaybola kaybola gezmek istiyordum. Turistik olsun veya olmasın, o an ilgimi çekebilecek, tesadüfen yoluma çıkmış her şeye ilgi duyabilirdim. Ama acemi, yeni yetme bir gezgin adayıydım. Yol arkadaşı arasam, mevcutlarda o da yoktu. Olanlar da iş, güç, pasaport, vize engeline takıldığından, biraz da ben iç güdülerimle yolculuk yapmak istediğimden, yol arkadaşı seçeneğini de eledim. Çoğu insana göre yalnız yolculuk sıkıcı, anlamsız hatta korkutucu olabilir, ben ise nedenini açıklayamadığım bir şekilde yalnız yolculuk yapmak istiyordum. Ama nereye, nasıl? Derken kafamda bir şimşek çaktı, "Bir Couchsurfing vardı, ne oldu ona?" şeklinde. Bütün bir yazı gezginleri ağırlayarak geçirebilecekken, Eylül ayında keşfedince üye olup hayıflandığım Couchsurfing'e hep ev sahibi olurum gözüyle bakmıştım. Oysa ben de gezgin olabilirdim. Bu fikre sarılarak, siteyi didik didik etmeye başladım.

12 Haziran 2013 Çarşamba

#direntürkiye


Hala direniyoruz. Beğenilse de, beğenilmese de.
Haftasonu Yunanistan'daydım. Gidip gitmeme konusunda da son güne kadar kararsızdım.
Sonra düşündüm. Ülke bu haldeyken, başkaları daha önce planlandığı için gidiyorsa, ben de gidebilirdim.
Ve gittim. 
Anlatacak çok şeyim var, ama onlar bekleyebilir.
Tanıştığım herkes bana direnişi sordu. Bilenlerle, bilmeyenlerle uzun uzun konuştum.
Hepsine söylediğim istisnasız tek bir şey vardı: Direnen herkesle gurur duyuyorum.
Fotoğraf University of the Aegean'dan. 
Kanı pahasına sokaklarda mücadele eden Türkiye'nin yanındayız diyor yazıda.
Ege'nin öbür tarafından selam getirdim.
Direnişe devam.

23 Mayıs 2013 Perşembe

Komşuya Gittim Geldim: Kos 3.Gün

Gezinin birinci günü için sizi buradan, ikinci günü için ise şuradan alalım.

***

Üçüncü günümüz aynı zamanda dönüş zamanı olduğu için, feribot saatine kadar bizi yoğun bir program bekliyordu. İlk durağımız, ilk yazıda bahsettiğim Asklepion'du, yani adadaki antik hastane. Burası bizim Bergama'dan da eskiymiş. Hala yemyeşil ve o kadar güzel bir havası var ki, buranın şifahane olmasına şaşmamalı.

Harita sevgim geçmek bilmiyor.

Buradaki oksijeni düşünebiliyor musunuz?

Tepeden Asklepion manzarası.

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Komşuya Gittim Geldim: Kos 2.Gün



Kos'taki ikinci günümüze yine aynı muhteşem kahvaltıyla başladık. Daha önce de söylediğim gibi, hep güler yüzlü insanlarla karşılaştık. Temizlik görevlisinden resepsiyonistine kadar, odadan kahvaltı salonuna kadar yirmi kişiyle günaydınlaşmış olabiliriz. Size öyle gülümserlerken, siz de bir anda kendinizi onlara ka-li-meee-ra derken buluyorsunuz.

Kahvaltıdan sonra yine bir dinlenme ve deniz&havuz molasından sonra yola koyulduk. Ben Yunan adası, Ege mezeleri falan derken kendimi Uzo'ya hazırlamıştım ama, adanın şarapları meşhurmuş meğer. Bu yüzden de bir şarap evine uğradık, adanın şaraplarından tatma fırsatı bulduk.

Şarap fabrikasından bir görüntü.

Üzüm bağları ve Ege Denizi.

21 Mayıs 2013 Salı

Komşuya Gittim Geldim: Kos 1.Gün

Yeni gezi yazılarıyla geleceğimi söylemiştim! İşte onlardan ilkiyle karşınızdayım. Komşu'ya gittim geldim, geçtiğimiz haftasonu on iki adadan biri olan Kos adasındaydım. Kos, Güney Ege'de, bizim Bodrum'un tam da dibinde, minik ve şirin bir adacık. Yolu Bodrum'a düşenler bilir, her iki taraftan da oldukça sık gidiş gelişler var. Günü birlik giden de çok, zaten yeşil pasaportlara vize kalktı mertlik bozuldu, mesafe de az olunca Bodrum'dan bir çıkıyorsunuz, hooop Yunanistan'dasınız.

Toplamda 2 gece 3 gün olan turumuz, sabah 09:00 feribotu ile Bodrum'da başladı. Bodrum Limanı ve Kos Limanı arası ortalama bir saat sürüyor. Haftasonuna denk geldiyseniz haliyle pasaport kuyruğu almış başını gidiyor olabilir, bu yüzden erken gitmekte fayda var. Bunu özellikle turla değil de bireysel gidiyorsanız yapmanızı öneririm, çünkü gezi gruplarının arasında kalıp kendi feribotunuzu kaçırabilirsiniz.

Feribot adanın merkezi Kos şehrine yanaşıyor. Yani indiğiniz yerden adanın merkezine gitmek için fazla bir mesafe gitmiyorsunuz. Her ne kadar deniz olan yerlerde yön bulmak daha kolay olsa da, şöyle bir haritayla görsellere başlıyorum, gezi yazısı fotoğrafsız olmaz, öyle değil mi?


5 Haziran 2012 Salı

5.Gün: Gitmek İstediğim Beş Yer

Bugün görmek istediğim beş yeri anlatacağım. Aklıma gelen ilk 5 yeri söylüyorum çünkü görmek istediğim o kadar çok yer var ki, mecburen azaltmak zorunda kaldım.

Berlin



Söz konusu görmek istediğim yerler olunca, aklıma gelen ilk şehir istisnasız Berlin oluyor. Lisede Almanca okuyuşumun, ve hiç gerçekleşmeyen Almanya gezilerinin de etkisi olabilir bunda. Beni çeken başkentlerin ilk sırasında Berlin geliyor.

Cape Town

Görmeyi istediğim bir diğer şehir, dünyanın öbür ucunda. Güney Afrika Cumhuriyeti'nin en uç noktası, Cape Town. Fotoğrafta Masa Dağı'nı görüyorsunuz. Nedendir bilmem, çok uzun zamandır bu şehir çekiyor beni. Neden olmasın, belki bir gün :)

Yunan Adaları

Fazla uzaklara gitmeye gerek yok aslında, suyun öteki tarafına geçsek yeter, Yunan adaları bizi bekler :) On iki adadan yalnızca Midilli'yi görebildim, o yüzden mümkün olan en kısa sürede bütün adaları görmek istiyorum. Fotoğraf Santorini'den bir görüntü.

Antakya

Biraz da ülke sınırları içinde kalalım, değil mi? Antakya, kendine has kültürüyle, tarihi zenginliğiyle, ve tabi ki mutfağıyla, görmek istediğim yerlerden biri. 

Datça

Güney Ege'nin nispeten sakin kasabası Datça, uzun zamandır aklımda olan yerlerden biri. Daha çok Kuzey Ege dolaylarında olduğumdan, yazın sıcakta güneye inmek zor geldiğinden Datça'ya gitmeye bir türlü fırsat olmadı. Datça manzarası koymadım ama, gitmişken Can Baba'nın mezarını ziyaret etmeden olmaz :)

En kısa zamanda listeyi temizleyip yenileri eklemek dileğiyle, hoşçakalın! =)

26 Kasım 2011 Cumartesi

Yunanca Öğreniyorum

Her şey Altınoluk'a yerleşmemle başladı aslında. Karşı kıyımız Midilli adası, yüzülecek kadar değil ama nemli olmayan havalarda çıplak gözle net bir şekilde görebileceğimiz kadar yakın. Küçük bir çocukken, hep düşünürdüm, belki de şu anda birileri tıpkı benim gibi meraklı gözlerle bize bakıyordur karşı kıyıdan diye. Hem yabancılaşmışız, hem de tanıştıktan yarım saat sonra aslında ne çok ortak yanımız olduğunu keşfedecekmişiz gibi gelirdi. Radyo frekansları sık sık karışırdı, ne dediklerini anlamazdım ama Rum müzikleri hep güzel gelirdi. Türk televizyonlarından çok Yunan televizyonları çekerdi özellikle uydu teknolojisinin yaygınlaşmadığı, antenin kendi imkanlarıyla çekebildiği dönemlerde.

Perşembe günleri Ayvalık'ın pazarı olduğundan, Rumlar günübirlik alışverişe gelirlerdi. Hiçbirimiz onların dilini anlamazdık ama, onlar çok güzel Türkçe konuşur, alışverişlerini yapar, sonra adalarına dönerdi. Bana hep garip gelirdi, onlar bizim dilimizi böyle konuşuyorken, biz onları anlamıyorduk. Konuşmaları müzik gibi gelirdi, Türkçeleri ise hep aksanlı. Ama o aksana da çok yakışırdı Türkçe, en azından ben yakıştırdım hep. 2008 yılında Midilli'ye gittim sonra. Bunca yıldır yüz yüze bakıyoruz, ziyaret etmemek olmaz diye. Hani şarkıda diyor ya aynı rakıyla dumanlı, dillerinde aynı şarkı diye, en ufak bir abartı yok. Denizimiz aynı, zeytinimiz, yemeklerimiz ve daha pek çok şey. Bir tek dilimiz farklı. Midilli'de kaldığım birkaç gün, üç beş kelime Rumca öğrenmiştim, evet hayır tamam günaydın gibi. Aklımın bir köşesinde Yunanca öğrenmek hep vardı. Ama nasıl? Nasıl olacaktı bu? Memlekette Yunanca kursu az, bir İngilizce bir Almanca değil ki her köşebaşında öğrenesin. Özel ders verenler çoğunlukta, onu da fırsat bulup ben yapamadım.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...