Pages

Altınoluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Altınoluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ağustos 2013 Pazar

Ağustos: Bir Ay, Üç Konser

Yaz yine hızla akıp geçmeye, bizi de ona yetişmek zorunda bırakmaya devam ediyor. En sevdiğim yaz aktivitelerinden biri olan konserler bu sene peş peşe olunca, bana ortalama 6 günde 1 İstanbul yolları göründü. Araya bir de bayram tatili girince işler iyice karman çorman oldu, ama dedim ya, hepsi o kadar peşpeşeydi ki bayramda bile konsere gittim. Hepsi bana ayrı ayrı mutluluk verdi. Bir de, konser/festival ortamını öyle özlemişim ki anlatamam. Hani bir çadır atsalar, gidip kalacağım, o derece. Şimdilik 3 konserle sakinleştim diyebilirim, ilerleyen zamanlarda kimler Türkiye'ye gelir, ben kimlere giderim bilinmez, ama bu Ağustos benim için konser ayı oldu, orası kesin.



Açılışı Roger Waters ile yaptım. Zaten hakkında pek çok kez yazıldı çizildi o yüzden ben de aynı şeylerden bahsetmeyeceğim. İtiraf etmeliyim ki Roger Waters benim bilinçli seçimim değildi. Bizim evde Pink Floyd hastası babamdır, aylar öncesinden konser haberini duyunca, kendisinin talimatıyla hemen biletleri kaptım. Açıkçası konser için pek bir beklentim yoktu, tabi ki elementary düzeyde Pink Floyd biliyorum, yani kendimi konserde idame ettirecek, şarkılara az çok eşlik edecek seviyedeyim. Ama "duvar" konseptinden habersizdim, babam konserde neler olacağından bana bahsettiyse bile, bu sefer ben sürpriz bozulmasın diye evdeki Live In Berlin dvd'sine yanaşmadım. İyi ki de izlememişim, çünkü en beklentisiz olduğum şeyler hep güzel çıkar, Roger Waters'ta da aynı şey oldu. Çoğu insan gibi ben de hayatımda böyle bir sahne izlemedim diyebilirim, konser süresince hem büyülendim, hem ağladım, hem güldüm, hem de eşlik ettim. Roger Waters ilk günden Gezi Parkı'na verdiği destekle gönül telimizi titretmişti zaten, konserde de aynı şeyi yaptı. Duvara yansıyanları görmeyen kaldı mı bilmiyorum ama, burada görsellere yer vermeyeceğim, çünkü konser boyunca çektiğim fotoğraf sayısı sıfır. Bu da, konser boyunca ne kadar etkilendiğimin kanıtıdır. Bir daha Roger Waters'ı izlemek kısmet olur mu bilmiyorum ama, bir kez olsun böyle bir konser izlemek de kendimi şanslı hissetmeme yetiyor. Bunun üzerine herhangi bir sahneyi beğenebilir miyim bilmiyorum, umarım her şeye burun kıvıran biri olup çıkmam :)



İkinci konser haberi, tam da "Öff ya, artık kimse de Altınoluk'a gelmiyo" diye söylenirken, çarşıda afişin karşıma çıkmasıyla geldi. Duman sevgimden daha önce bahsetmiştim. Bayramın ikinci günü Altınoluk Amfi Tiyatro'da olacaklarını öğrenince, Serap'ı aradım ve koşarak biletleri aldım. Duman'ı toplamda altıncı, Altınoluk'ta ise üçüncü izleyişim olacaktı, ama ben ilk günkü kadar mutluydum. Korkunç kalabalık bayram atmosferini saymazsak, konser çok güzel geçti diyebilirim. Serap'la hem nostalji yaptık, hem de çok eğlendik. Bu sefer sahne şovu olmasına gerek yoktu, çünkü Kaan, Batuhan ve Ari sahneye çıktığı anda eski arkadaşlarıma gelmişim hissine kapıldım, ve onları tekrar Altınoluk'ta gördüğüme çok mutlu oldum. Anlaşılan onlar da mutlu olmuş ki, 21.45'te çıktıkları sahneyi 01.00'da ancak terk ettiler, Kaan şarkı aralarında hiç yapmadığı kadar konuştu, eski/yeni her şeyi çaldılar. Bir tanesi hariç! Duman'ı son izlediğimde, yine aynı şarkı için sızlanıyordum ki, çıkışta Batuhan'a denk gelip bizzat kendisine de sızlanmıştım. Yine yine ve yine çalmadılar, canları sağolsun, Duman bugün olsun, yine dinlerim. Onlar iyi ki varlar, iyi ki geldiler.



Konserlerden sonuncusu Placebo idi, lise hayatımın olmazsa olmaz gruplarından biri. Onların da Türkiye'ye ilk gelişleri değildi ama ben hepsini itinayla kaçırmıştım, o yüzden bu sefer gözümü karartmıştım, tek başıma da olsa gidecektim. Tam da bu düşüncemi dile getirmiştim ki Cem, "Ben ne güne duruyorum?" dedi ve biz bir süre biletlerin satışa çıkmasını bekledik. Yine ışık hızıyla alınan biletlerin ardından, 16 Ağustos Cuma günü Brian Molko'yu canlı görmek ve dinlemek için Parkorman'daydım. Açık söylemek gerekirse konser pek parlak değildi, bir de ben konser esnasında şarkılarda yapılan değişiklikleri sevmiyorum, hep olduğu gibi yorumlansın istiyorum. Bu yüzden de bazı anlarda pek keyif alamadım. Ama Brian Molko'nun kanlı canlı karşımda olduğunu idrak ettiğim her an çok mutlu oldum, yani konsere gittiğime asla pişman değilim. Konser biraz daha uzun sürsün, seyirciyle biraz daha iletişime geçsinler isterdim örneğin, ama Every Me Every You, The Bitter End, Song to Say Goodbye, Meds, Twenty Years, Infra Red gibi şarkılara eşlik etmek bile güzeldi. Yine de, beni o kadar kesmedi ki, bir süre kendi kendime söylemeye devam ettim :) 

***

İşte konser hikayelerim böyle, her biri farklı, her biri güzeldi. Şimdilik sırada pek kimse yok gibi, ama bir Muse gelse hayır demem mesela, veya yollarımız kesişse Teoman'a uçarak giderim. Yeni etkinlikler için hatta kalın, ne olur ne olmaz :)


10 Haziran 2012 Pazar

10.Gün: Yaşadığım Şehrin/Kasabanın Bir Fotoğrafı


Mevsim itibariyle Altınoluk'a dönmüş bulunduğumdan, bugün buradan bir fotoğraf paylaşıyorum. Bilenler için değişiklik olmayacak ama, benden tüm bilmeyenlere ve özleyenlere gelsin bu görüntü :)

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Yaz Günlüğü

Sevgili Günlük,

Aslına bakarsan bugün de diğerlerinden farklı olmadı. Aynı saatte kalkıp, aynı şeyleri yedik. Aynı şeyleri izledik, aynı şeylere güldük. Yine de, her gün en az diğeri kadar güzel, diğeri kadar miskindi. Özet geç lan (!) dersen günlük, o da kabulüm, işte sana klasik bir yaz gününün saati saatine yazıya dökümü;

12.00 : Kalkış

12.00 - 12.30 : Kahvaltı için 20 metre ötedeki simit fırınına kim gidecek diye pazarlık yapma

13.00 : (sonunda) Kahvaltı

13.00 - 16.00 : Serbest zaman. Bu arada Türk kahvesi içilir, akabinde fal kapatılır, fonda Powerturk tv'nin açık olmasına özen gösterilir, gazetenin bulmaca ekleri paylaşılır, sıkılınca batağa dönülür, o da olmadı dizi izlenir.

16.00 - 18.30 : Denize girmek üzere Melisa cafe'ye doğru yola çıkılır. Bira&patates&batak 'tan zaman kaldığında denize girilir.

18.30 - 19.00 : Duş.

19.00 - 20.00 : Yaşasın yemek yemek!

20.00 - 20.30 : Bulaşık :(((

20.30 - 21.00 : Şanındandır, dışarı çıkmak için hazırlanma seansı.

21.00 - 21.30 : Dışarı çıkmadan önce iki tek atılır, zaman geçmiyorsa batak başlar.

22.00 - 02.00 : Dışarıda serbest zaman. Kuvvetle muhtemel sahilde, sözleşmeden buluşulan arkadaşlarla birlikte, bira, şargoz, midye dolma ve Uğur büfe tostu eşliğinde. Tabi ki Uğur büfe sponsorluğunda.

02.00 - 05.00 : Evde vakit geçirmece. Arzuya göre cilalama için bira, duruma göre internet, can sıkıntısına göre dizi, evdeki kişi sayısına göre batak.

05.00 - VE uyku.

***

Rutin bir günümü açık yüreklilikle anlatıp afişe olduğuma göre, artık gidebilirim günlük. Beni ararsan, balkondayım.

15 Haziran 2010 Salı

Yaz Köşesi

Bir Demir Demirkan şarkısı tadında, gizlice geliyorum sahile, kimse bilmeden. Karanlıkta sadece silueti seçiliyor, ama anlıyorum onun olduğunu. Daha sonra pek çok kez onu o şekilde beni beklerken bulacağımı bilmeden, yanına oturuveriyorum, sanki ilk kez değilmişçesine. Bir süre sonra, o arkaya geçelim diyor, duvar dibine. Sahildeki evin kumsala inen merdiveninin tam yanına. Karanlık bir köşe, kimsenin göremeyeceği, ve sadece iki kişinin sığabileceği şekilde. İşte ilk kez, o köşede oturuyoruz, sonraları yine orada sabahlayacağımızı bilmeden.
***
Tam altı yaz geçmiş üzerinden. Ve tam altı yaz sonra, kimsenin koyamadığı noktayı, Deniz koymuş. Bugün o köşe sular altında. Beton merdiven yıkılmış, suyun içinde yüzüyor. Bir süre bakakalıyorum sular altında kalan kumsala. Deniz her şeyi silmiş süpürmüş. Tanıştığımız günü, o köşeyi, geçmişi, ve yaşadığımız bütün yazları. Hiçbir şey kalmamış geriye.
Anlıyorum, bitmiş.
Deniz de son kalanları silmiş atmış, en derinlere.

19 Kasım 2009 Perşembe

Sabaha Karşı Diyalogları

Yer: Altınoluk
Saat: Sabaha karşı 00:00-07:00 arasındaki herhangi bir an
Kişiler: Serap, Deniz

11 Eylül 2009 Cuma

Hanzo Puanlama Sistemi

Evet arkadaşlar, bir sürelik suskunluğumu bu yeni puanlama sistemi ile bozuyorum. Malumunuz, Altınoluk'ta uzatmaları oynuyorum, annemin çılgın inşaat günlerinden istifade ederek, Balıkesir'den köşe bucak kaçıyorum. Sonuç olarak, Serap, inler, cinler ve tabi ki hanzolarla Altınoluk'tayım. Sezondaki gibi geç saatlere kadar dışarda olmasak da -daha doğrusu makul bi saatte eve giriyo olsak da- sezon sonu olduğu için, insanız ya, dikkat çekiyoruz ıssız Altınoluk'ta. Israrla burdayım, en sevdiğim mevsimde, en sevdiğim sahil kasabasında, ne kadar laf yesek de. Artık sinirlerimiz bozuldu, gülüyoruz, ve yine bu harika gecelerden birinde, şehir magandalarını puana tabi tuttuk, elimizde böyle bir tablo oluştu, lafı uzatmadan hemen paylaşıyorum.
Memleketi sel götürmüş, evler arabalar yağmalanmış, Altınoluk'ta hayat devam etmekte, umarsızca.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Edremit Körfezi Sorunsalı

Bilenler bilir, Balıkesir'i pek sevmem. Hep söylerim, Balıkesir'i uzaktan sevmek aşkların en güzelidir diye. Ama biri kalksın, Balıkesir şöyle kötü böyle kötü desin, gözüm döner. Hani evin en yaramaz çocuğuna hep kızarsınız, ama başkası kötülediğinde onu savunursunuz ya.. Aynı şey. Balıkesir'e az giderim, sevmem doğrudur, ama laf da söyletmem. Hele bir de kıymete binsin, daha da sinirlenirim, benim memleketime başkaları gelmiş, yerleşmiş, yazın güneşin denizin tadını çıkarıyo... Malum, yazları bizim Edremit Körfezi pek revaçtadır. Son 5 senede iyice popüler oldu, daha önce Altınoluk'un hedef kitlesi Balıkesirliler ve İstanbullularken, başka şehirlerden de gelip yerleşen artmaya başladı. Buraya kadar yaptıklarımın çocukça kıskançlıklar olduğunu kabullensem de, tahammül edemediğim, bu insanların buraya gelip benim memleketimi kirletip, bir de üstüne laf söylemeleri. Efendim şehir ismi vermiyorum, alt katımıza taşınan bir takım taşralı insanlar, 3 aylarını burada, dünyanın 2.oksijen cenneti olan Altınoluk'ta geçirip, bir de utanmadan burdaki insanları beğenmiyorlar. Kendi insanları bambaşkaymış, Egeliler kabaymış. Beğenmiyosan gelmezsin arkadaşım. Seni buraya kimse zorla getirmedi. Yiyosa yaz mevsimini kendi çöl iklimine sahip memleketinde geçirmek, zaten burda olmazsın. Eğer ki burda yolunda gitmeyen bişey varsa, o da sonradan gelenin yapmış olduğu hatadır, onun bozduğu düzendir. Sırf bu taşralılar gelsin burda yazın rahat nefes alsın, deniz görsün, güneş görsün diye burdaki zeytin ağaçları kesiliyor, evler yapılıyor, denizimiz kirleniyor. Mavi bayraklı denizmiş, peh, ilerde ne mavisi kalır ne bayrağı. İşte o zaman bu tüketici topluluk, yeni yerler aramaya başlar,doğasını ve düzenini bozacağı, insanına söveceği yeni yerleşim yerleri.. Olmuşsa eğer bir kabalığımız, bu da onların yüzündendir, ben Balıkesir insanına da gözüm kapalı kefil olurum, suç karşı tarafındır, şu anda beni de kaba yapan zaten onlardır.
Buraları beğenmiyosan memleketine gidersin arkadaşım, seni zorla tutan da yok.

2 Temmuz 2009 Perşembe

Altınoluk, dibine kadar

Görüyorum ki Haziran benim için verimsiz bir ay olmuş. Öylesine vurdumduymaz bir moddayım ki şu an, bu vurdumduymazlıkla sorumluluk alıp bir şeyler yazmayı denemem hayret verici. Ayda sadece 2 yazı yazmak bir şey değil de, yazmayışımın nedenleri sinir bozucu. Final dönemini tek bir hasarla atlattım, Şile'den ayrılmak oldukça can sıkıcıydı, dönemi Bengü'nün kolbastısıyla kapatmak bir o kadar ironikti, kendimi bi anda Altınoluk'ta bulmamsa bütün dengemi bozdu. İlk haftanın oldukça sıkıntılı geçtiğini söyleyebilirim, "Altınolukta olan bir ben"den beklenmeyecek kadar kötü bir performanstı. Sonra nasıl olduysa, bir vurdumduymazlık geldi üstüme, burdaki eski ve saçma sapan hayatıma döndüm. Altınoluk sahil, bira, gündüz görsem tanımıycağım ama gece muhabbetin dibine vurduğum insanlar.. Benden bir beklentisi olmayan, benim de kaybetmekten korkmayacağım insanlar çoğu. Bir siluetten ibaret hepsi.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...