Pages

postcrossing etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
postcrossing etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Nisan 2014 Cuma

Postcrossing ve Koleksiyon Yapmak Üzerine

Hobileri olan insanlara bayılıyorum. Spor yapmak veya bir enstrüman çalmak elbette ki güzel şeyler, tabi yetenekliyseniz. Ancak benim en çok sevdiklerim ve saygı duyduklarım koleksiyonerler. Postcrossing hayatıma girdiğinden beri, koleksiyon yapanları daha iyi anlamaya başladım. Orada tanıdığım çoğu insan, bir şeyin peşinden tutkuyla giden, hayal gücü geniş ve naif insanlar. Bu anlamda Postcrossing, sadece kartpostal değil, envai çeşit değiş tokuş yapmak için fazlasıyla müsait bir ortam. Çünkü karşındaki insan da, hiçbir şey olmasa bile kartpostal biriktiriyor. Ve yine o insan, hele Türkiye'deyse, kartpostal satın almak istediğinde, veya postane memurundan pul istediğinde tuhaf bakışlara maruz kalmaya alışkın. O yüzden, koleksiyoncunun halini anlıyor.

Yine Postcrossing sayesinde, çok tatlı bir Alman çift tanıdım. Herkese nasip olmayacak büyüklükte, harika bir koleksiyona sahipler; şişe kapakları biriktiriyorlar. Evet, bildiğiniz gazoz, kola, soda, bira kapaklarını biriktiriyorlar, hem de dünyanın her yerinden. Elbette Postcrossing koleksiyonlarını genişletmekte büyük katkı sağlamış, bu sayede hiç gitmedikleri ülkelerden sayısız şişe kapağı edinmişler, buna Kuzey Kore dahil.

kaynak/source: http://www.postcrossing.com/blog/2013/12/16/postcrossing-spotlight-andrea209-from-germany

Fotoğrafta gördüğünüz bu çiftin evinin duvarları. Kapakları ayrı ayrı, türlerine ya da ülkelere göre görmek isterseniz, hepsini web sayfalarına yüklemişler. Bu duvarları görünce ben de dayanamadım ve kendilerine koleksiyonlarına ufak bir katkı sağlamak istediğimi söyleyen bir mail attım. Adreslerini aldım ve ellerinde olmayan 5 tane kapağı posta yoluyla kendilerine yolladım. Böyle bir koleksiyonun parçası olmak, ufacık bir desteğimin olmasını bilmek bile mutluluk verici. Bir seferliğine yolladım bitti derken, Andrea'nın bana kapakların ulaştığını bildiren teşekkür mailini aldıktan sonra içtiğim her şeyin kapağına bakmaya başladım, "Acaba bu ellerinde var mıdır?" diye. :) Şimdi ikinci postayı hazırlamak üzereyim, bir yerde birilerini sevindirdiğimi bilmek çok güzel.

Andrea ve Andreas'ın web sayfasını görmek isterseniz, link burada.

12 Kasım 2011 Cumartesi

Postcrossing Yazısı #2

Pek çoğunuzun da bildiği gibi, bundan bir ay önce Postcrossing girdi hayatıma. Postcrossing'den bahsetmiş olduğum yazımda dediğim gibi, geçtiğimiz süre boyunca kartpostallar, PTT, filateli gibi pek çok konuyla haşır neşir oldum. Ve bugün, bir aylık deneyimimi paylaşmak için buradayım =)

İşe beş tane adres almakla başladım. Yazıyı yazdıktan sonra üç adres daha aldım, evdeki kartlarımı ortaya döktüm, ve ne yazık ki iç açıcı sonuçlar çıkmadı. Özenle sakladığım mektuplarım ve bana gelen kartlar duruyordu ancak yollamak üzere aldığım kartlarımın hiçbiri yoktu. Ben de dışarı çıkıp yeni kartlar almaya karar verdim. Tabi bunun devamının geleceğini bilmeden, aklıma ilk gelen kırtasiye, kitabevi benzeri dükkanlara gittim. Öncelikle şunu söylemeliyim ki, kartpostal sorduğunuzda uzaylı gibi bakıyorlar. Pek çok çalışan, kartların yerini bile unutmuş durumda. Ellerinde bulunanların çoğu eski kartlar, yıllar var ki yeni kart basılmamış/alınmamış. Size de tavsiyem, öyle havalı yerlere girip kartpostal aramayın. Çoğu eski dükkanlarda, en köşe bucak yerlerde. Ama en güzel kartlar da bu eski yerlerden çıkıyor. Fiyatları da değişkenlik gösteriyor, belli bir çizgisi yok. Kimisi elinden çıkarmak adına komik rakamlar söylerken, bazıları da hazır satacak birini bulmuşken tanesine öyle bir şey diyor ki, bu da toplu alımlarda fazlaca tuzlu oluyor. Pazarlık payı var, çirkeflik serbest. Yani biri çıkıp da "Yok ya, kartpostal mı kaldı, satmıyoruz artık" derse, ki bana dendi, "Satmazsan satma arkadaşım, toplu alıcaktım, sen kaybettin" deyip olay mahalini terk edebilirsiniz, sonuçta müşteri her zaman haklıdır.

Kartlara gelecek olursak; şehir görünümleri ve simli noel babalı yılbaşı kartları çoğunlukta. Ve ne yazık ki kartpostal konusunda çoğu ülkeden gerideyiz. Tamam, ülkeyi tanıtmak güzel bir şey ama, diğer ülkelerden gönderilen kartlara baktığınızda göreceksiniz ki, çok daha yaratıcı şeyler var. Turistik kartpostallarda İstanbul'un ekmeğini bol bol yemişiz, Kız Kulesi, Boğaz Köprüsü ve Ortaköy Camii'ni sıkça görebilirsiniz. Ancak turistik kartlar dışında orijinal şeyler bulmak için, sahafları ve az önce de söylediğim gibi eski -ve hatta izbe- kitabevlerini gezmek gerekiyor. Hiç beklemediğiniz yerlerde, beklemeyeceğiniz güzellikle kartlar bulabilirsiniz. Örneğin bir yerde, çocukken hayal meyal hatırladığım kenarları tırtıklı kartlardan buldum ve inanamadım. Böyle yerlerden sadece yollamak için değil, arşivlik pek çok şey de çıkabiliyor, ve bir süre sonra fark ediyorsunuz ki, önünden geçerken hiç de bakmadığınız bir kırtasiyeye girip kartpostal sormaya, her yerde yeni kartlar aramaya başlıyorsunuz.

9 Ekim 2011 Pazar

Kasvetli Pazar ve Kartpostallar

Bu aralar kasvetli ruhum, tıpkı bugünkü yağmurlu pazar gibi. Ne yapsam, ne etsem diye düşünüp bir yandan da bloglara göz gezdirirken, Laliş'in yazdığı bir yazı heyecanlandırdı beni, adeta pazar günümü renklendirdi.

Bilenler bilir, eski ve nostaljik olan her şeyi severim. Hiç tanımadığım, dünyanın öteki ucundan bir mektup arkadaşım olmadı ama Serapla senelerce mektuplaştık. Kartpostallar, zarflar biriktirdim, posta kutusuna hala gözüm kayar, kutunun deliğinden Serap'ın el yazısını bir bakışta tanıyabilirim,  konuşmaktansa postaya vermesem bile mektup yazarım hala sevdiklerime. Laliş de bir kart koymuş bloguna, Japonya'dan gelen. "Bu da nesi" dedim kendi kendime, yurtdışında bir arkadaşının yolladığını düşündüm. Sonradan eski yazılarını okuyunca anladım ki internet üzerinden bir network ile dönüyormuş bu kartpostallar. Hemen adresini verdiği siteye üye oldum tabi.

Çok fazla kartpostal meraklısı var mıdır bilmiyorum ama, onlar için söylüyorum, belki benim gibi birini sıkıntılı bir anında mutlu eder diye. www.postcrossing.com 'a üye oluyorsunuz, adresinizi veriyorsunuz ve send a postcard diyorsunuz ve site size yollayacağınız adresi söylüyor. Bu kadar basit! İlk önce sizin yollamanız gerekiyor, yolladığınız ne kadar kart yerine ulaşırsa size o kadar kart geliyor. Size bir kod veriyorlar, aman onu kartpostala yazmayı sakın unutmayın, kartınızın yerine ulaştığının garantisi bu. Sonra beklemeye başlıyorsunuz. Ben iki tanesini hazırladım, biri 10 yaşındayken Anıtkabir'den aldığım Atatürk portresi, Çin'e gidecek, 17 yaşında bir kıza. Diğeri ise Finlandiya'da yaşayan, doğayı ve manzara resimlerini çok sevdiğini söyleyen 7 torunlu bir kadın için, Balıkesir'de çekilen yel değirmeni fotoğrafı. Pazar olduğundan bugün postaneye koşamıyorum, ama yarın ilk işim kartları yollamak olacak. Sonra yine, eskisi gibi kartpostal alışverişine başlayacağım, bakalım kartpostal sektörü hala hayatta mı.

Umarım hızlıca gider kartlarım, sonra başlasın posta kutusu başında beklemeler!

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...