İsterdim şimdi buraya Jimmy Wales gibi acıklı bakan bir fotoğrafımı koyup "Abi bi sigara parası be" diye bağış istemeyi, ama neredeyse 2 sene olacak bu blogu tutmaya başlayalı, ben sizden tek bir şey dahi istemedim, üstelik böyle gözleri dolu dolu bakan bir fotoğrafım bile yok. O yüzden yandaki kızcağız ile idare edin, ben bu kadarını yapabiliyorum.Blog yazmaya başlamak da ilginç bir hadiseydi benim için, her ne kadar 10 yaşımdan beri kağıt kalem bulduğumda cümleler kurmayı çok sevdiysem de, çoğu zaman onları paylaşmaya yanaşmadım. Hala bile yerin dibine geçtiğim zamanlar oluyor biri yanımda yazdıklarımı okuyunca. "Peki neden buraya yazıyorsun?" diyenler olabilir, ama satır aralarına hep sıkıştırmaya çalıştım burayı özel bir sayfa yapmak istemediğimi, elimden geldiğince uzak durdum blogu günlüğe çevirmekten. Blog yazmak aynı zamanda değişik bir deneyimdi benim için, Bir Genç Kızın Gizli Defteri olmaktan çıktım, paylaşmayı öğrenir oldum, ne kadar ilerlediğimi, ne kadar verimli olduğumu aylara göre gözlemledim, yorumları okudum. Zaman zaman sıkıldığımı kabul etmeliyim, çünkü yazmanın rahat bir iş olmadığına inananlardanım, ve hiçbir zaman mutluyken yazamadım, veya meşgulken. Kötü gün dostum oldu hep yazmak, terapi gibiydi bir bakıma, hatta ferahlamak gibi. Ama asla güzel bir pazar öğleden sonrasında bir elimde gazetem, önümde çayım, bilgisayar başında klavye tıkırdatmadım. Gece yarısı, loş ışıkta, uykusuzluktan gözleri şişmiş ve yüksek ihtimalle keyifsiz bir şekilde oturdum bilgisayar-kağıt&kalem başına. Bazen bütün yazıları yok etmek istediğim de oldu, bu blogu tamamen silmeyi ciddi ciddi düşündüm. Ve itiraf etmeliyim ki çok yakın dönemlerde düşündüm bunu, ama yapamadım. Onun yerine, birkaç ufak tefek yenilik yapıp hevesimi geri kazanmak istedim.