Pages

21 Nisan 2012 Cumartesi

Tatlı Krizinde Kaçınılmaz Son; Fondü

Aslında her şey, benim evdeki ekstra acı bitter çikolataları benmari usulü eriticem diye tutturmamla başladı. Efendim, bundan birkaç hafta önce, annem yanlışlıkla Eti Karam'ın üretmiş olduğu acılığı azaltılmış bitter çikolatasını almış. Eti'yi severim, iyidir hoştur da, acılığı azaltılmış bitter çikolata fikrini saçma buldum. "Hani bitter acıydı?" sloganı ondan da saçma. Bitter acıdır! Çikolata gurmesi olmasam da, mevzu bahis çikolatayı yer yemez bir acayiplik olduğunu anladım, ve bütün çikolata keyfim yerle bir oldu. Bu noktada Selçuk Yöntem'e katılıyorum çünkü, ben de bitterciyim! Acılığı azaltılmış bitter'i aforoz ettikten sonra, artık gözüm nasıl döndüyse, bu sefer gidip dört paket Eti Karam Yoğun Bitter Lezzeti aldım. Evet, bitter acıdır ama bu seferki benim için bile fazlaydı.

Bitter çikolatalarım bir kenarda dururken, bugün sonunda senenin ilk çileğini yedim. Zaten meyve yiyen bir insan değilim, bir de işin hormon boyutu olunca, mevsiminden önce meyveyi eve sokmamaya gayret ediyoruz. Derken tatlı krizim tuttu, ve bir anda kafamda şimşekler mi çakmadı, ampuller mi yanmadı, neler neler oldu ve ben bitter çikolatalarımı eritip çilekle yemeye karar verdim.

Daha önce de kendi çapımda bir iki tarif vermiştim hatırlarsanız. Bu fondüyü tamamen friistayl yaptım. Şöyle ki, ne fondü setim var, ne de herhangi bir ölçeğim. Fiyakalı bir malzemeler listesi hazırlasam, o da yok. Biraz çileğiniz, bir paket çikolatanız olsun yeter. Bir çaydanlıkta, veya su ısıtıcısında suyunuzu ısıtın. Bir geniş kabınız ya da büyük kaseniz olsun, bir de minik bir kabınız. Ben büyük bir kase ile, küçük bir su bardağı kullandım. Küçük su bardağınızı kasenin içine koyun. Çikolatalarınızı kırın, ve bu küçük bardağın içine koyun. Çikolatalar ne kadar ince olursa, o kadar kolay eriyecektir. Kaynar suyu kaseye boşaltın, ve üzerini kapatın. Kaynar suyun sıcaklığı ile bardaktaki çikolataların eridiğini göreceksiniz. Daha sonra çilekleri, veya arzuya göre başka meyveleri yanında başka bir tabağa dilimleyin. Buradaki olay sadece çikolataların benmari usulü eritilmesi. Bu kadar basit! Fondü seti olmadan, detaylı ölçülere gerek olmadan tatlı krizlerine bu şekilde son verebilirsiniz.

Bir de bitter çikolataları tüketmenin mutluluğu varya, işte o bambaşka. Acı çikolatayı abartmayalım arkadaşlar, her şey kararında güzel.

16 Nisan 2012 Pazartesi

Mino'nun Siyah Gülü



Hakkında söylenecek çok şey var aslında, ama kelimeleri nasıl toparlayıp da yazacağım bilmiyorum. Kitabın isminin yerine bir başlık atabilirim diye düşünürken, sonradan fark ettim ki atılabilecek en güzel başlık, kitabın isminin ta kendisi.

Aynı gün içinde birkaç blogda karşıma çıkan bir kitaptı Mino'nun Siyah Gülü, o kadar merak etmiştim ki kitapçıya koşup hemen almayı düşündüm, sonradan İdefix alışverişime dahil oluverdi. Şans bu ya, İdefix'te imzalı olarak da mevcuttu. Kitabı kendin imzalatıp yazarla iki çift laf etmenin tadı ayrı tabi, ama madem internetten alacağım, neden imzalı olanını almıyorum dedim, ve böylece Mino'nun Siyah Gülü sepetime girmiş oldu. İki gün sonra elimdeydi, üçte biri bitmiş bir şekilde.

Kitabın yazarını, yani Hüsnü Arkan'ı görünce başta anlamadım. (İsim hafızam acınası hallerde maalesef) Sonra bir Ezginin Günlüğü sever olarak ayıpladım kendimi. En sevdiğim seslerden biridir Hüsnü Arkan, ama kitaplarından haberim yoktu, evet bu da benim ayıbım.

Kitaptan fazla söz etmeyeceğim, söyleyebileceğim tek şey "Alın, okuyun" olacak. En az Hüsnü Arkan'ın sesi kadar hüzünlü olan bu kitap, hem çok akıcı, hem de bitmesin istiyorsunuz. Bitince üzülüyorsunuz, boğazınızda bir yumru gibi kalıyor. Bir de cd olacak kitabın yanında, bitince onu dinleyin. Mino'nun Siyah Gülü'ne daha güzel bir final olamazdı.

Bu da, tanıtım videosu. İyi haftalar herkese!

10 Nisan 2012 Salı

Doğal Maşa - Magic Leverag

Son zamanlarda fırsat sitelerinin de artmasıyla annemle bu siteleri kurcalamayı adet edindik. Gün içinde birlikte değilsek bile, birbirimizi telefonla arayıp telekonferans sayesinde fırsatları (!) yakalıyoruz. İlgimizi en çok ucuz ayakkabılar çekiyor, ancak bir de Bitenekadar gerçeği var ki, oraya girince kendimizi durduramıyoruz. O kadar farklı kategoride değişik ürün seçenekleri var ki, ve her şey o kadar cazip ki bazen kendimi "100 parça pasta süsleme seti mi alsam, bir gün lazım olur" gibi cümleler kurarken buluyorum. Yine böyle bir anımda, karşımıza öyle bir ürün çıktı ki, ne annem ne de ben hayır diyebildik, ve hemen sepete ekledik.



Ürünün adı Magic Leverag, mucize saç bigudisi diye geçiyor. Annem de ben de saçlarıyla uğraşmayı çok seven insanlar olunca, neden olmasın diyerek denemeye karar verdik. Çocukluğumdan beri bigudilerin hastasıyım, bunda düz saçlarımın da etkisi vardır elbette. Magic Leverag paketinden 8-10 çift bigudi çıkacak, ve bir de kalın çubuk. Başta pek bir çözemedik, daha sonra youtube'daki videoları izleyerek nasıl yapılacağını kavradık. Ürün Türkiye'de henüz çok popüler değil, ancak gördüğüm kadarıyla yayılmaya başladı. Öyle ki, internetten aldıktan birkaç hafta sonra etrafta da görmeye başladım. Zamanında maşa da kullanmış bir insan olarak, saçlarımın kırılmasından şikayetçi olduğum için bu ürünün saçlarınız için çok daha zararsız olduğunu söyleyebilirim. Kullanımı ise şöyle;

Banyodan çıktığınızda hafif nemli ve temiz saçlarınıza şekillendirici sürün. Ben hem jöleyle, hem de köpükle denedim ve en iyi sonucu köpükten aldım. Saçlarınızı tutamlara ayırmanız yararınıza olacaktır. Daha sonra paketten çıkan çubuğun ucuna saçınızı geçirin, üzerine bigudiyi takın ve çubuğu saçınızdan kurtarın. Her tutam için aynı işlemi gerçekleştirin. Eğer bigudilerle uyuyabilirseniz ertesi güne çok güzel sonuçlar alabilirsiniz, ancak vaktiniz yoksa, veya bigudilerle uyumayı sevmiyorsanız bigudilerin üzerinden saç kurutma makinesiyle kurutup 1-2 saat bekleyin, hatta daha da sağlama almak isterseniz sprey sıkabilirsiniz. Sonuca bayılacağınızdan emin olabilirsiniz :)

Daha iyi anlaşılması açısından video da ekliyorum. Bitenekadar başta olmak üzere pek çok alışveriş sitesinde bu ürünü bulmanız mümkün. Saçlarınız uzun ve gürse iki paket almanızı öneririm.


8 Nisan 2012 Pazar

Çekiliş Duyurusu

İyi pazarlar herkese! Bugün size bir çekiliş duyurum olacak :)


Çekilişi yapan ben değilim fakat, çok sevdiğim ve müşterisi olma şansına eriştiğim bir blogger. Lili, blogunu taşımasının şerefine bir çekiliş düzenlemiş, kazanan fotoğrafta gördüğünüz bu çok tatlı minyatürün sahibi olacak. Dediğim gibi, daha önce Lili'nin müşterisi olduğum için onun ellerinden çıkmış çok tatlı bir kolyem var, o yüzden kendisinin ürünlerine kefilim, ve elbette ki çekilişi kazanıp bir minyatüre daha sahip olmak isterim :) İlk defa bir çekiliş için burada bir reklam yapıyorum ancak Lili reklamı ve övgüleri hak ettiği için bunu seve seve yapıyorum :) Çekiliş sayfası için böyle buyrun;

http://www.lilimini.com/2012/04/lilinin-cekilisi-giveaway-of-lili.html

23 Nisan'da bu güzel minyatür kimin olacak göreceğiz :)

31 Mart 2012 Cumartesi

Bir Alışveriş Güncesi

Yazanın notu: Şimdiki yazacaklarım, bir karalama politikası değil, tam aksine sadece yaşadıklarımı anlatmak amaçlıdır. Burada bahsedeceklerimi, olayın muhattabına çok daha ağır cümlelerle anlattım. O yüzden burada kullanacağım kelimeleri elimden geldiğince seçmeye çalışacağım. Sonrası için karar sizin.

Yıllardır internetten alışveriş yaparım. Yabancı alışveriş sitelerinin kurdu sayılmam ama, Türk alışveriş sitelerinin bir çoğunu denedim. Çok uygun fiyata çok işime yarayan şeyler aldığım da oldu, bir hevesle alıp bir kenara attıklarım da. Sorunlu alışverişlerim de oldu, sorunsuz da. Ama hepsinin ortak noktası, düzgün bir iletişim kurduğum zaman, karşılıklı anlayışı sağlayabilmekti. Gerisi zaten geliyor.

İnternetten en çok kitap alışverişi yapmayı severim. Bana göre en sorunsuz alışverişlerden biridir kitap almak; bir elbisenin üzerinde nasıl duracağını bilemezsin, bir ayakkabı rahat mıdır anlayamazsın veya bir parfümün kokusunu bilmeden alamazsın ama kitap, kitaptır işte. Yazarını tanırsın, arka kapak yazısını okursun, veya tavsiyelere göre seçersin, bu kadar basit.

İnternet üzerinden kitap alacaksam tercihim yüzde yüze yakın bir oranla bellidir; İdefix. Çalışma şekillerini, müşteriye olan yaklaşımlarını, ve hızlı geri dönüşlerini her zaman sevmişimdir. Bu hızlı geri dönüş mevzusunu aklınızda tutmanızı rica ediyorum, çünkü az sonra tekrar değineceğim.

Twitter'dan takip eden varsa biliyordur, geçtiğimiz haftalarda Kitapyurdu.com ile ciddi bir sıkıntı yaşadım. Dediğim gibi tercihim her zaman bellidir, ancak aradığım bir kitabı stoklarda bulamayınca mecburen Kitapyurdu'na bir göz attım. Aradığım kitap stoklarda gözüküyordu, ben de siparişi vermiş bulundum. Vermiş bulundum diyorum çünkü istediğim kitap bir Siyasi Tarih kitabıydı ve kaynakça olarak kullanmam gerekiyordu. Okumak istediğim bir roman olsa ortalığı bu kadar ayağa kaldırmazdım zaten. Neyse, kitabı sipariş ettim, temin süresi 5 gün gözüküyordu. Bekliyorum yani, yapacak bir şeyim de yok. Beş gün geçti, üzerine bir beş gün daha geçti, ve ben kitabı temin edemediklerini, birkaç gün içinde kitabı temin edebileceklerini düşündüklerini (bakın hala garanti yok, düşünüyorlar sadece) veritabanlarında yüz binin üzerinde kitap olduğunu ve bunun takibinin mümkün olmadığını anlatan bir mail aldım. Bundan üç sene önce de yine aynı site ile benzer bir problemi yaşamıştım, stoklarında olmayan kitapları mevcut gösterdikleri için sipariş etmiş, yine harfi harfine aynı maili almıştım. Yani demem odur ki, Kitap Yurdu, üç sene içinde stok takibi ve müşteri memnuniyeti konusunda hiçbir ilerleme kaydedememiş, hala var olmayan kitabı ellerinde mevcut göstermeye devam etmiştir.

Maile cevaben, siparişimi iptal etmek istediğimi belirttim. Bir yandan da siteden Sipariş Takibi bölümünden kontrol ediyorum, sipariş iptal olmuş mu, para iadesi yapılmış mı diye. 2-3 gün sonra, gönderdiğim maile cevaben yine aynı özür maili geliyor. Öyle ki, şüpheye düşüyorum bütün mailler otomatik yanıtlanıyor diye. Çünkü karşınızda hiçbir şekilde bir yetkili veya muhattap bulamıyorsunuz. Siparişimin iptal edilmesini isteyen bir mail daha atıyorum, ve bu sefer kökten çözüm olarak üyeliğimi iptal ediyorum. Ancak ertesi günü iki mail geliyor peşpeşe; biri kredi kartıma iadenin yapıldığını söylüyor, diğeri de kitapyurdu'na gösterdiğim ilgiye teşekkür ediyor. İlgi? Teşekkür? Bunların hiçbirini istediğimi sanmıyorum. Bu arada sürekli e-bülten'ler geldiğini belirtmeliyim, yetkili birinden düzgün bir cevap bile alamazken, sürekli bülten alıyorum, bir de dalga geçer gibi ilgime teşekkür eden mailler.

Üyeliğimi iptal edeli yaklaşık bir hafta oldu ve hala e-bülten alıyorum. Mail almak istemiyorsanız boş mail atınız denen adrese her seferinde de mail atıyorum. Dünden beri ses yok, sistemleri üyelikten çıkış isteğimi idrak edebildi mi bilmiyorum. Ancak bildiğim bir şey var ki, bir daha asla kendilerinden alışveriş yapmayacağım. Aradığım bir kitabı sırf stoklarında görür de sipariş ederim, sonrasında da yine aynı şeyler yaşanır diye garantiye almak için üyeliğimi iptal ettim. En azından üyelikten çıkma lüksümüz var, bu da bir şey tabi.

Kıssadan hisse: Sitenin pek çok kampanya yaptığını, çok ucuz kitaplar bulunabildiğini biliyorum. Fakat üç sene arayla aynı olayı yaşayınca, bir de böyle bir ilgisizlikle karşılaşınca kendimce bir uyarı yapmak istedim. Acil bir isteğiniz olduğunda ilgi sıfıra yakın, birine ulaşmak istediğinizde geri dönüşler çok geç, ve baştan savma. Otomatik mailler dışında düzgün hiçbir mail almıyorsunuz diyebilirim. Benim deneyimlediğim en iyi kitap satış mağazası İdefix'dir, onun dışında Nadir Kitap var, en olmadı Gitti Gidiyor var. Kitap Yurdu mu, ben almayayım, sağ olun!

25 Mart 2012 Pazar

Uyku Halleri

Bundan birkaç ay önce bir yerlerde duymuştum, bir Hint inanışına göre insanlar ikiye ayrılırmış; tarla kuşu ve baykuş diye. Kimisi erken yatıp erken kalkar, tüm hayatını gündüz yaşamayı severmiş, tıpkı tarla kuşları gibi. Kimisi ise baykuş gibi geceleri ayakta olur, o zamanını daha verimli geçirirmiş. Daha sonra bununla ilgili ne kadar araştırma yaptıysam da bulamadım, o yüzden aklımda kalanlarla yazıyorum. Bana çok doğru bir tespit gibi geldi, her ne kadar şu sıralar gündüzleri yaşasam da, tüm hayatım boyunca baykuş oldum diyebilirim.

Bu konuda yapmış olduğum bir başka tespit ise, doğum saatleri. Tamamen babamla benim düşüncem olup sadece kendi hane halkımıza uyguladığımızdan, örneklerim de kısıtlı. Evde iki baykuş ve bir tarla kuşu olarak ikamet etmekteyiz, ve bunun farkında bile olmadan yıllar, yıllar önce gece insanı oluşumuzun tespitini şu şekilde yapmıştık. Gece 02:15 sularında dünyaya gelen ben, ve yine gece 01.30 civarında doğmuş olan babamla birlikte ekseriyetle baykuşları temsil ediyoruz. Sabah 09.00'da gözlerini dünyaya açan annemse evimizin tarla kuşu, biz akşam-yatmaz-sabah-kalkmaz 'ların anti tezi. Başkalarında durum nedir bilmiyorum ama, hem adını bile bilmediğim Hint felsefesine, hem de kendi tespitimize bizim halimiz kesinlikle uyuyor. Ve bu durum, ev içinde bir takım sorunları da beraberinde getiriyor. "Uyku" deyip geçmemek lazım, ben onunla bir küs bir barışık ilişkime devam ederken, gördüm ki onunla yıldızı barışmayan pek çok insan var, Genel Psikoloji'nin çok çok dışında bir Uyku Halleri Analizi yapmak istedim.

Genel olarak uyumayı sevmeyen bir çocuktum. Bir evde, anne yatar ve babayla kız oturur mu? Hele kızın yaşı henüz 2 (iki) ise. Tarla kuşu annem pes edip yatardı, biz babamla gece geç vakitlere kadar oturur televizyon izlerdik. Gel zaman git zaman, anasınıfına başladım. Ultra serbest hayatıma yediğim ilk darbe o yıllara dayanır. Hiçbir zaman öğle uykusunu sevmedim, yatakhanede uykuya direnen tek çocuktum. Başına buyruk oluşum bir yana, zaman içinde civar ranzalardan uyanık kalmaya meyilli birkaç yandaş bulup onları örgütlemeye başlamıştım. Çocuklarla ilgilenmek yerine onları uyutan okul öncesi eğitim sistemine kendi çapımda direnişimdi.  Gece geç yatmaya da eskisi kadar olmasa da yine devam ediyordum. Ne zaman ki ilkokul başladı, ben nispeten sakinleştim, ve hayatımın düzenli uyku evresi böylece başlamış oldu.

Hemen hemen herkes düzenli uykunun insana iyi geldiğini savunur. Kendi adıma ben, hayatımın en sıkıcı dönemlerini saate bağımlı olarak uyurken geçirdim. Okula gidip gelirken hep düzenli uyudum da, yazları acısını çıkardım. Hiçbir zaman televizyondaki sabahın erken saatlerinde gösterilen çizgi filmleri izleyemedim mesela. Bütün çocukların erken uyandığını düşünüp sabahın körüne çizgi film koyan zihniyet, nasıl bir zihniyetti bilemiyorum. Anneannemin beni öğlen uyutmak istediği saatte ben yeni uyanıyordum, evde herkes öğle yemeği yerken ben kahvaltı yapıyordum, ve herkesin yattığı saatte televizyonda sadece trt3'ün sıkıcı filmleri oluyordu. Sonrası çok acıklı; ani gelen uyarıyla yatağına yollanan kız çocuğu.

On yedi yaşındayken çok ağır bir depresyon geçirdim. Depresyonun ya çok uykuya, ya da sıfır uykuya neden olduğu söylenir. Burada benim payıma düşen, aldığım ilaçların da etkisiyle çok uyku olmuştu. Bir robot gibi yaşadığım o günlerde, okul-dersane-uyku-yemek-uyku ekseninde devam ediyordu hayatım. Bir yıl boyunca, her sabah aynı saatte uyanarak, o uyku sersemliğiyle nereye gideceğimi hatırlayamadan ("Bugün ne vardı, okul mu, dersane mi?") geçti. Uyanıkken bile uyur gibiydim, yılların acısını çıkarırcasına. Şimdi bile o duyguyu size anlatamam, kelimeler buna yetersiz. Hiç uyumadan depresyonu atlatır mıydım bilmiyorum ama, bu kadar uyku faydalı mıydı, ondan da emin değilim.

Üniversiteye başlayınca etrafımı bir sis bulutu gibi sarmış olan uyku, bir anda dağıldı. Yine düzenli ders saatleri olmasına rağmen artık hayatım düzensizdi. Gece geç yatıp sabah erken kalkmak yorduğundan, akşamüstleri bayılıp kalıyordum. Daha sonraları çok seveceğim akşamüstü uykularına o zaman başladım. Geceyi, gece ayakta olmayı, sıfır uykuyla şuursuzca gülmeyi, iki gün hiç uyumamışken akabinde bütün bir günü uyuyarak geçirmeyi, türlü türlü kafeini o yıllarda sevdim. On iki saatlik uykuyla, iki saatlik uykuyu peş peşe yaşadığım oldu, derken gece'de kendimi buldum, zamanımı en verimli geceleri kullandım. Bu yüzdendir ki "Düzen herkes için iyi değildir" diyorum, çünkü düzen kişisel, hatta bazen düzensizliğin kendisi. Uykularım uçsuz bucaksız benim, kimi zaman uzun, kimi zaman kısa, bazen kabuslu, bazen türlü türlü rüyalarla dolu. Bazen tedirgin uyurum, en ufak bir seste sıçrarım, bazense top atsalar uyanmam. Ama en çok geceyi ayakta geçirmişsem mutlu olurum, ve kaç saat uyumuş olursam olayım, erken uyandıysam/uyandırıldıysam sinirli olurum, öylesine kavgalıyım gündüzlerle.

Konuyla ilgili birkaç eski düzenli yaşam, uyku, rüya, kabus ile ilgili yazılarım için şöyle buyrun.

İyi uykular Türkiye!

Bu da yerli yersiz uyuyan sokakkedisi pozu olsun o zaman.
by Cem K.

11 Mart 2012 Pazar

Bir Yol Arkadaşı Olarak Sokak Kedisi

Uzun bir aranın ardından yolculuk başlığı altında yazı girmenin mutluluğunu yaşamaktayım. Yine kendimi yollara vurdum, sırt çantama yapışık bir halde otobüs koltuğunda uyur vaziyetime geri döndüm. Ama bu kez rotamı değiştirip, biraz kısaltıp haftalık rutine çevirmiş durumdayım. Şimdi anlatacağım kısa hikayem için önce güzergahımı göstermem gerekiyor, o yüzden şöyle buyrun; 



Durum şu, çıkış noktam Balıkesir. Oradan aktarma ile Bandırma, sonra da Biga. Gereken bazı durumlarda ise Çanakkale. Ancak Çanakkale şimdilik gündem dışı, o yüzden hikayeme Balıkesir-Bandırma-Biga ekseninde devam ediyorum. Varış noktaları arasındaki mesafeler şu şekilde; 

Balıkesir - Bandırma: 94 km
Bandırma - Biga : 70 km
Biga - Çanakkale : 97 km
Balıkesir - Çanakkale : 260 km (Bandırma üzerinden)
Balıkesir - Çanakkale: 210 km (Edremit körfezi üzerinden)

Bu bilgileri de verdikten sonra konuya dönebilirim. Sokak Kedisi, A şehrinden B şehrine.. Yok yok, bu o değildi. Ehm, evet. Bandırma'dan Balıkesir'e dönmeye çalıştığım bir akşamdı. Zaten nasıl oluyorsa bu dönüş yolculuklarında feci şekilde bitap düşüyorum, kendimi bir an önce koltuğuma atıp uyumak istiyorum. Otobüse bindiğimde baktım ki yerimde biri oturuyor. Böyle durumlarda kaplan kesiliyorum. Neyse, koltuğuma kavuştuktan sonra huzurlu bir şekilde yolculuğa başlamaya hazırdım. Ancak bir yolcu eksik olacak ki, otogardan anons geçiliyor. Sonrasında fark ediyoruz ki, benim yerime oturan kız, yine kendi yerine oturmamış ve bambaşka bir koltuğa oturarak muavinin kendisini eksik sanmasına neden olmuştu. Durum fark edilince hayat normale döndü. Yiyecek içecek servisi de bittikten sonra, yol arkadaşım Ömer'e ayıp olma pahasına "Ben biraz uyuklayacağım" diyip kulaklıklarıma uzandım. Tam da şu şarkı başlamak üzereydi ki, arkamdan birinin omzuma dokunduğunu hissettim. 

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...