Pages

3 Mart 2017 Cuma

7.Gün


Bugünkü challenge konusu beni gülümsetti. Beni mutlu etmenin 4 yolunu anlatacağım.

***

1. Elbette güzel bir hediye. Büyük bir şey değil ama, düşünülmek önemli. Belki uzun zamandır aradığım bir kitabın eski bir baskısı, belki göndermem için bir kartpostal, belki yurtdışı seyahatinizden bir magnet. Küçük ama anlamlı bir şey.

2. Beraber geçireceğimiz güzel bir gün. Çok basit aslında, belki çıkacağımız kısa bir seyahat, kısa bir yol, yiyeceğimiz güzel bir yemek, eğleneceğimiz güzel bir akşam. Fazlasını aramıyorum.

3. Gittiğiniz yerden yolladığınız bir kartpostal. Hele bir de oradan yollandıysa şahane!

4. Bir sokak hayvanına şefkat gösteren, onun hayatını kurtaran, onu besleyen, seven biri beni mutlu eder. Hani olur ya bazen, böyle bir huzur anına denk gelirsiniz. İşte o anlar beni en çok mutlu eden şeylerden biri.

***

Bugün de bitti :) 

2 Mart 2017 Perşembe

6.Gün


Artık challenge'ın yarısını geçmiş bulunuyoruz :) 6. günde, karşı cinste ideal 5 özellik söylemem isteniyor. Yine zor soru :) Fazla üzerine düşünmeden, aklıma geldiği şekilde yazacağım.

***

1. Dürüstlük. Evet bunu fazla açmaya gerek yok sanırım. İlk aklıma gelen bu oldu, sanırım en çok ihtiyacım bu olduğu için.

2. Açık sözlülük. Başta dürüstlükle benzer gibi görünse de, aslında değil. Ne demek istendiğini kıvırmadan, uzatmadan söylenmesi benim için önemli. Kendim de çok düz mantık düşündüğümden, Bizans oyunlarına, taktiklere, blöflere gelemiyorum. Ne düşünüyorsan onu söyle!

3. Komiklik. Aslında sadece karşı cinste değil, beraber vakit geçirdiğim, sevdiğim herkesle gülebilmek benim için çok önemli.

4. Ağzı sıkılık & Ketumluk. Bu ikisini aynı maddeye koyuyorum. Belki babamdan gelen bir şey ama, çok konuşan erkeğe alışık değilim. Babamın ağzından o istemedikçe kimse tek bir laf alamaz ve asla boş konuşmaz. Boş konuşmanın her türlüsü başımı şişiriyor ve gevşek ağızlılığa hiç dayanamıyorum.

5. Vicdanlı olmak. Yine karşı cinsi kıstas almayarak söylüyorum, vicdanı olmayan bir insandan korkarım. Vicdansızdan her şey beklenir çünkü.

***

En sevmediğim şeydir şunu yapanla olmaz/böyle olanla olmaz demeyi ama, challenge uğruna o itici insanlardan biri olmamışımdır umarım :) 

1 Mart 2017 Çarşamba

5.Gün



Ben iki günlük fire versem de, beşinci gün yazısı için buradayım. Bu da demek oluyor ki Challange'ın yarısına geliyorum.

Bugün çocukluğumdan altı anıyı yazmam gerekiyor. Bir çırpıda altı çocukluk hikayesi iddialı bir sayı. Kafamda hiçbir şey yok, ama deneyeceğim.

***

1. İlkokuldayım. Birinci sınıfın ilk zamanları. İki arkadaşımla minicik okulun arka bahçesine giriyoruz. Neden bilmiyorum, buraya 1.sınıfların girmesi yasak. Üç tane 4.sınıftan kızla karşılaşıyoruz. Bir tanesi "Buraya 1.sınıflar giremez küçük Deniz" diyor. Gözlerim kararıyor, kızın uzun saçlarına yapışıyorum. Sonrasını hatırlamıyorum.

2. Annemin çalıştığı bankaya müfettiş gelmiş. Orada olmasından hiç hoşlanmıyorum. Yavaşça yaklaşıyorum, "Sen kimsin?" diyorum. "Ben müfettişim" diyor, "Annene not vereceğim". Cevabı hoşuma gitmiyor. "Bana bak" diyorum, " Benim babam avukat. Anneme iyi not ver, yoksa seni hapse attırırım."

3. Altınoluk'tayım. Serapla bahçede oynuyoruz. Hiç sevmediğimiz üst komşu geliyor, zaman zaman çıktığımız terasa çıkmamamız için bizi uyarıyor. "Tepemizde çok gürültü yapıyorsunuz" diyor. Terasa çıkıyoruz. Öncekinden beter gürültü yapıyoruz.

4. Belki net bir olay değil ama, çocukluğum deyince aklıma gelen sahnelerden biri. Kuzenlerim Can abim ve Cem abimle Bursa'daki evin altını üstüne getiriyoruz. En çok eğlendiğim anlardan.

5. Kaç yaşında olduğumu hatırlamıyorum. Yine Altınoluk'ta, annem bisiklete binmeyi öğretiyor. Can abimden kalan sarı bisikletimi süslüyorum. Tam bisiklete binmeyi öğreniyorum, bahçe kapısının önünde fena düşüyorum. Düşüp de bir yerimi kırma korkusu ağır basıyor. Bir daha bisiklete binmiyorum.

6. 9 yaşındayım. Barış Manço Balıkesir'e gelmiş. Otel Basri'de kalıyor, biz de o gece otelde olan bir yemek için oradayız. Alicemle lobide oynuyoruz. Büyük salona koşuyorum, tam köşeyi dönüyorum, Barış Manço ile burun buruna geliyorum.

***

Yazdıklarım yaramaz bir çocuk olduğum izlenimi verebilir, nedense yazarken içinde hep bi ekşın olan şeyleri seçmişim. Her çocuk kadar yaramazdım belki. Ama onun dışında sıkça kendi iç dünyasına kapanan ve böyle anlarda sakin bir çocuktum. 

26 Şubat 2017 Pazar

4.Gün


4. Güne gelmişken... 7 hayal sorulmuş. Hayalleri, hedefleri açık etmeyi pek sevmem aslında, biraz batıl inançlıyım bu konuda. Ama ufak tefek şeyleri paylaşmakta sıkıntı yok, öyle değil mi? :)

İlk hayalim, daha barışçıl bir coğrafyada yaşamak. Yani, barışın olduğu bir yere göçmek değil, yaşadığım yere barışın gelmesi. İnsanların bir hiç uğruna ölmemesi, bunun için savaşmaması. Birbirimize şüpheyle bakmamak istiyorum sonra, bu insandan bana zarar gelir mi, şimdi burada bir bomba patlar mı dememek istiyorum. Bir kadın olarak korkmamak istiyorum, güven içinde sokağa çıkmak, özgür olmak... 

İkinci olarak, adalet istiyorum. İlahi adalet var mı bilmiyorum, bu konudan eskisi kadar emin değilim. Bu düşüncemde yanılmak istiyorum. Herkes ektiğini biçse, kafi :) 

Önümü görmek istiyorum. Bu belirsizlikte, bu kaosta gelecekte neler olacağını kestiremiyorum. Gelecekten daha emin, daha umutlu olmak istiyorum. Bu da üçüncü hayalim.

Daha çok yazmak istiyorum. Yazdıklarım yayınlansın istiyorum. Kim istemez ki?

Yola çıkmak istiyorum. Hayalimdeki yolculuğa çıkmak istiyorum.

Huzur bir hayal midir bilmiyorum. Ama en çok o iç huzuru istiyorum. 

Son olarak, daha iyi bir dünya hayal ediyorum. Önyargısız. İnsanların birbirine tahammül edebildiği, karşısındakini anlamaya çalıştığı, onu bir uyruk olarak değil de bir insan olarak gördüğü bir dünya istiyorum. Hayal olarak kalır mı?

***

Sosyal mesaj vermeli mi oldu? Bilmiyorum, hayallerim de kişiselden genele evrilmiş durumda. Düşünmedim, tasarlamadım, içimden geçenleri yazdım. Belki biraz özele girmemeye çalıştım, ama yalan söylemedim :)

25 Şubat 2017 Cumartesi

3. Gün


3.günde, değer verdiğim sekiz insan sorulmuş. Cevaplaması zor, sekiz kişi nasıl seçilir bilmiyorum. Annem babam ilk sırada elbette. Geriye 6 kişi kalıyor, onlar da "Sana ihtiyacım var" dediğimde yanımda olanlar, leb demeden leblebiyi anlayanlar, hiç görüşemesek de bir araya geldiğimizde dün berabermişiz gibi devam edenler, alınmayanlar kırılmayanlar, yıllara meydan okuyanlar. İsim vermeye çok da gerek görmüyorum, onlar kendilerini biliyorlar. Hele bir de kardeşiniz yoksa, daha çok bağlanıyorsunuz, sizi evcilleştirmelerine izin veriyorsunuz.

Evcilleştirenlerime selam olsun.

24 Şubat 2017 Cuma

2.Gün


Listemiz burada dursun, ben ikinci soruya geçiyorum: Gitmek istediğim 9 yer.


Öncelikle söylemek isterim ki, durumum tam olarak budur :) Ama "İlla ki dokuz yer söyleyeceksin" diyor Challenge, ben de yazıyorum:

Çocukken babamla çokça atlas karıştırırdık. Şehir bulmaca en sevdiğim oyunlardan biriydi. Türkiye'deki şehirlerin çoğunu o zaman öğrendim diyebilirim. Sonra dünya haritalarına dalar giderdim. Orada bir yer vardı ki, şimdi düşününce, en az o günler kadar gizemli buluyorum. Buzul ada Grönland... Neden bilmiyorum, ulaşması zor olanın çekiciliği mi acaba. Hem de bu kadar yaz çocuğuyken.

İkincisi yine zor ulaşılan, yine bir ada. Yine nedenini bilmiyorum, Madagaskar. Malta'da dil okulunda öğrenciyken tanıştığım Madagaskarlı Eric olabilir belki nedeni. Anadili gibi Fransızca konuştuğunu duyduğumda şaşırmıştım, bir Fransız kolonisi olduğunu bilmeden. Sonra araştırınca, bütün dünyadan farklı doğasıyla beni meraklandıran yerlerin başında geldi Madagaskar.

Kuzey Kore, yine elbette gizeminden dolayı. Bu kadar kapalı olmak nasıldır, bir gün sistem değişip dünyayla tam anlamıyla etkileşime girdiklerinde nasıl bir travma oluşur insanlarda, çok merak ediyorum.

Güney Afrika Cumhuriyeti, evet hala :) Sonra Tanzanya, Freddie Mercury'nin doğum yeri. Güney Amerika, belki Şili, sırf şeklinden. Yine arşivi karıştıracağınız üzere, uğruna dirseğimi sakatlayıp gidemediğim Sicilya. 

Hiç mi Türkiye yok? Elbette var. Şehir ayırt etmeksizin Karadeniz. Zonguldak'tan ötesini görememiş olmam çok üzücü. Bir de Kars, tabi ki doğu ekspresi ile.

***

2012'de yaptığım challenge'de de buna benzer bir soru vardı. Linki burada :) İçlerinde gittiklerim ve hala gitmediklerim var, onlar da listede yerini koruyor.


23 Şubat 2017 Perşembe

8.Yılın Şerefine... #1

İnanılır gibi değil, loş yurt odamda ilk yazımı girdiğim günden bu yana 8 yıl geçmiş. Benimle beraber bu blog da büyüdü, bu blogla yazmayı öğrendim. Bazen kendi kendime konuşur gibi yazdım, bazen kendimce bildiklerimi aktardım. Yazı yazarak para kazanabileceğimi bile gördüm. Astronomik rakamlar değildi elbette, ama mütevazı blogumla bile para kazanabileceğimi öğrendim. Yine blogum sayesinde bir projeye kabul aldım, "blog yazarı" ünvanı ile hiç tahmin etmeyeceğim bir ülkeye gittim, unutamayacağım günler yaşadım, arkadaşlıklar edindim. 

Şimdilerde bloglar biraz atıl kalsa da, ben de günümüz trendlerine uyup eskisi gibi yazmasam da blogumu uzaktan uzağa hep takip ettim. Neler okunmuş, kim ne yorum yazmış, kaç tık almış... Eskisi gibi yazmasam da iyi bir blog okuyucusu olmaya devam ettim. Birileri yazdıkça buralar hep var olacak çünkü. 

Ben de sekizinci yıl şerefine 10 günlük mini bir challenge başlatıyorum. Epeydir aklımda vardı, blogumun doğum ayı olan Şubat ayına kısmetmiş. Yıllar önce daha kapsamlısını yapmıştım, şimdiyse üzerimdeki pası atmak istiyorum. Biraz hareketlensin buralar.




1. Gün: Kendinizi 10 sıfatla tanımlayın

Başta hayvansever, bilhassa kedisever, kitap kurdu (bu çok kullandığım bir sözcük değil aslında, ama madem sıfatlardan gidiyoruz, pek çok kullanmadığım sözcüğü kullanacağım burada), gezgin, eski rocker (kim kaldı!), yazar/blogger, üşengeç, aylak, dik kafalı ve detaycı.

***

Blogların şerefine, hepsinin nice yılları olsun.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...