Yakın zamanda bir kitap geçti elime, Çizgilerle Nazım Hikmet isimli. Kitabı yazan Müjdat Gezen, çizgileriyle can verense Savaş Dinçel olunca, bi' de aylardan Haziran olunca, okuyup paylaşmadan edemedim. Aynı zamanda Nazım Hikmet ile birlikte, kitabın da kendi hikayesi var çünkü.
1977'de başladığı çizimlerini yedi ayda tamamlıyor Savaş Dinçel, kitabın önsözünde bahsettiği gibi fotoğrafları kesip biçerek, el işi ödevi yapar gibi. Tam beş sene sonra da, sıkı yönetimin etkisiyle, Müjdat Gezen ile birlikte kendisine 21 yıl isteniyor. Kitaplar toplatılıyor, hamur yapılıyor. Fakat hoş bir tesadüfle 3 Haziran 1983'te yani Nazım'ın ölümünün 20.yıldönümünde dava düşüyor. Aradan 12 sene sonra kitap tekrar yayınlanmak isteniyor, orjinalleri Savaş Dinçel'den alınıyor ve tekrar çoğaltılıyor. 2007 senesinde tekrar basılmak istendiğinde ise renklendiriliyor ve kitap şimdiki halini alıyor.
Kitabın çizimlerle birlikte çıkış fikri ise Müjdat Gezen'den gelmiş. Sıkı bir çizgi roman okuyucusu olan Gezen, "Madem ben kitap yazıyorum, neden okumayı sevmeyenler de bu sayede yazdıklarımı okumasın?" diyor. Sonra düşünüyor, "Kimi yazmalı, kimi resmetmeli ki herkes okusun? Kimden bahsetmeli ki, tanımayanlar da tanısın, sevsin.." Haliyle aklına Nazım Hikmet geliyor. Böylece çizgilerine güvendiği yakın dostu Savaş Dinçel'e açıyor konuyu, "Resimler misin?" diyor, ve Savaş Dinçel de kabul ediyor.
Kitabın içeriğinden fazla bahsetmeyeceğim, zira pek çoğumuz konuya aşinayız. İçinde Nazım Hikmet'e dair pek çok şey var; Mayakovski'den Vera'ya, Vâlâ Nureddin'den Münevver hanıma, hapishane yıllarına, Moskova'da kaldığı döneme kadar her şeyi bulabilirsiniz. Nazım'ı tanıyan, tanımayan, okuyan, okumayan ya da sadece Savaş Dinçel'in çizgileriyle, Müjdat Gezen'in anlatımıyla görmek isteyen herkes için keyifli bir okuma olacağı inancındayım. Bir de, dedim ya, aylardan Haziransa, Nazım'dan bahsetmemek güç.
not: Fotoğraf kitabın mahkemesinden bir kare.
bir diğer not: Kitabın tüm geliri Nazım Hikmet Vakfı'na bağışlanıyor.
6 Haziran 2011 Pazartesi
30 Mayıs 2011 Pazartesi
Rüyamız Hayrolsun
Evet sevgili gönül dostları, baktım rüya yorumları bu aralar çok revaçta, ama ben bi yorum yapmaktan bile acizim, o yüzden daha bugün taze taze görmüş olduğum rüyamı size anlatıp çekiliyorum, belki içinizde fikir yürütecek olanlar vardır. Bir yandan da, mükemmel hafızama güvenemediğim için bu rüyayı bile bile unutmayı gönlüm elvermiyor. Bu bahane ile söz uçar yazı kalır mantığıyla rüyamı unutmamak üzere buraya not düşmüş olacağım :)
Efendim, rüyamda bir havaalanındayım -hayırdır inşallah?- ama bu bildiğimiz havaalanı değil, yani kocaman bir pist değil, yeşillikler içinde bir havaalanı, ufacık bir yer. Çayırda çimende kalkış yapıyoruz yani. O nasıl oluyor demeyin, rüya bu işte, oluyor. Ben uçağa biniyorum, koridor tarafındayım ama solumdaki iki koltuk da boş. Bunlar gereksiz ayrıntılar belki, ama dedim ya not düşeceğim, çünkü bu kadar detaylı bir rüya uzun zamandır görmemiştim. Neyse, uçakla gideceğim yer belli, Bosna Hersek'e gidiyorum. Neden gittiğimi bilmiyorum, bir sırt çantası dışında eşyam yok, yalnızım, kalacak yer de ayarlamamışım. Bu bağlamda belki de rüyanın tek gerçekçi yeri burası, son zamanlarda canım delicesine amaçsız yolculuk çekiyor.
Efendim, rüyamda bir havaalanındayım -hayırdır inşallah?- ama bu bildiğimiz havaalanı değil, yani kocaman bir pist değil, yeşillikler içinde bir havaalanı, ufacık bir yer. Çayırda çimende kalkış yapıyoruz yani. O nasıl oluyor demeyin, rüya bu işte, oluyor. Ben uçağa biniyorum, koridor tarafındayım ama solumdaki iki koltuk da boş. Bunlar gereksiz ayrıntılar belki, ama dedim ya not düşeceğim, çünkü bu kadar detaylı bir rüya uzun zamandır görmemiştim. Neyse, uçakla gideceğim yer belli, Bosna Hersek'e gidiyorum. Neden gittiğimi bilmiyorum, bir sırt çantası dışında eşyam yok, yalnızım, kalacak yer de ayarlamamışım. Bu bağlamda belki de rüyanın tek gerçekçi yeri burası, son zamanlarda canım delicesine amaçsız yolculuk çekiyor.
keywords
geyik köşesi,
uyku
26 Mayıs 2011 Perşembe
Odalar
İnsanlar kadar, eşyaların, evlerin, odaların ve tabi ki şehirlerin de karakteristik yapıları olduğunu düşünmüşümdür hep. Belki de onlara yüklediğimiz anlamlardan dolayı böyle bir kanıya sahip oldum. Şehirler belki, bu hipotezimi doğrulayan en güçlü seçeneklerden biri. Ama ya eşyalar, odalar?
Sekiz yaşımdan beri kaldığım, İstanbul'a gitmemle belirli aralıklarla terk ettiğim odam, ilk girdiğimde küçük, sevimli bir çatı katı odasından başka bir şey hissettirmemişti bana. Belki de çocuk olduğumdan, onunla beraber büyüyeceğimizi de bilmiyordum. Çoğumuz da bilmeyiz zaten, o odaların içindeki eşyalarla birlikte bizimle nefes aldığını. Küçük ipuçlarıyla ele verirler karakterlerini, bazen pencere pervazındaki bir tutam toz bile çok şey anlatabilir, tabi ki bizim onu anladığımız kadarıyla.
Sekiz yaşımdan beri kaldığım, İstanbul'a gitmemle belirli aralıklarla terk ettiğim odam, ilk girdiğimde küçük, sevimli bir çatı katı odasından başka bir şey hissettirmemişti bana. Belki de çocuk olduğumdan, onunla beraber büyüyeceğimizi de bilmiyordum. Çoğumuz da bilmeyiz zaten, o odaların içindeki eşyalarla birlikte bizimle nefes aldığını. Küçük ipuçlarıyla ele verirler karakterlerini, bazen pencere pervazındaki bir tutam toz bile çok şey anlatabilir, tabi ki bizim onu anladığımız kadarıyla.
19 Mayıs 2011 Perşembe
BearyDay - Kendi Hediyeni Yarat
Sürprizleri sevmeyen yoktur herhalde :) Ben kendi adıma, hediye vermeyi çok seviyorum. Sevdiğim birini mutlu etmek, ona ufak da olsa bir şey armağan edip hatırlandığını hissettirmek önemli. Bu ufak kısmı önemli, çünkü ben garip bir şekilde, biri bana hediye aldığında çok utanıyorum, karşımdakini bir külfete sokmuş gibi hissediyorum kendimi. En basit örneğiyle, bir doğum günü hediyesini ele alalım. Sanki o gün arkadaşlarımla buluşsam, onları hediye almaya mecbur ediyormuşum gibi geliyor, aslında öyle olmasa bile. Gereksiz bir kuruntu benimki. Ama hediye almak, daha doğrusu hediye hazırlamaktan çok keyif alıyorum. Güzel, yaratıcı ve hatta orijinal bir hediye, zorunluluktan, baştan savma alınanlardan çok daha kalıcı olsa gerek, öyle değil mi?
Eğer siz de, birbirinin aynısı hediyeler almaktan sıkıldıysanız, hediye bulmakta zorlanıyorsanız, veya değişiklik istiyorsanız bir önerim var :) Birbirinden şirin peluş ayıcıkları, tavşanları veya fareleri istediğiniz gibi giydirip istediğiniz mesajı yazdırıp tabi ki günün anlam ve önemine göre hazırlayıp hediye edebilirsiniz. Bu bir doğum günü hediyesi, geçmiş olsun mesajı, hatta yeni doğmuş bebek ve lohusa annesi için bir tebrik bile olabilir. Hepsi sizin seçiminize ve yaratıcılığınıza kalmış. Seçmekte zorlanırsanız hazır ürünler de mevcut, örneğin geçmiş olsun hediyeniz boz ayıcık önlüğü, askısı, biyot ve yara bandıyla birlikte satın alınmaya hazır. Gittigidiyor.com 'dan rahatlıkla ulaşabileceğiniz bu sevimli ayıcıklara, facebook sayfasından da göz atabilirsiniz. Üstelik Kendi Hediyeni Yarat şablonu ile pek çok seçenek karşınızda.
Değişik hediyelerden hoşlanıyorsanız linklere bir göz atın derim, çünkü çook sevimliler! :)
http://dukkanlar.gittigidiyor.com/BearyDay/
http://www.facebook.com/pages/BearyDay/203077939723965
Eğer siz de, birbirinin aynısı hediyeler almaktan sıkıldıysanız, hediye bulmakta zorlanıyorsanız, veya değişiklik istiyorsanız bir önerim var :) Birbirinden şirin peluş ayıcıkları, tavşanları veya fareleri istediğiniz gibi giydirip istediğiniz mesajı yazdırıp tabi ki günün anlam ve önemine göre hazırlayıp hediye edebilirsiniz. Bu bir doğum günü hediyesi, geçmiş olsun mesajı, hatta yeni doğmuş bebek ve lohusa annesi için bir tebrik bile olabilir. Hepsi sizin seçiminize ve yaratıcılığınıza kalmış. Seçmekte zorlanırsanız hazır ürünler de mevcut, örneğin geçmiş olsun hediyeniz boz ayıcık önlüğü, askısı, biyot ve yara bandıyla birlikte satın alınmaya hazır. Gittigidiyor.com 'dan rahatlıkla ulaşabileceğiniz bu sevimli ayıcıklara, facebook sayfasından da göz atabilirsiniz. Üstelik Kendi Hediyeni Yarat şablonu ile pek çok seçenek karşınızda.
Değişik hediyelerden hoşlanıyorsanız linklere bir göz atın derim, çünkü çook sevimliler! :)
http://dukkanlar.gittigidiyor.com/BearyDay/
http://www.facebook.com/pages/BearyDay/203077939723965
1 Mayıs 2011 Pazar
Mayıs
Bu aralar hep videolardan gidiyorum ama, bu şarkı en sevdiğim aylardan biri olan Mayıs'a cuk oturuyor. Biraz coşkulu, biraz umutlu, tıpkı ismiyle aynı olan Mayıs ayı gibi. Belki de o yüzden seviyorum Mayıs'ı, hem biraz bahar, hem de biraz yaz olduğu için. Ve asla kış olmadığı için. Önümde uzanan upuzun sıcak mevsimlerin başlangıcı olduğu için seviyorum Mayıs'ı, ve mis gibi koktuğu için; en güzel meyveleri bize sunduğu, hem baharın hem de yazın müjdesini bir arada verdiği için.
not: Şarkının orijinal bir videosu olmadığı için bunu paylaşıyorum, bu yazının fon müziği de bu olsun =)
24 Nisan 2011 Pazar
Teoman Düetleri
Teoman'a olan düşkünlüğümü bilenler bilir. Özel hayatıyla ilgilenmiyor oluşumla doğru orantılı bir düşkünlük bu. Gelişimini adım adım takip etmemle de bir ilgisi olabilir. Bazen amfi tiyatroda bir yaz gecesiydi Teoman benim için, bazen çakırkeyifken inatla mırıldandığım bir şarkı, bazense noktası konmuş en güzel hikayem. Ama hep bir yerlerde benim için durdu Teoman, sabırla. Ona olan ilgim ne azaldı, ne arttı. Hep vardı, çizgisini hep korudu.
Teoman'ın bir diğer sevdiğim yanıysa, düetleri. Yine bilenler bilir, üşenmeden didik didik arar, bulur arşivlerim Teoman'ın albüm dışı kayıtlarını, ve tabi ki düetlerini. Düetleri çok sevdiğim gibi, Teoman düetlerini de ayrı severim. Birkaç zamandır yeniden yapmaya başladığım liste alışkanlığımla, karşınızda Teoman düetleri listem. Bildikleriniz, bilmedikleriniz, bilip de konduramadıklarınızla birlikte, favorilerim;
Teoman'ın bir diğer sevdiğim yanıysa, düetleri. Yine bilenler bilir, üşenmeden didik didik arar, bulur arşivlerim Teoman'ın albüm dışı kayıtlarını, ve tabi ki düetlerini. Düetleri çok sevdiğim gibi, Teoman düetlerini de ayrı severim. Birkaç zamandır yeniden yapmaya başladığım liste alışkanlığımla, karşınızda Teoman düetleri listem. Bildikleriniz, bilmedikleriniz, bilip de konduramadıklarınızla birlikte, favorilerim;
15 Nisan 2011 Cuma
Eskici : Kargo - Yüzleşme
Eski olan her şeyi çok seviyorum. Eski eşyaları, eski fotoğrafları, eski sokakları. Eskiler daha anlamlıymış gibi geliyor bana, daha çok şeyi çağrıştırıyorlar sanki. Eski şarkıları dinledikçe, ve hatta eski video klipleri izledikçe, başka tatlar alıyorum; biraz tatlı, biraz buruklar. Hepsi de damağımda tadını muhafaza etmiş, burnumda hoş kokular bırakmış oluyor. Bu klip de onlardan biri, eskiden Kargo'yu daha çok severdim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

