Pages

25 Haziran 2012 Pazartesi

25.Gün: En Sevdiğim Fast Food


Fast food'u kim sevmez!  Kaldı ki, küreselleşme ve franchising sayesinde, her yerde fast food restoranlarıyla karşılaşmak mümkün. Hal böyle olunca, seçenekler artıyor, ve pek çok firma pazarlarını genişletmeye, yeni ülkelere yayılmaya devam ediyor. Sonra gelsin kilolar :) Ben kendi adıma uzak durmaya çalışıyorum fakat her ne kadar uğraşsam da, zaman zaman bünye pes ediyor ve biraz sağlıksız beslenmek istiyor. Hamburgerden soğan halkasına, patates kızartmasından nuget'lara kadar bütün fast food ürünlerini sevsem de, bir markaya karşı ekstra sevgim mevcut; Kentucky Fried Chicken! Bir tavuksever olarak KFC'den uzak durmam imkansız elbette, acılı çıtır tavukları sevmemek ne mümkün. Favorim ise hot wings, yani acılı kanatlar. Bir de barbekü sos varsa yanına, benim için yeter de artar bile. İyi ki bu post'u tok karna yazıyorum, yoksa koşarak KFC'ye gitmiştim bile! =)


24 Haziran 2012 Pazar

24.Gün: Sevdiğim Bir Kitaptan Alıntı

Kitaplardan bahsederken şiirden hiç bahsetmediğimi fark ettim. Sıkı bir şiir okuyucusu olmasam da, zaman zaman şiir okuduğum da olur. Aklımda bambaşka bir alıntı vardı ancak, daha önce bahsettiğim bir kitaptı, o yüzden bugün şiirde karar kıldım. Hem de Şair Orhan Veli'nin kendi el yazısından :)

23 Haziran 2012 Cumartesi

23.Gün: Bir Mektup

Sevgili challenge'ım bugün için bir mektup yazmamı istiyor, kime olduğunu ise söylemiyor ve seçimi bana bırakıyor. Ben de düşündüm, ve bu mektubu sana yazmaya karar verdim sevgili okur. Evet, sana.

Sevgili Okur,


Bugün bu mektubu, en içten duygularımla, ve hiç plan yapmaksızın sana yazıyorum. Seni tanıyor olabilirim, tanımıyor da olabilirim. Blogu düzenli okuyan biri de olabilirsin, geçerken uğrayıp bir arkadaşa bakıp çıkacak biri de olabilirsin, bilemiyorum. Ama bu satırları okuyorsan, bu mektup senin için. 


Takip ediyor musun bilmiyorum ama, bu ayın başından beri bir challenge yazıyorum, yani her gün bir yazı giriyorum bloga. 23.günde şansına, senin için bir mektup geldi. Artık okur musun, yarısında çıkar mısın bilmem. Ama ben yazıyorum. Sadece 23 gündür yaptığım gibi değil, 2009 Şubatından beri buraya yazdığım, hatta 10 yaşımdan beri yaptığım gibi. Yani aslına bakarsan, senin okuman önemli ama, teoride o kadar değil. Geri dönüş yapsan, bir yorum bıraksan elbette memnun olurum, ama bunu yapmasan şevkim kırılmaz, yani yazmayı bırakmam. Kendim için yazıyorum çünkü. Geriye dönüp bu yazıları okuduğumda, "Ayy, ne lanet bi insanmışım, ne de kötü yazmışım o zamanlar" diyebilmek için. Fakat bu sandığın gibi kötü bir şey değil. Bu benim ilerleme kaydettiğime işaret. Yani, 5 yıl önceki yazdıklarımı okuyup okuyup beğenmem benim için tehlikeli. Senin içinse hiçbir şey ifade etmiyor. Bunu biliyoruz. Ama insan, hiçbir zaman ben oldum dememeli sevgili okur. Sen diyor musun? İşte bu kötü, eğer diyorsan. Bence mütevazı olmak gerek. Bırak, başkaları seni övsün, sen kendini övme.


Nereden nerelere geldik görüyor musun sevgili okur? Hep "sevgili okur" hitap tarzına özenmiştim, fakat hiç kullanmıyordum. Onun da kendini beğenmişlik olarak algılanabileceği için. Zaten ben -henüz- bir yazar değilim, o yüzden de kendimde böyle hitap etme hakkı görmüyorum. Blog yazıyorum, evet, ama yazarım diyemem. Burada deneme yanılma yoluyla bir şeyler yapıyorum işte. Eskisine göre kıyaslama yapabilmemi, ve daha çok insanla paylaşabilmemi sağlıyor. 


İşte böyle sevgili okur. Seninle alçak gönüllülük, mütevazilik ve blog yazarlığı üzerine ufak bir sohbet ettik. Ben buralardayım, ayda birkaç kere yazıyorum. Gevezelik etmek istersen, artık beni nerede bulacağını biliyorsun.


Sevgiler,


sokakkedisi

22 Haziran 2012 Cuma

22.Gün: En Sevdiğim Üç Renk

Challenge'ımızın 22.gününde en sevdiğim 3 renk var. Sizi bekletmeden hemen konuya giriyorum ve en sevdiğim renkten başlıyorum :)

Yeşil

Yeşil benim, sebebini bilmediğim bir şekilde, çocukluğumdan beri en sevdiğim renktir. Koyu yeşil kuruboyayı yanımdan ayırmadığım, hatırladığım ilk çocukluk anlarımdan biridir. Yeşile olan sevgim hala devam eder, bana ait olan pek çok şeyin yeşil olduğunu görebilirsiniz örneğin; özellikle kalemlerde, takılarda ve çantalarda ilk tercihim, her zaman sorgusuz sualsiz yeşildir.

Turkuaz

En güzel denizlerin rengi turkuaz, yeşilden sonra sevdiğim ikinci renk. Turkuaz sevgimi de Ege'nin sularından almış olabilirim. Camgöbeği mavi değil, ama yeşil de değil, arada bi' yerde, ve en sevdiğim tonuyla turkuaz karşınızda.

Bordo

Üçüncü renkte biraz muallakta kalsam da, daha sonra cevabı bulmam zor olmadı; bordo! Kırmızının koyusu, vişnenin çürüğü, şarap rengi halleriyle gönlümde taht kuran bir diğer renktir bordo. Siyaha, giysilere ve ojelere çok yakıştığı için favorilerim arasında yerini korumaktadır.

Bugün de böyle geçti, rengarenk! =)

21 Haziran 2012 Perşembe

21.Gün: En Sevdiğim Mevsim

Bunun cevabını hepiniz olmasa da, bir kısmınız biliyorsunuz, biliyorum :) Sadece burada değil, normalde de sürekli yinelediğim bir şey çünkü, ben bir yaz çocuğuyum! Ancak biraz saplantılı bir mevsim aşkı benimkisi, yani biraz fanatiğim yaz konusunda.

Yaz benim kutsal mevsimim, Haziran-Temmuz-Ağustos da mübarek aylarım. Hep yaz olsa, sesimi çıkarmam. Yani "Türkiye'de dört mevsim yaşanmaktadır; ilkbahar, yaz, sonbahar, kış" güzel bir açıklama değildir benim için. Sonbahar'la aram fena sayılmaz, ilkbahar eh, fakat kış en büyük düşmanımdır. Şimdi konumuz en sevdiğim mevsim olduğu için kış konusuna girmiyorum, yoksa burası nahoş cümlelerle dolup taşar, nefret suçu bile işlerim.

Yaz sıcak, yaz güzel. Yazı seviyorum, çünkü pek çok nedenim var. Deniziyle, güneşiyle, körfeziyle, akşamüstü birasıyla, midye dolmasıyla, kavun rakısıyla, karpuz ekmek peyniriyle, parmak arası terliğiyle, Çanakkale domatesiyle, tatiliyle, açık hava konserleriyle, şargozuyla, festivalleriyle, sahilde sabahlamalarla ve daha birçok şeyle birlikte yaz en sevdiğim mevsim. Belki bunda çocukluğumdan beri yazları sahilde geçirişimin, en güzel zamanlarımı yazın yaşayışımın da etkisi vardır. Üstüne bir de, normalden fazla (!) üşüyen bir insan oluşum, ve bundan nefret edişim eklenince...

Yazdan güzel mevsim yoktur! Nokta.

20 Haziran 2012 Çarşamba

20.Gün: Gittiğim Konserler

Challenge'ın 20.gününden herkese merhaba! Bugünün konusu gittiğim konserler. Ancak takdir edersiniz ki gittiğim bütün konserleri yazmam imkansız. O yüzden şöyle bir kısıtlamaya gittim, ve arşivimde afişlerini bulundurduğum konserleri sizinle paylaşıyorum.






Ve birkaç konserden kareler;






19 Haziran 2012 Salı

19.Gün: Yaşadığım Yerler

Bugün sırada yaşadığım şehirlerin bir listesi var. Ayrıntıya girmeden, alt başlıklar ve fotoğraflarla hepsinin sıralamasını yapacağım.

Balıkesir


Altınoluk


Burhaniye / Pelitköy İçmeler


İstanbul & Şile



St.Julians / Malta



Çanakkale / Biga







LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...