Her şeyi en başından anlatarak ne kendi keyfimi ne de sizin keyfinizi kaçırmak istiyorum. Önümüzde hala 2 koca gün var bahar tatilinin bitmesi için, ve ben hiçbir tatilin bitmesini böyle istememiştim. Kemer'de bir otel odasında kendi yemek alışkanlıklarımı sorguluyorum şu an (ruh halimi sorgulamayı bıraktığım için sanırım)
24 Nisan 2009 Cuma
11 Nisan 2009 Cumartesi
Uçurtmalar
Yeni bir Teoman albümüyle beraber, çok daha farklı bir heyecan içindeyim şu an. Bazen bir şeyi görüyorum veya duyuyorum, o an idrak edemiyorum, çok sonra kafama dank ediyor. Elif Şafak'ın Teoman'a şarkı sözü verdiğini bir yerde okumuştum (o kadar idrak edememişim ki nerde okuduğumu bile hatırlamıyorum. yoksa okumamış mıydım? yok canım okudum tabi. televizyon izlemem ki ben) Yazılarını okurken beni aptala çeviren Elif Şafak'ın yazdığı sözleri, sarhoşken bile sesini duymak için bas bas bağırdığım, konser afişini gördüğüm yerde yapıştığım Teoman'ın söylemesi.. Ooof. Hayır bunun bi tarifi yok. Bir taraftan parçanın kendisini dinliyor olsam bile yok. Evet yeni Teoman albümü heyecanının çok ötesinde bir şey bu. Alıntı yapmayı sevmem ama. Bu bir istisna. Elif Şafak yazmış, başımın üstünde yeri var :)
7 Nisan 2009 Salı
Kayıp Eşyalarınız İçin Müracat : Müdüriyet
Evet arkadaşlar. Artık canımıza tak etmiş durumda. Oda taşıyor. Güneşle neyi nereye koyacağız bilemiyoruz. Zira odada bize ait olmayan şeylerin sayısı gittikçe artıyor. İşin komiği, bir kısmının sahipleri belli olmakla birlikte, bu insanlar eşyalarını almamakta ısrar ediyorlar. Bir kısmınınsa sahiplerini kesinlikle bilmiyoruz. Az önce, bizzat odayı dolaşıp, bu eşyaların listesini çıkardım. Lütfen eşyalarınıza sahip çıkınız. Müracat bizim oda, ancak sahiplerini bilmediklerimiz bizi ikna etmek zorunda, her önüne gelene iade yapamayız, oda olarak karar aldık :)
keywords
geyik köşesi,
yurt hayatı
6 Nisan 2009 Pazartesi
uyku sarhoşluğu vol.43626249808
sanmayın ki şimdi yazıcaklarım uykusuzluk sonrası sarhoşluktan. kafamda uzun süredir dönüp duruyorlar, ve ben bir türlü oturup yazamıyorum. kıvranıyorum bi de, her zamanki gibi. evet, yine yol sonrası uykusuz ve sefilleri oynuyor olabilirim, evet yine sabah sabah bütün cinlerim tepemde, ve evet hala abuk subuk rüyalar görmeye devam ediyorum. yine de, en güzel sarhoşluk, uykusuzluğun verdiği sarhoşluktur diyorum.
27 Mart 2009 Cuma
OnYedi
Hayatın boyunca bir daha ne olmazdın diye sorsalar, sanırım cevabım asla on yedi yaşında olmamak olurdu. Sadece şu anda rastgele Teoman'dan On Yedi'yi dinliyor olduğum için söylemiyorum, ama galiba bir daha on yedi olmamak fikrini aklıma getiren oydu. Bana kalsa on yedi olmazdım ben. On altıyı bitirip on sekizden gün alırdım. Bu kadar zarar bir yaş olamaz benim için. Günah çıkarmıyorum, o günlerin muhasebesini de yapmıyorum, bunları yapmayı çoktan kestim. Zaten uzun zaman geçti üstünden. Ama on yedi eşiktir bende. Çoğu insanın en güzel yaşı olarak nitelendireceği, güzel lise günleri. On yedi olduğum gün, o toz pembelik griye kaçtı bende. Şimdi geriye dönüp baktığımda, hayatımdaki çoğu şeye gülüp geçiyorum, on yedi hariç. Yaptığım her şeye, başıma gelen her olaya gülerek bakabilirim, yine on yedi hariç. Diğer yandan, çok iyi biliyorum ki, şu anda neysem, on yedinin bendeki etkisi büyük. Ama böyle bir sınavdan geçmeli miydim.. işte bunun cevabını ben de bilmiyorum. En çok on yedi yaşımda sarhoş oldum, en çok on yediyken ağladım, en çok on yediyken koydu geride kalmışlığın acısı. On yediyken ilaçlarla uyudum, on yediyken okulda olay çıkarıp disiplinlik oldum, on yediyken kendimi önce tekerlekli sandalyede sonra koltuk değnekleriyle buldum. Kısacası on yedi olmuşluğun acısını başka hiçbir yerde bulamadım, hatırlarken bile kötü olurum. Belki bir gün, hepimiz güleriz geride kalanlara, pişmanlıklarımıza ve hatalarımıza. Belki ben de on yedime gülecek kadar barışırım kendimle. Kim bilir.
15 Mart 2009 Pazar
Hakkımda Bilmedikleriniz/Bildiğinizi Sandıklarınız
Bir anlamsız başlığı daha bloğumuza kazandırdıktan sonra.. Gelelim asıl konumuza. Hakkımda bilmedikleriniz. Neden böyle bir şey yapıyorum onu da bilmiyorum, ama liste çıkarmak en sevdiğim şeylerden biri. Serapla gençlik yıllarımız geliyor aklıma, hey gidi :) Serap ve gençliğimize gidersem, konuyu dağıtmış olurum. Hemen susuyorum. O halde başlayabiliriz.
10 Mart 2009 Salı
Balıkesir'den kaçmak, Balıkesir'e kaçmak
Bu haftasonu, sırf iş olsun diye, üşenmedim, kalktım Balıkesir'e gittim. En az 10 kişi sordu noluyo diye. Annem telaş yaptı, babam ciddiye almadı. İşin komiği, ben de kendimi ciddiye almadım. 5 dakika içinde, yalan olan Ankara planımı, Balıkesir'e çevirdim. Bir an bile tereddüt etmeksizin. Eve telefon açtım, geliyorum dedim, dinletemedim. Ciddiye almaları biraz zaman aldı. Sanırım beni karşılarında görünce tam olarak inandılar. Koca bir güz dönemi boyunca eve sadece ve sadece 1 kere gidersem olacağı bu tabi. Annemi korkutmuş, babamı ikna edememiş olurum. Güzel olan yanıysa, sırt çantama 2 tişört 1 pantolon tıkıp yola çıkmayalı uzun zaman olmuş, bunu fark ettim. Hiçbir acelem, derdim olmadan yola çıkmamışım. Hep bi atraksiyon, bi koşuşturmaca. Bu yüzden kat ettiğim her kilometre işkence olmuş bana. Bu sefer kendimi sağlama aldım, Balıkesir arabasına bindim. Hava çok güzeldi, yüküm yoktu, daha ne isteyebilirdim ki. Otobüsü beklerken bi süre terminaldeki kediyle oyalandım, son zamanlarda sürekli sövdüğüm feribotta martılara simit attım. Kitap okudum, uyudum, acısız bir şekilde Balıkesir'e vardım. Bir yandansa hala inanamıyordum, sanki yıllar oldu okul açılalı, ben yine eve dönmüyorum... Kendimi sorgulamayı denedim, olmadı. Moralim bozuk değil, kötü bir şey olmadı, her şey yolunda -gördüğüm kabusları saymazsak-, ama ben Balıkesir'e kaçıyorum. Bugüne kadar hep Balıkesir'den kaçtım ben, Balıkesir'e kaçmadım ki. Öylesine garip ve şuursuz bir haldeydim. Balıkesir'de indiğimdeyse, tek hatırladığım, elimde çantam, etrafıma şaşkın şaşkın baktığımdı. Uzaktan izliyormuşum gibi. Oysa yadırgamam gereken, bir tane tanıdık yüz yok, ve babam gelmemiş beni karşılamak için. Uykudayım sanki. Hiç gelmedim. Yokum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)