Pages

28 Ağustos 2012 Salı

Instagram ile Bozcaada Manzaraları

Hep söylerim, "Dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum" diye. Bu yaz da, yazlıktan farklı bir yerlere gidelim, iki üç gün birleştirip bir yerlere kaçalım dedik, Dubrovnik amacıyla kolları sıvadığımız planı hayata geçiremeden, kendimizi Bozcaada'da bulduk. Uzaklara kaçalım dedikçe, yer değiştireceğimize yine Kuzey Ege'ye döndük. Pişman mıyız? Tabi ki hayır! Öyle olsa, bu yazı ortaya çıkmazdı.

Bozcaada'ya ilk gidişim değildi, ancak yaz sezonu içinde adaya ilk gidişim oldu. Kendi içimde kıyaslama yapma, ve artıları eksileri karşılaştırma fırsatı buldum. Örneğin, sezonda gittiğinizde Rum mahallelerinde cirit atamıyorsunuz ama, mis gibi Ege sularına girebiliyorsunuz. Kolay bulamayacağınız berraklıkta ve soğuklukta bir denizden bahsediyorum. Yılın 5-6 ayı mavi bayraklı denize giren biri olarak söylüyorum üstelik bunu. Gitmediyseniz, mutlaka gidin görün, ama önce neyi istediğinize karar verin; cıvıl cıvıl yaz kalabalığında tatil mi, yoksa keşif yapacağınız bir ada turu mu.

Bozcaada tam bir detay adası. Feribotla yanaşırken gördüğünüz boz manzaranın aksine, adaya girdiğinizde, sokakları dolaşmaya başladığınızda her şeyi çekmek, ölümsüzleştirmek istiyorsunuz. Adaya ikinci gelişimin verdiği avantajla, her gördüğümden etkilenmeden (kabasını daha önce resmetmiştim çünkü) detayları çekmeye çalıştım. Detayların üstüne bir de Instagram girince, ortaya şöyle görüntüler çıktı;

Feribota bindiğimde karşıma çıkan afiş buydu, daha sonra farklı versiyonlarını adada sıkça gördüm, sloganları "Başka Ada Yok" 

Yine adanın her yerinde, çoğu evin duvarında, pencere pervazında bulacağınız sardunyalar.

Kaldığımız otel adadaki Eski Rum İlkokulu'nun restore edilmiş binasıydı, ve "Şiir Oteli" olarak geçiyordu, Orhan Veli'den Bedri Rahmi Eyüpoğlu'na, Nazım Hikmet'ten Ataol Behramoğlu'na kadar pek çok şairin şiiri odaların kapılarına bu şekilde yazılmıştı. 

Bozcaada Kalesi'nin bu tablosu Eski Rum Mahallesi'nde bulunan Lodos Restoran'dan. Geçen seferden tecrübeyle eski lezzetleri yeniden tatmak için gittik, ancak maalesef o zamanki kadar memnun kaldığımızı söyleyemeyeceğim. Servisi hala iyi ama, işletme mantığının oldukça değiştiğini belirmekte fayda var.

Bozcaada'nın simgelerinden olan kargalara ancak bu kadar yaklaşabildim :)

Maviye boyalı tahta sandalyeler ve beyaz örtülerle hasretimi elimden geldiğince gidermeye çalıştım, bu da çantamın sandalye üzerindeki pozu.

Yine adanın simgelerinden biri olan üzüm figürü, meşhur Çiçek Pastanesi'nin girişinden. 

Ara sokaklardan birinde karşıma çıkan bu kuş yuvasını resmetmeden edemedim. İçinde yaşayan var mıdır bilmem :)

Olmazsa olmazdır, klasiktir dedim ve deklanşöre bastım, Bozcaada Kalesi böyle poz verdi bana. Her ne kadar Instagram'ın kendine has photoshop'u olsa da, denizin mavisi buna yakındı.

Ada çokça rüzgar aldığından, sörfe de elverişli. Sörfçü bulunduğumuz teknenin dibine kadar girince, bana da yapacak fazla bir şey kalmadı.

Bu gramofonu kontrastıyla oynayarak biraz ben gençleştirdim, itiraf ediyorum. Asmalı Meyhane'den.

Yine bir Bozcaada klasiği olarak, Rüzgar gülleri. Anlatmasam olmazdı.

Bu susak kabağından yapılmış bebek Dantela'dan, dükkanın sahibinin çiftliğindeki bahçıvanın tıpkısının aynısıymış. Bahçıvan Ahmet'in bir de karısı Şerife varmış ama o satılmış, Ahmet rafta yalnızdı :(

Cafe Adalı'daki masaların minik demirbaşları. Fesleğen en tatlısı ama.

Tekneyle ada turundan, sadece benim objektifime takılan kısım. Yoksa çok daha güzelleri mevcut, emin olabilirsiniz.

Son olarak, kaldığımız otelin dış cephesi. Ege Otel, nam-ı diğer Eski İlkokul, yani Şiir Oteli.

***

Mini Bozcaada turunun böylece sonuna geldik. Çok daha fazlası adada mevcut, geriye bir tek adaya gitmek ve keşfetmek kalıyor. Benim -bizim- göremediklerimi belki siz görürsünüz, belki başkası görür, kim bilir? Ancak sanıyorum adadan ayrılışın hüznü herkeste aynı. Eve dönüş güzel olsa da, her seferinde biraz buruk ayrılıyorum Bozcaada'dan.

27 Temmuz 2012 Cuma

@sokakkedisi on Twitter

Yine Yaz'ın rehavetine kapıldım, bir türlü yazamıyorum. Bir şeyler biriktirebildim mi, emin değilim. Ama emin olduğum bir şey var ki, Blogger'ı her şeyiyle çok özledim!

Derseniz ki uzun blog post'u gerekmez, cümlelerini 140 karaktere sığdır, onlar işte buradalar, Nisan 2009'dan beri.Takdir edersiniz ki mobile twitter, mobile blogger'dan daha kolay bir süreç :)

Daha uzun bir yazıyla geleceğim ama! Şimdilik görüşmek üzere diyorum, güzel yaz'ın tadını çıkarın.

http://twitter.com/sokakkedisi

15 Temmuz 2012 Pazar

Kitap Ayraçları

Challenge sonrası görselleri arttırmamla blog biraz renklendi sanki, ne dersiniz? Her ne kadar yazmayı daha çok sevsem de, fotoğraflarla süslemek oldukça keyifli. Bugün de fotoğraflı bir yazı geliyor o yüzden; hatta bol fotoğraflı, daha az yazılı. Yaz sıcağında uzun uzun konuşup canınızı sıkmadan, görsellerle devam ediyorum.

Yaz demişken; benim için yaz bir anlamda daha fazla kitap okumak demek. Daha önce bahsettiğim gibi, kitap okurken sayfaların ucunu asla kıvırmayı sevmediğimden, mutlaka ayraç kullanırım. Kitabın kendi ayracı varsa kitaplıkta da kitabın içinde tutarım o ayraçları. Her zaman kitabın bir örnek ayracı olmuyor, ancak bir yerlerden mutlaka ayraçlar geliyor. Ben de düşündüm, ve kitaplığın dışında kalan ayraçlarımı göstermeye karar verdim. Eminim benim gibi birçok ayraç sever vardır.

Yine kedi temalılar :)

En sevdiğim kitapçılardan biri olan Altınoluk Ezgi Kitabevi'nin kendi ayraçları. Okumak iptiladır!

5 Temmuz 2012 Perşembe

Odamdaki Kediler

Uzuuun bi Challenge'ın ardından herkese merhaba! Umarım beğenmiş ve okurken keyif almışsınızdır. Çünkü ben yazarken çok keyif aldım, ve bitişine üzüldüm diyebilirim. Blog arşivime bakarsanız yazın çok fazla yazı girmediğimi görürsünüz, bu yaz makus talihimi yenmek ve elimden geldiğince yazı yazmak istiyorum, bakalım başarabilecek miyim.

Bugün sizi odama götüreceğim ve oradaki kedilerle tanıştıracağım. Ufacık odamda, bol kedili bir yazıya hazır olun! :)

Huzurlarınızda; kitaplık kedilerim.


Bu da en sevdiğim figürlerden biri, Midilli'den almıştım.

Bu kedilerden bir ordum var gerçekten :)



Malta kedileri :)


                               


Kendisi bana Azerbaycan'dan geldi, teyzemin hediyesi, ismi Haydar.

Odam ufak ve sadece yatak-komidin-çalışma masası ve kitaplıktan oluşuyor. O yüzden metrekare başına bir hayli kedi düşüyor. Sırada masamda ikamet etmekte olan kediler var;

Daha önce bahsettiğim, her sene mutlaka aldığım Giller takvimi ve arkada kedili bir sergi davetiyesi.

Fotoğrafta kaç kedi var bulun :)

30 Haziran 2012 Cumartesi

30.Gün: Sonsöz

Haziran ayı bitimiyle, Challenge'ımın sonuna geldik. Üzerimde Challenge'ı bitirmenin haklı gururu var. 30 günlük Haziran ayında 30 yazı her sabah aynı saatte yayına girdi. Kiminiz okudunuz, kiminiz yarısında çıktınız. Sizi bilmem ama, ben çok keyif aldım. Hem benim için pratik oldu, hem de blogun pası silindi.

Sonsöz deyişime de aldırmayın, Challenge'a bir sonsöz yapmak istedim. Bir yere gittiğim yok, uzun uzun yazmasam bile -malum, yaz tribi- takipte olacağım. Okumaktan çok keyif aldığım bloggerlar ve her gün merakla göz gezdirdiğim Blogger İstatistikler'i var.

Peki bana bir iyilik yapar mısınız? Olumlu olumsuz eleştirileri, ve en çok hangi günün yazısını beğendiğinizi yorum olarak bekliyorum. Yazmazsanız da dert değil, zira yine yazacağım. Kafamda yeni fikirler var ve hayata geçirmek için uygun zamanı bekliyorum. Ne de olsa, Show must go on, öyle değil mi?

Temmuz ayında Haziran kadar hareketli olmayabilir, ve biraz sessiz olabilir buralar, ama yine de irtibatta kalalım :) Her şey planlı gitmiyor blogda, bir gece ansızın gelebilirim!

Hadi yazın, keyifle okuyacağım çünkü.

29 Haziran 2012 Cuma

29.Gün: En Sevdiğim Yemek Restoranı

                                                              kaynak: www.baynihat.com.tr

Bugün en sevdiğim yemek restoranları arasında, bizim buraları bilenler için klişe, bilmeyenler içinse gelmelerine değecek bir yerden bahsedeceğim; Bay Nihat Cunda. Ayvalık'ın şipşirin Alibey (Cunda) Adası'nın en bilindik, aynı zamanda en lüks balık lokantasıdır Bay Nihat. Ancak aklınıza sadece balık (papalina!) gelmesin, en güzel Ayvalık mezelerini bulabileceğiniz Cunda adasında, Bay Nihat'tan iyisini düşünemiyorum. Sahil şeridindeki restoranı ve bol kedileriyle Bay Nihat, nispeten pahalı da olsa, hizmeti için değdiğini söyleyebilirim. Ahtapot salatası, kabak çiçeği dolması, deniz börülcesi ve közlenmiş patlıcan salatasını yemeden gelmeyin sakın! Rakıyı söylemiyorum bile.

Üstüne bir de Taş Kahve'de damla sakızlı kahvenizi için. Normalde içtiğiniz damla sakızlı kahvelerden farklı olduğunu göreceksiniz.

Buradan sitelerine göz atabilirsiniz.

28 Haziran 2012 Perşembe

28.Gün: Benim İçin Çok Değerli Olan Bir Eşya


Tanıştırayım, büyükbabamın fotoğraf makinesi. Gazi Eğitim'de öğrenci olduğu yıllarda harçlığını çıkarmak için kullandığı, annemin ve teyzelerimin bütün çocukluk hallerini fotoğrafladığı makine. Söyleyecek çok şey var aslında, ama nereden  başlayacağımı ve makinenin bana hissettirdiklerini nasıl anlatacağımı bilmiyorum. İlk öğretmenim -anneannemle birlikte tabi-, ve çocukluğumun büyük kısmını yanında geçirdiğim büyükbabamın en büyük hatıralarından biri bu makine. Benim için çok değerli olan bir eşya sorulduğunda, başka bir şey düşünemedim. Makinenin sahibi de, taşıdığı anlam da benim için çok önemli çünkü.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...