Bundan 1,5 sene önce Malta'ya gittiğimde, ev arkadaşım Burçin dışında, pek çok yabancı arkadaş edinmiştim. Bunların büyük çoğunluğunu Japonlar ve Ruslar oluşturuyordu. Şimdi hepsi dünyanın dört bir yanına dağıldılar, ama çağımızın teknolojileri sağolsun pen friend olmaktan öteye gittik, mail facebook vs. yollarla bağlarımızı koparmadık. Hele içlerinde bir Japon kızı vardı ki, orada son geceme kadar beni yalnız bırakmadı. Biz onun sushi'lerini yiyemedik ama, o bizim mantımızı çok sevdi. Türk restoranında Efes içti, televizyonda maç açıkken, ve diğer Türkler bağrışırken bizimle köfte yedi, pilavı yadırgamadı. Kısacası Junko'nun yeri bizde hep ayrıydı.
11 Mart günü dünya olarak 8.9'luk bir depreme uyandık. Bu aralar kötü haberleri hep yarı uykuluyken twitter üzerinden alıyorum, tsunaminin ve depremin haberini de bu şekilde aldım. Deprem bölgesinde yaşıyor olduğumuzdan, 99 depremini gördüğümüzden mi bilmiyorum, bi başka etkiledi Japonya'da olanlar beni. Çoğu insan depremi pek ciddiye almamıştı, "Onlar alışkın abi, Japon yapıyo, yıkılmaz o binalar" dese de, canlı canlı izlediğimiz felaket hepimizi korkuttu. Kafamı toplayıp facebook'taki Japon arkadaşlarıma mesaj attım. Telefon bağlantıları iyi değildi ancak internet kullanabiliyorlardı. Her "iyiyim" cevabından sonra rahatlıyor, cevap vermeyenler için endişelenmeye başlıyordum. Ve tabi ki en çok hala bana geri dönmeyen Junko için endişeliydim.
15 Mart 2011 Salı
Merhaba
Sansürün ardından, herkese merhaba =)
Önceki yazımda da söylediğim gibi, verdiğim kısa ara boyunca, ben bloguma eriştim ama çoğu insanın erişimi engellendi. Bu kısa ara boyunca, direnip bir iki kere yazmayı denedim, ama kendi kendime konuşuyormuşum hissine kapıldım ve vazgeçtim. 26 ay olmuş ben blog yazmaya başlayalı, ve bu 2 seneyi aşkın süre boyunca yediğimiz ilk sansür. Blogger'ın ilk sansürü değil tabi ki, 2008'de bir kere daha yaşanmış buna benzer bir olay. Ancak bu sansür çok daha fazla ses getirdi. Sesini duyuran, emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Çünkü biliyorum, herkesin canı çok yandı. İtiraf etmeliyim ki, benim de öyle.
Her Blogger kullanıcısı gibi ben de dns ayarlarımı değiştirdim, yazılarımın yedeklerini alıp bir wordpress hesabı açtım. Artık içim ısınmasa da bir wordpress adresim var, aklınızda bulunsun :) Yangında ilk kurtarılacaklar gibi, ilk işim yazılarımı yedeklemek oldu, dileğim o kırmızı yazıyı tekrar görmememiz, ancak yine bir yasak söz konusu olursa, sokakkedisi28.wordpress.com 'da olacağım. Digiturk veya herhangi bir şirket. Mahkeme ya da başka bir karar mekanizması... bu geçen zamanda gördüm ki, hiçbirinin gücü yetmeyecek insanların içindeki yazma isteğini bastırmaya.
Önceki yazımda da söylediğim gibi, verdiğim kısa ara boyunca, ben bloguma eriştim ama çoğu insanın erişimi engellendi. Bu kısa ara boyunca, direnip bir iki kere yazmayı denedim, ama kendi kendime konuşuyormuşum hissine kapıldım ve vazgeçtim. 26 ay olmuş ben blog yazmaya başlayalı, ve bu 2 seneyi aşkın süre boyunca yediğimiz ilk sansür. Blogger'ın ilk sansürü değil tabi ki, 2008'de bir kere daha yaşanmış buna benzer bir olay. Ancak bu sansür çok daha fazla ses getirdi. Sesini duyuran, emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Çünkü biliyorum, herkesin canı çok yandı. İtiraf etmeliyim ki, benim de öyle.
Her Blogger kullanıcısı gibi ben de dns ayarlarımı değiştirdim, yazılarımın yedeklerini alıp bir wordpress hesabı açtım. Artık içim ısınmasa da bir wordpress adresim var, aklınızda bulunsun :) Yangında ilk kurtarılacaklar gibi, ilk işim yazılarımı yedeklemek oldu, dileğim o kırmızı yazıyı tekrar görmememiz, ancak yine bir yasak söz konusu olursa, sokakkedisi28.wordpress.com 'da olacağım. Digiturk veya herhangi bir şirket. Mahkeme ya da başka bir karar mekanizması... bu geçen zamanda gördüm ki, hiçbirinin gücü yetmeyecek insanların içindeki yazma isteğini bastırmaya.
2 Mart 2011 Çarşamba
Şimdi Kısa Bi' Ara... #blogumadokunma
Öncelikle bu yazıya kaç kişinin erişebileceğini bilmememe rağmen, bunu göze alıp yazıyorum. Birkaç gündür uzaktaydım, bir tık kadar, istatistiklere bakacak kadar uzaktaydım ama kafamda yeni fikirler, yazacak yeni konular vardı. Döndükten birkaç saat sonra aldığım haber ise, benim de içinde bulunduğum birçok Blogger kullanıcısını rahatsız etti. Ben de hepsini bi süreliğine unutup kısa bi ara vermek istedim, aradığınız bloga şu anda ulaşabiliyorsanız, siz de şanslı kesimdensiniz.
Durumu hala bilmeyenler için kısaca açıklayayım, bir sansür kalkmadan diğerinin geldiği ülkemizde, arayı soğutmadan yepyeni bir sansürümüz oldu, Digiturk'ün şikayeti ile. Digiturk'ün iddiası bazı blogspot uzantılı kişisel bloglarda illegal maç yayını yapıldığı. Digiturk'ün kendisine göre haklı sebepleri, yapmış olduğu yatırımları olabilir, fakat biz buna halk arasında pire için yorgan yakmak diyoruz. Sonuç olarak, problemin köküne inmek yerine, olduğu gibi yok etmeyi tercih ediyoruz, kangren olmuş kolu, omuzdan kesiyoruz. Kesiyorlar.
Bu yüzden de, 28 Şubat 2011 pazartesi akşamından beri, internette bloguma dokunma adlı sanal bir protesto başlamış durumda. Sesimiz ne kadar duyulur, yapılan protesto ne kadar işe yarar bilmem ama, tepkinin çok fazla büyüdüğü kesin. Şimdiden bloguna girip de BU SİTEYE ERİŞİM MAHKEME KARARIYLA ENGELLENMİŞTİR'i gören pek çok blog yazarı var. Ben kendi adıma, kimbilir hangi sansürden sonra değiştirdiğim dns ayarlarımdan sonra bloguma hala ulaşabiliyorum. Ama dediğim gibi, bu yazıyı kaç kişi okur, en önemlisi Türkiye'den kaç kişi erişebilir bilmiyorum, ve bunu göze alarak yazıyorum. Artık hepimiz biliyoruz bu ne ilk ne de son sansür. Ve acıdır ki kanıksamışız, bilgisayarımızın dns, proxy gibi ayarlarını değiştirip hayatımıza devam ediyoruz. Yine pek çok blog yazarı gibi ben de yazılarımı yedekleyip başka bir blog adresi aldım. Fakat bunların geçici çözümler olduğu inancındayım. O yüzden, lütfen destek olun, sesimizi hep beraber duyuralım.
Durumu hala bilmeyenler için kısaca açıklayayım, bir sansür kalkmadan diğerinin geldiği ülkemizde, arayı soğutmadan yepyeni bir sansürümüz oldu, Digiturk'ün şikayeti ile. Digiturk'ün iddiası bazı blogspot uzantılı kişisel bloglarda illegal maç yayını yapıldığı. Digiturk'ün kendisine göre haklı sebepleri, yapmış olduğu yatırımları olabilir, fakat biz buna halk arasında pire için yorgan yakmak diyoruz. Sonuç olarak, problemin köküne inmek yerine, olduğu gibi yok etmeyi tercih ediyoruz, kangren olmuş kolu, omuzdan kesiyoruz. Kesiyorlar.
Bu yüzden de, 28 Şubat 2011 pazartesi akşamından beri, internette bloguma dokunma adlı sanal bir protesto başlamış durumda. Sesimiz ne kadar duyulur, yapılan protesto ne kadar işe yarar bilmem ama, tepkinin çok fazla büyüdüğü kesin. Şimdiden bloguna girip de BU SİTEYE ERİŞİM MAHKEME KARARIYLA ENGELLENMİŞTİR'i gören pek çok blog yazarı var. Ben kendi adıma, kimbilir hangi sansürden sonra değiştirdiğim dns ayarlarımdan sonra bloguma hala ulaşabiliyorum. Ama dediğim gibi, bu yazıyı kaç kişi okur, en önemlisi Türkiye'den kaç kişi erişebilir bilmiyorum, ve bunu göze alarak yazıyorum. Artık hepimiz biliyoruz bu ne ilk ne de son sansür. Ve acıdır ki kanıksamışız, bilgisayarımızın dns, proxy gibi ayarlarını değiştirip hayatımıza devam ediyoruz. Yine pek çok blog yazarı gibi ben de yazılarımı yedekleyip başka bir blog adresi aldım. Fakat bunların geçici çözümler olduğu inancındayım. O yüzden, lütfen destek olun, sesimizi hep beraber duyuralım.
18 Şubat 2011 Cuma
Yurdumdan Televizyon Manzaraları
Yaklaşık beş senedir, yurt hayatının da etkisiyle televizyondan çok uzak kaldım. Pek aradığımı da söyleyemem, bu sürenin sonunda da fark ettim ki, televizyon izleme yetilerimi kaybetmişim. Televizyon benim için bir ihtiyaç olmaktan çıkmış, hani o power tuşu aylarca orda olsa, ben ona basıp televizyonu açmayı akıl edemeyeceğim. Seyretmek zorunda kaldığım zamanlarda ise, uzun süre dikkatimi -ve hatta sabrımı- toplayıp da ekrana bakmakta sıkıntı çektim. Günler böyle geçerken, bir de baktım akşamları ev hayatına uyum sağlayarak televizyona bakmaya başladım, ama hala izledim diyemiyorum. Çünkü yine fark ettim ki, dizileri reklamsız izlemekten, haberleri internetten okumaktan, ve en güzel/komik/nitelikli reklamları youtube, facebook vb. sitelerde görmekten televizyona karşı tahammülsüz bir insan olmuşum.
Fakat son 15-20 gündür, televizyona alıcı gözüyle bakmaya başladım, ulusal kanallarda ne olup bitiyor diye. Gündüzleri yine yalnız olmamın etkisiyle izlemiyorum hala, o yüzden kadın programları ve magazin programlarıyla ilgili bir fikir beyan etmeyeceğim. Prime time'da gözlemlediklerim, haberler, reklamlar ve diziler üzerine.
9 Şubat 2011 Çarşamba
Lüsyen
Son günlerde, kitaplara olan hasretimi dindirmeye çalışıyorum. Okumayı çok özlediğim, ama okuyamadığım dönemlerde bile, kitapçı gezmeye ve kitap almaya devam ettim. Okuyamayacağımı bilmeme rağmen, bir hevesle internetten kitap alışverişi yapmışlığım da çoktur. Çünkü en az okumak kadar severim kitap satın almayı, kitapçıları gezmeyi. O kitaplar bir kenarda dursa bile, bilirim ki bir gün onlara sıra gelecektir, kitaplığımdan öylece göz kırparlar bana.
Bir süre önce aldığım Lüsyen de bunlardan biriydi. Çok adetim olmamakla birlikte, dönem dönem popüler ve çok satan kitapları okurum. Gazetelerde mutlaka çok satan kitaplar listesine göz gezdiririm, en son ne çıkmış, kim ne yazmış, insanlar neler okuyor.. bunları bilmenin bir zararı olmaz elbette. Ama bazen, ben de o insanlardan olur, o listedeki kitaplardan birini okurum. Bir yazar veya bir kitap hakkında yorum yapabilmenin en iyi yoludur çünkü, o yazarı okumak.
Bir süre önce aldığım Lüsyen de bunlardan biriydi. Çok adetim olmamakla birlikte, dönem dönem popüler ve çok satan kitapları okurum. Gazetelerde mutlaka çok satan kitaplar listesine göz gezdiririm, en son ne çıkmış, kim ne yazmış, insanlar neler okuyor.. bunları bilmenin bir zararı olmaz elbette. Ama bazen, ben de o insanlardan olur, o listedeki kitaplardan birini okurum. Bir yazar veya bir kitap hakkında yorum yapabilmenin en iyi yoludur çünkü, o yazarı okumak.
2 Şubat 2011 Çarşamba
ABBA Biyografisi, Arşivimden Kopup Geldi
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki, bu arşivimden kopup gelen Abba biyografisi,15 yaşındayken yapmış olduğum bir çeviridir. Hatta o dönemde bolca vakit geçirdiğim muzikkutusu.com adlı sitede hala yayındadır, dileyenler çevirimi yerinde görüp okuyabilirler.70-80 ve 90ları çok seven biri olarak, Abba'yı hala keyifle dinlerim. O yüzden bugün, çok sevdiğim klipleri Chiquitita ile Abba'ya yer vermek istiyorum.
Abba’nın öyküsü Haziran 1966’da Björn Ulvaeus Benny Andersson’la tanıştığında başladı. Björn, dönemin popüler halk müziği topluluklarından Hootenanny Şarkıcıları’na üyeyken, Benny de İsveç’in en iyi pop grubu"The Hep Stars"da piyano çalıyordu. Çift, ilk şarkılarını bu yıldan sonra yazdı ve on yılın ardından ortak bir grup kurmaya karar verdi. Bu sırada, Benny, The Hep Stars’dan ayrıldı, Hootenanny Şarkıcıları ise sadece stüdyoda bulunuyorlardı. Hootenanny Şarkıcıları topluluğu, Stig Anderson’a (1931-1997) yani Abba’nın menajerine aitti. Aynı zamanda Stig, grubun ilk yılında onlara şarkı sözü konusunda da katkıda bulundu.
Abba’nın öyküsü Haziran 1966’da Björn Ulvaeus Benny Andersson’la tanıştığında başladı. Björn, dönemin popüler halk müziği topluluklarından Hootenanny Şarkıcıları’na üyeyken, Benny de İsveç’in en iyi pop grubu"The Hep Stars"da piyano çalıyordu. Çift, ilk şarkılarını bu yıldan sonra yazdı ve on yılın ardından ortak bir grup kurmaya karar verdi. Bu sırada, Benny, The Hep Stars’dan ayrıldı, Hootenanny Şarkıcıları ise sadece stüdyoda bulunuyorlardı. Hootenanny Şarkıcıları topluluğu, Stig Anderson’a (1931-1997) yani Abba’nın menajerine aitti. Aynı zamanda Stig, grubun ilk yılında onlara şarkı sözü konusunda da katkıda bulundu.
Kek101: Limonlu Kek Yapımı
Herkese selam! Baktım 2011 geldiğinden beri hiç neşeli şeyler yazmıyorum, biraz o karamsar havayı dağıtayım dedim. Tatlı yiyelim tatlı konuşalım hesabı. Ama tabi, tatlılarla aram çok iyi olmadığı için, ve pek de hamarat olmadığım için, basit limonlu kek tarifi vereceğim. Hem benim gibi mutfakla çok haşır neşir olmayanlar, hem de tatlı komasına girmek istemeyen, hafif tatlıları sevenler için.
O zaman malzemelerden başlayalım önce;
- 3 yumurta
- 1,5 su bardağı şeker
- 1 su bardağı süt
- 1 limonun suyu, biraz da limon kabuğu rendesi
- 1 bardaktan biraz az sıvı yağ
- 1 paket vanilin (tercihe göre 2 de olabilir, biz öyle yaptık)
- 2,5 su bardağı un
- 1 paket kabartma tozu (bundan da 2 tane kullandık biz, Dr.Oetker paketleri küçük olduğu için)
Yapılışı:
Her şeyden önce fırınınızı ısıtın. Kek kalıbınızı yağlayın. Bu önemli bir nokta çünkü yağlanmadığı takdirde kek kalıbına yapışıyor. Daha sonra sırasıyla, yumurtayı, şekeri, sütü, limonu ve vanilini karıştırıp, mikserle çırpın. Yumurtanın hemen ardından şekeri koymak da önemliymiş, şeker erisin diye. Fazla çırpmamak da gerekiyormuş, yoksa kek iyi kabarmazmış (bunlar anneden püf noktaları!) Arkasından unu ve kabartma tozunu karıştırıp, tekrar çırpın. Oluşan karışımı kek kalıbına döküp, fırında 45-50 dk pişirin. Pratik kekiniz böylece hazır! Afiyet olsun =)
O zaman malzemelerden başlayalım önce;
- 3 yumurta
- 1,5 su bardağı şeker
- 1 su bardağı süt
- 1 limonun suyu, biraz da limon kabuğu rendesi
- 1 bardaktan biraz az sıvı yağ
- 1 paket vanilin (tercihe göre 2 de olabilir, biz öyle yaptık)
- 2,5 su bardağı un
- 1 paket kabartma tozu (bundan da 2 tane kullandık biz, Dr.Oetker paketleri küçük olduğu için)
Yapılışı:
Her şeyden önce fırınınızı ısıtın. Kek kalıbınızı yağlayın. Bu önemli bir nokta çünkü yağlanmadığı takdirde kek kalıbına yapışıyor. Daha sonra sırasıyla, yumurtayı, şekeri, sütü, limonu ve vanilini karıştırıp, mikserle çırpın. Yumurtanın hemen ardından şekeri koymak da önemliymiş, şeker erisin diye. Fazla çırpmamak da gerekiyormuş, yoksa kek iyi kabarmazmış (bunlar anneden püf noktaları!) Arkasından unu ve kabartma tozunu karıştırıp, tekrar çırpın. Oluşan karışımı kek kalıbına döküp, fırında 45-50 dk pişirin. Pratik kekiniz böylece hazır! Afiyet olsun =)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

