21 Mayıs 2013 Salı

Komşuya Gittim Geldim: Kos 1.Gün

Yeni gezi yazılarıyla geleceğimi söylemiştim! İşte onlardan ilkiyle karşınızdayım. Komşu'ya gittim geldim, geçtiğimiz haftasonu on iki adadan biri olan Kos adasındaydım. Kos, Güney Ege'de, bizim Bodrum'un tam da dibinde, minik ve şirin bir adacık. Yolu Bodrum'a düşenler bilir, her iki taraftan da oldukça sık gidiş gelişler var. Günü birlik giden de çok, zaten yeşil pasaportlara vize kalktı mertlik bozuldu, mesafe de az olunca Bodrum'dan bir çıkıyorsunuz, hooop Yunanistan'dasınız.

Toplamda 2 gece 3 gün olan turumuz, sabah 09:00 feribotu ile Bodrum'da başladı. Bodrum Limanı ve Kos Limanı arası ortalama bir saat sürüyor. Haftasonuna denk geldiyseniz haliyle pasaport kuyruğu almış başını gidiyor olabilir, bu yüzden erken gitmekte fayda var. Bunu özellikle turla değil de bireysel gidiyorsanız yapmanızı öneririm, çünkü gezi gruplarının arasında kalıp kendi feribotunuzu kaçırabilirsiniz.

Feribot adanın merkezi Kos şehrine yanaşıyor. Yani indiğiniz yerden adanın merkezine gitmek için fazla bir mesafe gitmiyorsunuz. Her ne kadar deniz olan yerlerde yön bulmak daha kolay olsa da, şöyle bir haritayla görsellere başlıyorum, gezi yazısı fotoğrafsız olmaz, öyle değil mi?



Feribottan iner inmez adada ufak bir tur atıp otelimize geçtik. Pasaporttu, gümrüktü derken gelmemiz öğlene yakındı ancak otelde kahvaltımız hazırdı. Otelimiz şehir dışındaki oteller bölgesinde kalsa da, ada çok küçük olduğundan ve yol sorun olmadığından, bir de otel çok güzel olduğundan hiç sorun olmadı. İner inmez bavullarımız alındı ve biz kahvaltıya geçtik. Bir kere şunu söyleyeyim, otel de başta olmak üzere, adada herkes çok güler yüzlü ve yardımcı olmaya çalışıyorlar. Açık büfe kahvaltı çok güzeldi, sanıyorum Yunanistan'da olmanın en büyük avantajı da yemek. Ben kendi adıma hiçbir yabancılık çekmedim, yemeklerin hepsi -ileride de anlatacağım üzere- mükemmeldi. Ege yemeklerini seviyorsanız, zeytinyağıyla aranız iyiyse, deniz ürünlerini koşulsuz tüketiyorsanız, adada aç kalmayacağınızın garantisini verebilirim. Yemeğimizi yedikten sonra iki saat kadar dinlendik, ve akşamüstü tekrardan adayı keşfetmek üzere otelden ayrıldık.

İlk günümüz adanın merkezini tanımaya çalışmakla geçti. Hipokrat'ın adası olan Kos'ta, Hipokrat Ağacı olarak adlandırılan bir ağaç da var. Rivayete göre, Hipokrat orada öğrencilerine ders verirmiş. Üçüncü gün bahsedeceğim Asklepion da, bu bölgedeki en eski hastane.

Bahsi geçen Hipokrat'ın ağacı.

Bunu görüp kayıtsız kalamazdım elbette.

İlk gün hava biraz tatsızdı, o yüzden bugünün fotoğrafları biraz kasvetli görünebilir. Ancak devam eden günlerde hava bize gerçekten iyi davrandı. 


Her ada gibi, Kos'ta da kediler mevcut. Her ne kadar bir Cunda'daki popülasyon kadar olmasa da, az denemeyecek kadar kedi var :)

Adada hemen her duvar dibinde bol miktarda begonvil görebilirsiniz.

Merkezden bir görüntü.

Adada en çok sevdiğim şeylerden biri de bu pembe begonviller oldu. Bizim mor begonvillerin aksine, burada pembeler çoğunlukta, ve beyaz Kos evleriyle çok güzel uyum sağlamışlar.

Merkezdeki ufak turumuzdan sonra, akşam yemeği için adadaki meşhur yerlerden biri olan Barbouni'ye geçtik. Barbouni klasik bir taverna değil. Bu arada taverna da bizim bildiğimiz çılgınca eğlenceleri olan, Fedon gibi şarkıcıların tabak kırdıkları yerler değil. Yemek yenen, yanında içki içilen her yere taverna diyorlar. Barbouni biraz daha dünya mutfağı ile Ege&Akdeniz mutfağını karıştırmış. Yiyip de beğenmediğim tek bir şey olmadı, bir klasik olarak yine mezeyle doydum ama bu sefer balık da, tatlı da o kadar muhteşemdi ki, onlardan da tatmadan ayrılamadım. 





Uzo ile ısınabildiğimiz soğuk bir akşamdan sonra, Kos'taki ilk günümüzün sonuna geldik. Arkası yarın.. :)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...