Pages

10 Nisan 2010 Cumartesi

Özlemek

Son zamanlarda, belki de mevsim geçişlerinin bünyeme kattığı dengesizlikle, özlemek nedir, onu sorguluyorum. Şimdi kalkıp, durumumdan hoşnutsuz gibi davransam, büyük haksızlık yapmış olurum. Çünkü benimki mutsuzluktan kaynaklanan bir özlem değil.
Peki neden özleriz? Yani, halimizden memnun olup yine de bir şeyleri özleyemez miyiz?

1 Nisan 2010 Perşembe

Bazen Bir İçki Şişesi...

Bugün boş şişelere bakarken, bir bunlar kaldı anlam yüklemediğim diye düşündüm. Mantıksız da değil aslında, her şişenin bir hikayesi var. Zamanında içindeki "şişesinde durduğu gibi" durmadığı için, nice bünyeyi sarstı her biri. Kimimiz güldük, kimimiz yerlerde süründük. Farklı ortamlarda, farklı insanlarla tüketilen bu içki şişelerinin hikayelerini -hatırladığım kadarıyla- anlatmaya çalışacağım.
***

Kendinden Korumalı: Kapalı Anlatım Sanatı

Bazen oluyor, korumalı blog yazılarına özendiğim. Zaman zaman yazdıklarımın okunmasından hoşlanmayışım bir yana, bazen sadece üç beş kişi okusun istiyorum o an yazdıklarımı. Diğerleri "Yazıyı okuyabilmek için şifre girin" ibaresi ile karşı karşıya iken, o üç beş kişiden biri gelsin, şifreyi girsin, hayatımın itiraflarını (!=))) okusun. Mesele aslında benim lafı dolandırmaktan sıkılıp da, açık konuşmak istememden kaynaklanıyor. Daha doğrusu, kasmadan, yorulmadan istediğim kadar açık vererek yazmak istiyorum bazen. İroninin alasını yaparak ilk yazımda kendimden fazlaca açık vermiştim, bunu hiç sevmediğimi belirtmeme rağmen (ve evet, blog yazmaya başlayalı 1 seneyi geçmiş)

19 Mart 2010 Cuma

Sanrı

Çocukluğumu saymazsak, bugüne kadar çektiğim en büyük hasret İstanbul hasretidir muhtemelen. Lisedeki İstanbul sayıklamalarım bir yana, hepsinin toplamından fazlasını Malta'dayken hissetmiştim İstanbul için.

Şimdiyse, hafif de olsa ateşli bir halde bilgisayar başında ne işim var bilmiyorum, ama garip bir özlem var içimde. Uzun zamandır, her ateşlendiğimde mutlaka gördüğüm hep aynı kabusların yerine, Cunda'daki buzlu badem tezgahlarını görüyorum bu sefer. Hava kararmış, satıcı buzlu badem arabasını ağır ağır itmekte, içindeki lamba bir o yana, bir bu yana sallanıyor.

Boğazım düğümleniyor.


17 Mart 2010 Çarşamba

Büyümek

























Bilgisayarımda dip bucak temizliği yaparken buldum bu afişi. Sonisphere'in gündeme oturduğu şu son günlerde, karşıma çıkması çok ironik oldu; artık Sonisphere'in bile beni heyecanlandırmıyor olması, pogo'dan korkuyor olmam, ve bugün festivalmiş, çadırmış o ortamlara giricek halimin kalmamasını büyümüş olmama yoruyorum.

16 Mart 2010 Salı

Düzenli Yaşam

Sahip olduğum tek düzen, düzensiz oluşum demiştim bi seferinde. Sırf edebiyat parçalamış olmak için. Tek düzenim düzensizliğim de diyebilirim belki. Ve hatta düzensizliğimiz. Etrafınızda bir düzen varsa ona uyum sağlarsınız çünkü. En azından, uyum sağlamaya çalışırsınız. O düzensiz insan içinizde bi yerlerde sizi kemirse bile, dışardan düzenli görünürsünüz. Az da olsa çeki düzen verirsiniz kendinize, etraftakilere ayıp olmasın diye.

11 Mart 2010 Perşembe

Susmaktır Bazen

Yazamıyorum bazen.
Tek kelime edesim gelmiyor. Cümleler transit geçiyorlar yanımdan, gülüyorlar alay edercesine, bak bizi aklında tutamadın işte diye.
Bakıyorum arkalarından öylece.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...