YGS sonrası, çoğu insan gibi ben de olup bitenleri izliyorum şaşkınlıkla. Bu ilk kopya olayı değil kuşkusuz, KPSS'deki istekli adayların kitapçıklarına "Ah bir öğretmen olsam" yazışları dün gibi, soruların çalınmasına da alıştık (!) ama şifreleme hepimize çok ağır geldi.
Her sınav mağduru gibi ben de olayı duyunca ilk başta kuru bir öfkeyle ÖSYM'ye söylendim. Ama dediğim gibi kuru bir öfkeden ibaretti hepsi, ben üniversite sınavına gireli yıllar oldu, ve ne olursa olsun tabir-i caizse tuzum kuru olduğu için sadece söylendim. Derinlerde bir yerde, içimin acıması için, kendisini ÖSYM binasının önüne zincirleyen çocukları görmem gerekecekti.
Sadece on yedi yaşındalar. Okuldan kaçmışlar protesto etmek için, üstlerinde formaları var. Sisteme, ÖSYM'ye, en çok da adaletsizliğe isyan ediyorlar. Kendimi onların yerine koyamadım bile. Çünkü hayal bile edemiyorum hissettiklerini. O yaşlarında test kitaplarının ağırlıklığı altında ezilmelerinin yanı sıra, bir de polis müdahale ediyor olaya, tartaklanıyorlar. O an fark ediyorum ki, içimde biri ağlıyor. Ben değil.. O yaştaki halim ağlıyor onlarla birlikte. Çekiştiriliyor, dövülüyor, kafalarından bastırılıp arabalara bindiriliyorlar. Sonrasında ne olduğunu bilmiyoruz. Göremiyoruz çünkü.
6 Nisan 2011 Çarşamba
2 Nisan 2011 Cumartesi
Yağmur Şarkıları
Tam Mart bitti, artık kış etkisini yitirdi diye sevinirken, Nisan çıkageldi bu sefer, yağmurlarıyla. Nedendir bilmem, ne zaman yağmur yağsa içinde yağmur geçen şarkılar söylemeye başlarım. Hazır Nisan da gelmişken, bu şarkıları sizinle paylaşmak istedim. Ancak listem o kadar uzadı ki, iki gruba ayırdım yağmur şarkılarını, yabancı ve yerliler olmak üzere. Yabancılar için şöyle buyrun;
Garbage - I'm Only Happy When It Rains
Travis - Why Does It Always Rain On Me
Guns n Roses - November Rain
Almora - Princess of Rain*
Aretha Franklin - It's Raining Men
James Blunt - Tears and Rain
Dean Brothers - Singing in the Rain
Placebo - English Summer Rain
Guano Apes - Rain
Peabo Bryson - Can You Stop the Rain
26 Mart 2011 Cumartesi
Düşmedim Daha
Hayatımın bir dönemine -belki de en bunalımlı dönemine- damgasını vurmuş kadındır Umay Umay. İlk ne zaman ve ne şekilde dinlediğimi hatırlamıyorum, Mete Özgencil ile olan Düşmedim Daha şarkısı klibiyle birlikte bilinç altıma yıllar önce yerleşmişti. Düetleri hep çok sevmişimdir, ama Düşmedim Daha sıradan bir düet değil, sıradan bir şarkı hiç değil. Klibiyle beraber dinlendiğinde Umay Umay'ın feryadı da, Mete Özgencil'in usul usul söyleyişi de tüyler ürpertir. Çocukken izlediğimde bile donup kaldığımı hayal meyal hatırlıyorum. Ancak ne demek istediklerini anlamam için, biraz büyümem gerekecekti.
Soğuk ve ümitsiz kış akşamlarını hatırlatır Umay Umay bana. Bazen Marlin Leyla'yı, bazen Siyah Bulutlar'ı. Kendimi yapayalnız hissettiğim o kış, teras katındaki ufacık odamda bana eşlik ederdi. Onu neden sevdiğimi anlamayanları, biz de sevmiyorduk aslında, Umay'la birlikte. O söyledikçe ben söylemiş gibi oluyor, o haykırdıkça ben de haykırıyordum içten içe. Hala çocukmuşum gibi donup kalıyordum bazen karşısında, ama o hep anlıyordu beni. Üzgün olduğumu biliyordu, teselli de etmiyordu, içini döküyordu sadece. İçimizi döküyorduk.
Soğuk ve ümitsiz kış akşamlarını hatırlatır Umay Umay bana. Bazen Marlin Leyla'yı, bazen Siyah Bulutlar'ı. Kendimi yapayalnız hissettiğim o kış, teras katındaki ufacık odamda bana eşlik ederdi. Onu neden sevdiğimi anlamayanları, biz de sevmiyorduk aslında, Umay'la birlikte. O söyledikçe ben söylemiş gibi oluyor, o haykırdıkça ben de haykırıyordum içten içe. Hala çocukmuşum gibi donup kalıyordum bazen karşısında, ama o hep anlıyordu beni. Üzgün olduğumu biliyordu, teselli de etmiyordu, içini döküyordu sadece. İçimizi döküyorduk.
19 Mart 2011 Cumartesi
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Bazı kitaplar vardır, dönem dönem tekrar okunması istenen. Belki de, gereken. O kitabın orada, kitaplığınızda durduğunu bilirsiniz, yıllar önce okumuşsunuzdur ama, yeni bir kitaba başlamak yerine, gider onu alırsınız yeniden. Belki hafızanızı tazelemek için, belki de hikayeyi özlediğiniz için.
O kitaplarda olayları tamamen hatırlayamazsınız belki ama, içinden bir cümle hiç aklınızdan çıkmamıştır. Seneler geçse bile. O cümleye rastlayacağınızı bilerek okursunuz sayfaları. Sıra ona geldiğinde, duraklarsınız bir süre, onu sindirmek istercesine.
Bazı kitaplar tekrar tekrar okunmalı derler. Çünkü her okuduğunuzda, farklı anlamlar çıkarırsınız. Çocuklukta başka, gençlikte başka, yetişkinlikte başka. Her seferinde satır aralarında başka şeyler bulursunuz, onları daha önce nasıl olur da fark etmediğinize şaşarsınız. Zamanın nasıl geçtiğinin en büyük kanıtı budur belki de.
O kitaplarda olayları tamamen hatırlayamazsınız belki ama, içinden bir cümle hiç aklınızdan çıkmamıştır. Seneler geçse bile. O cümleye rastlayacağınızı bilerek okursunuz sayfaları. Sıra ona geldiğinde, duraklarsınız bir süre, onu sindirmek istercesine.
Bazı kitaplar tekrar tekrar okunmalı derler. Çünkü her okuduğunuzda, farklı anlamlar çıkarırsınız. Çocuklukta başka, gençlikte başka, yetişkinlikte başka. Her seferinde satır aralarında başka şeyler bulursunuz, onları daha önce nasıl olur da fark etmediğinize şaşarsınız. Zamanın nasıl geçtiğinin en büyük kanıtı budur belki de.
17 Mart 2011 Perşembe
Bana Dört Mevsim Yaz Olsa
Bu gördüğünüz video, Bir Avuç Deniz filminden. Filmler kadar, filmin müziklerini de oldum olası çok sevmişimdir. Bir Avuç Deniz'i hala izlemedim, denk gelir de izler miyim onu da bilmiyorum ama, bu şarkıyı elimde bulunduracağım kesin. Üstelik, uzun zamandan sonra Deniz Özbey'i de yeni bir şarkı ile duymak çok güzel oldu.
"Bize dört mevsim yaz" diyor ya şarkıda, keşke öyle bi' şey olsa da, hiç kışa dönmesek. Üşümesek.
15 Mart 2011 Salı
Japonya Depreminin Ardından
Bundan 1,5 sene önce Malta'ya gittiğimde, ev arkadaşım Burçin dışında, pek çok yabancı arkadaş edinmiştim. Bunların büyük çoğunluğunu Japonlar ve Ruslar oluşturuyordu. Şimdi hepsi dünyanın dört bir yanına dağıldılar, ama çağımızın teknolojileri sağolsun pen friend olmaktan öteye gittik, mail facebook vs. yollarla bağlarımızı koparmadık. Hele içlerinde bir Japon kızı vardı ki, orada son geceme kadar beni yalnız bırakmadı. Biz onun sushi'lerini yiyemedik ama, o bizim mantımızı çok sevdi. Türk restoranında Efes içti, televizyonda maç açıkken, ve diğer Türkler bağrışırken bizimle köfte yedi, pilavı yadırgamadı. Kısacası Junko'nun yeri bizde hep ayrıydı.
11 Mart günü dünya olarak 8.9'luk bir depreme uyandık. Bu aralar kötü haberleri hep yarı uykuluyken twitter üzerinden alıyorum, tsunaminin ve depremin haberini de bu şekilde aldım. Deprem bölgesinde yaşıyor olduğumuzdan, 99 depremini gördüğümüzden mi bilmiyorum, bi başka etkiledi Japonya'da olanlar beni. Çoğu insan depremi pek ciddiye almamıştı, "Onlar alışkın abi, Japon yapıyo, yıkılmaz o binalar" dese de, canlı canlı izlediğimiz felaket hepimizi korkuttu. Kafamı toplayıp facebook'taki Japon arkadaşlarıma mesaj attım. Telefon bağlantıları iyi değildi ancak internet kullanabiliyorlardı. Her "iyiyim" cevabından sonra rahatlıyor, cevap vermeyenler için endişelenmeye başlıyordum. Ve tabi ki en çok hala bana geri dönmeyen Junko için endişeliydim.
11 Mart günü dünya olarak 8.9'luk bir depreme uyandık. Bu aralar kötü haberleri hep yarı uykuluyken twitter üzerinden alıyorum, tsunaminin ve depremin haberini de bu şekilde aldım. Deprem bölgesinde yaşıyor olduğumuzdan, 99 depremini gördüğümüzden mi bilmiyorum, bi başka etkiledi Japonya'da olanlar beni. Çoğu insan depremi pek ciddiye almamıştı, "Onlar alışkın abi, Japon yapıyo, yıkılmaz o binalar" dese de, canlı canlı izlediğimiz felaket hepimizi korkuttu. Kafamı toplayıp facebook'taki Japon arkadaşlarıma mesaj attım. Telefon bağlantıları iyi değildi ancak internet kullanabiliyorlardı. Her "iyiyim" cevabından sonra rahatlıyor, cevap vermeyenler için endişelenmeye başlıyordum. Ve tabi ki en çok hala bana geri dönmeyen Junko için endişeliydim.
Merhaba
Sansürün ardından, herkese merhaba =)
Önceki yazımda da söylediğim gibi, verdiğim kısa ara boyunca, ben bloguma eriştim ama çoğu insanın erişimi engellendi. Bu kısa ara boyunca, direnip bir iki kere yazmayı denedim, ama kendi kendime konuşuyormuşum hissine kapıldım ve vazgeçtim. 26 ay olmuş ben blog yazmaya başlayalı, ve bu 2 seneyi aşkın süre boyunca yediğimiz ilk sansür. Blogger'ın ilk sansürü değil tabi ki, 2008'de bir kere daha yaşanmış buna benzer bir olay. Ancak bu sansür çok daha fazla ses getirdi. Sesini duyuran, emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Çünkü biliyorum, herkesin canı çok yandı. İtiraf etmeliyim ki, benim de öyle.
Her Blogger kullanıcısı gibi ben de dns ayarlarımı değiştirdim, yazılarımın yedeklerini alıp bir wordpress hesabı açtım. Artık içim ısınmasa da bir wordpress adresim var, aklınızda bulunsun :) Yangında ilk kurtarılacaklar gibi, ilk işim yazılarımı yedeklemek oldu, dileğim o kırmızı yazıyı tekrar görmememiz, ancak yine bir yasak söz konusu olursa, sokakkedisi28.wordpress.com 'da olacağım. Digiturk veya herhangi bir şirket. Mahkeme ya da başka bir karar mekanizması... bu geçen zamanda gördüm ki, hiçbirinin gücü yetmeyecek insanların içindeki yazma isteğini bastırmaya.
Önceki yazımda da söylediğim gibi, verdiğim kısa ara boyunca, ben bloguma eriştim ama çoğu insanın erişimi engellendi. Bu kısa ara boyunca, direnip bir iki kere yazmayı denedim, ama kendi kendime konuşuyormuşum hissine kapıldım ve vazgeçtim. 26 ay olmuş ben blog yazmaya başlayalı, ve bu 2 seneyi aşkın süre boyunca yediğimiz ilk sansür. Blogger'ın ilk sansürü değil tabi ki, 2008'de bir kere daha yaşanmış buna benzer bir olay. Ancak bu sansür çok daha fazla ses getirdi. Sesini duyuran, emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Çünkü biliyorum, herkesin canı çok yandı. İtiraf etmeliyim ki, benim de öyle.
Her Blogger kullanıcısı gibi ben de dns ayarlarımı değiştirdim, yazılarımın yedeklerini alıp bir wordpress hesabı açtım. Artık içim ısınmasa da bir wordpress adresim var, aklınızda bulunsun :) Yangında ilk kurtarılacaklar gibi, ilk işim yazılarımı yedeklemek oldu, dileğim o kırmızı yazıyı tekrar görmememiz, ancak yine bir yasak söz konusu olursa, sokakkedisi28.wordpress.com 'da olacağım. Digiturk veya herhangi bir şirket. Mahkeme ya da başka bir karar mekanizması... bu geçen zamanda gördüm ki, hiçbirinin gücü yetmeyecek insanların içindeki yazma isteğini bastırmaya.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)