Pages

25 Eylül 2009 Cuma

Küçüğüm, daha çok.

Bugün, kan vermek için gittiğim klinikte, 17 yaşındaki hayaletim dikildi karşıma. İlk başta fark etmedi beni, kimseyi fark etmez o zaten. Bense onu ilk görüşümde tanıdım, kravatını takmadığı okul gömleğinin manşetlerini kıvırmış, açıktaki sol kolu kan vermekten mosmor, saçlarını yine kendisi kesmiş bu yüzden önleri kırpık, gözleriyse o çok sevdiği çirkin kırmızı göz kalemiyle boyanmış. Her zamanki koltuğunda oturuyor, yanı başındaki sehpada şırıngalar, pamuklar, bantlar... Etrafımda onu benden başka kimse görmüşe benzemiyordu, onu görür görmez olduğu yere çakılan sadece bendim. Beni görünce bir kahkaha attı, koltuğundan kalktı ve abartılı bir biçimde yer verdi. Ondan sonra da etrafımda bir tur attı, ileride neye benzeyeceğini görmek istercesine. Çocuk kahkahasının ardındaki acıyı bir ben hissedebilirdim oysa, ama o bana karşı bile zırhlanmıştı. "Her zamanki koltukta, her zamanki hemşire... Her zamanki gibi sol kolun ve aynı damarın" derken kahkahası soğuktu. Her zamanki şırıngaya kanımın çekilişini izledik beraberce. O hep izler, yüzünü asla çevirmez. Tüpteki kanın üzerine hemşire ismimin yazılı olduğu etiketi yapıştırırken göz göze geldik, bir sırrı paylaşıyormuşçasına sustuk. Bir tek, etikete yapışan isim aynıydı.
Hemşirenin ardından sessizce odadan çıktım, onunla vedalaşmadan. Bilirim çünkü, o asla vedalaşmaz.

11 Eylül 2009 Cuma

Hanzo Puanlama Sistemi

Evet arkadaşlar, bir sürelik suskunluğumu bu yeni puanlama sistemi ile bozuyorum. Malumunuz, Altınoluk'ta uzatmaları oynuyorum, annemin çılgın inşaat günlerinden istifade ederek, Balıkesir'den köşe bucak kaçıyorum. Sonuç olarak, Serap, inler, cinler ve tabi ki hanzolarla Altınoluk'tayım. Sezondaki gibi geç saatlere kadar dışarda olmasak da -daha doğrusu makul bi saatte eve giriyo olsak da- sezon sonu olduğu için, insanız ya, dikkat çekiyoruz ıssız Altınoluk'ta. Israrla burdayım, en sevdiğim mevsimde, en sevdiğim sahil kasabasında, ne kadar laf yesek de. Artık sinirlerimiz bozuldu, gülüyoruz, ve yine bu harika gecelerden birinde, şehir magandalarını puana tabi tuttuk, elimizde böyle bir tablo oluştu, lafı uzatmadan hemen paylaşıyorum.
Memleketi sel götürmüş, evler arabalar yağmalanmış, Altınoluk'ta hayat devam etmekte, umarsızca.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Edremit Körfezi Sorunsalı

Bilenler bilir, Balıkesir'i pek sevmem. Hep söylerim, Balıkesir'i uzaktan sevmek aşkların en güzelidir diye. Ama biri kalksın, Balıkesir şöyle kötü böyle kötü desin, gözüm döner. Hani evin en yaramaz çocuğuna hep kızarsınız, ama başkası kötülediğinde onu savunursunuz ya.. Aynı şey. Balıkesir'e az giderim, sevmem doğrudur, ama laf da söyletmem. Hele bir de kıymete binsin, daha da sinirlenirim, benim memleketime başkaları gelmiş, yerleşmiş, yazın güneşin denizin tadını çıkarıyo... Malum, yazları bizim Edremit Körfezi pek revaçtadır. Son 5 senede iyice popüler oldu, daha önce Altınoluk'un hedef kitlesi Balıkesirliler ve İstanbullularken, başka şehirlerden de gelip yerleşen artmaya başladı. Buraya kadar yaptıklarımın çocukça kıskançlıklar olduğunu kabullensem de, tahammül edemediğim, bu insanların buraya gelip benim memleketimi kirletip, bir de üstüne laf söylemeleri. Efendim şehir ismi vermiyorum, alt katımıza taşınan bir takım taşralı insanlar, 3 aylarını burada, dünyanın 2.oksijen cenneti olan Altınoluk'ta geçirip, bir de utanmadan burdaki insanları beğenmiyorlar. Kendi insanları bambaşkaymış, Egeliler kabaymış. Beğenmiyosan gelmezsin arkadaşım. Seni buraya kimse zorla getirmedi. Yiyosa yaz mevsimini kendi çöl iklimine sahip memleketinde geçirmek, zaten burda olmazsın. Eğer ki burda yolunda gitmeyen bişey varsa, o da sonradan gelenin yapmış olduğu hatadır, onun bozduğu düzendir. Sırf bu taşralılar gelsin burda yazın rahat nefes alsın, deniz görsün, güneş görsün diye burdaki zeytin ağaçları kesiliyor, evler yapılıyor, denizimiz kirleniyor. Mavi bayraklı denizmiş, peh, ilerde ne mavisi kalır ne bayrağı. İşte o zaman bu tüketici topluluk, yeni yerler aramaya başlar,doğasını ve düzenini bozacağı, insanına söveceği yeni yerleşim yerleri.. Olmuşsa eğer bir kabalığımız, bu da onların yüzündendir, ben Balıkesir insanına da gözüm kapalı kefil olurum, suç karşı tarafındır, şu anda beni de kaba yapan zaten onlardır.
Buraları beğenmiyosan memleketine gidersin arkadaşım, seni zorla tutan da yok.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

** sakatkedi.. the legend is back!

Daha 3 gün geçmemişti ev arkadaşım Burçin'e "Bak ben düşersem çok kötü olur, kesin sakatlarım bi yerimi" diyişimin üstünden, yine bana yakışır bi şekilde, yani en olmicak şekilde düştüm, ve bu sefer sol dirseğimi sakatladım. Bayılıyorum sakatlanmaya, abartmıyorum bunu. Dans ederken dizimi, merdivenden inerken omzumu sakatlamayı başarabilmiş bir insanım. Bu sefer, yerdeki el ilanının üstüne basıp düşerek sol dirseğimi sakatladım, dirseğim izin verebilseydi eğer, kendimi ayakta alkışlardım. Hastanenin ortopedi kısmında mutlu olan bi insanım, girmediğim MR, röntgen, tomografi kalmadı. Her türlü ortopedik eşyaya sahip oldum, alçı terliğinden koltuk değneğine, dizlikten kol askısına. Her ne kadar tanıdık olduğum bi alan olsa da ortopedi, bu sefer kendimi sakatladığım yer yabancı bir ülkeydi, tahmin edemeyeceğinizse bunun nasıl bir duygu olduğu. Sizi hastaneye yetiştiren anne-babanız yok, tanıdık doktorlar hastane yok, ne kadar İngilizce biliyor olsanız da acınızı tarif edeceğiniz Türkçe kelimeleriniz yok. (Elbow ve hurt'le de bi yere kadar yanii)

Olayı başa sarıyorum...

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Demişken...

Kim gerçek yabancı -bir ülkede yaşayıp başka bir yere ait olduğunu bilen mi, yoksa kendi ülkesinde yabancı hayatı sürüp, ait olacak başka bir yeri olmayan mı?
İsimlerin yabancı memleketlere ayak uydurma sürecinde muhakkak bir şeyler eksilir -bazen bir nokta, bazen bir harf ya da vurgu. Yabancının isminin başına gelenler pişmiş tavuğun olmasa da pişmiş ıspanağın başına gelenlere benzer -ana malzemeye yeni bir tat eklenmesine eklenmiştir de, kalıpta gözle görülür bir çekme olmuştur bu arada. Yabancı bir ülkede yaşamanın birinci icabı, insanın en aşina olduğu şeye, ismine yabancılaşmasıdır.

Araf kapak yazısı, Elif Şafak
***
Harf değil belki ama, vurguyu çoktan kaybettim.

26 Temmuz 2009 Pazar

Bir de Gurbet Yarası Var, Hepsinden Derin

Bir haftanın daha sonuna gelirken, bugün yine cümle kurma, ve o cümleleri art arda getirip paragraf oluşturma özürlü olduğum için, bir listeyle çıkacağım karşınıza. Konumuz, gurbette neleri özlediğimiz. Gün geçtikçe daha garip bir liste çıkıyor, önümüzdeki 2 haftayı sabırsızlıkla bekliyorum.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Malta News 2

Bana 1 ay gibi gelen 1 haftanın sonuna doğru yaklaşırken etrafımda olup bitenleri izliyorum umarsızca. Bir sirkülasyon söz konusu burada, her hafta yeni birileri geliyor, birileri gidiyor. 1 hafta içinde, hayatıma yeni insanlar girdi ve aynı hızla çıktı. İtalyan ev arkadaşımı büyük ihtimalle hayatım boyunca görmeyeceğim, sertifikalarını alıp ülkelerine dönen İspanyol kadını ve Alman kızı da. Geçici arkadaşlarım bir bir gidiyorlar, birbirimize vaadlerde bulunmadan vedalaşıyoruz. Sözler olmadan... Evime döner dönmez mail atacağım, facebook'a beni ekle ordan konuşalım bik bik bik yapmadan. Garip bir şekilde böylesi hoşuma gidiyor, bu sayede kimseye bağlanmıyorum. Ve yine bu sayede, hepsini iyi hatırlayacağım, arkalarından kötü düşünmeyeceğim, bak gitti unuttu bi mail bile atmadı hayırsız demeyeceğim. Sadece iyi olduklarını temenni edeceğim, ve böylece herkes yoluna devam etmiş olucak. Belki de hepimiz için en iyisi, bağlanmamak.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...