07 Aralık 2009 Pazartesi

Ekşi Sözlük - Kutsal Bilgi Kaynağı

Uzun bir süredir kayıtlı Ekşi Sözlük okuruydum. Bazen boş vakit doldurmak, bazen merak ettiğim bir şeye bakmak, bazen b.kunu çıkarıp bilmediğim İngilizce bir kelimenin anlamına bakmak için girdim sözlüğe. Sözlük fanı oluşumun net tarihini hatırlayamasam da, internet bağlantım var olduğu sürece benim için hep vardı sözlük. Zaman zaman bazı yazarların sırf eleştirmiş olmak için eleştirdiği duygusuna kapılsam da, bi yerden sonra olumsuz eleştirileri kaale almasam da, sözlük eğlencesini hiç yitirmedi benim için.
2 sene önce, sözlüğün çaylaklar için araladığı kapıdan -açtığı demiyorum, araladığı- içeri sızmayı başardım. Yapmam gereken sadece 10 entry girmekti, sonrasında uzun süren onay bekleme süreci başladı. Geçen sene, ssg'nin doğum günüydü sanırsam, bir anda topluca yazar alımı yapıldı, ben o dönem pek fazla login olmadığım için yazar olamamıştım. Ama bundan 1 ay önce yine sözlük karıştırırken fark ettim ki, onay listesinde iyi bir sıradayım, son bir gayretle biraz daha üzerine düşeyim senin sözlük, dedim. 2 gün önce ise, kontrol merkezinde " ekşi sözlük camiasına hoş geldiniz! sizin şahane bir insan olduğunuzu fark ettik, sözlüğü daha iyiye götüreceğinize inandık..." diye başlayan bir mesajla karşılaştım. Uzun lafın kısası, artık sözlük yazarıyım. Yazarlığım onaylandıktan sonra bi an yazmaya tereddüt edip çekinsem de, şimdilik onu kırmış durumdayım. En çok keyif aldığım kısmı ise, entrylerin okunup oylanması. En çok hangi entry beğenilmiş, hangisi dikkat çekmiş... Okunmamak diye bir derdin olmuyor, sözlük yazarları yorum yapmaktan çekinmiyor, tak atıyorlar mesajı. İyi veya kötü bir yorum geliyor hep. Şu anda üzerimde sadece okunuyor olmaktan kaynaklanan bir mutluluk var, tanımadığım ve beni tanımayan insanlar tarafından okunmaktan kaynaklanıyor. Şımarıklık yapıp bakın nickim bu beni takip edin demiyorum, ama bazı kilit başlıklardan ben olduğum anlaşılır diye düşünüyorum, en azından beni tanıyanlar tarafından. Üniversiteyi kazanıp sözlükte adını arattıktan sonra ödümü koparan sözlük ahalisine buradan selam ederim, şimdilik en büyük hedefim kelimelerimi toparlayıp okulum hakkında güzel bişeyler yazmak! İyi okumalar :)

(#17439384)

23 Kasım 2009 Pazartesi

Doğum Günü Tebriği

Eğer aramızda kan bağı olmasaydı kesin aşık olurdum dediğim kuzenim, abim evleniyormuş. 1 yıldır konuşmuyoruz, ne garip. Her kız çocuğu abisine aşıktır bir bakıma, ben tek çocuk olduğum için piyango kuzenime vurmuştu, zaten onun da kız kardeşi yoktu. Çocuk aklımla ben hep abim olarak kabul ettim onu, kuzenim olarak değil. Saçlarımız ve gözlerimiz de aynıydı, sürekli düşüp kolumuzu bacağımızı kırmamız da. Çocukluğumun en net anıları onunla geçirdiğimiz zamanlardı, Bursa'daki Metro'da beni alışveriş sepetine atıp gezdirmeleri, evin içinde çığlık çığlığa koşuşturmalarımız, her bayram gecenin bir yarısı kapıyı çalması ve benim uykumdan uyanıp koşarak aşağı inmem... Bir de Erdek var tabi, tüm itirazlarıma, bağırıp çağırmalarıma rağmen bana zorla yüzmeyi öğretişi. Yine çocukluğumun en keyifli dönemi onun liseyi Balıkesir'de okuduğu dönemdi, cuma günleri bayılırdım büroya gelip de onu okuldan çıkmış görmeye. Gözünün içine bakardım bu haftasonu Bursa'ya gitmesin de bizimle kalsın diye. Lisedeki kız arkadaşlarını dikkate almazdım bile, çünkü bilirdim o en çok beni severdi. Ama bir gün evleneceğini hiç düşünmezdim, çünkü o gün geldiğinde bilirdim ki onu çok kıskanacaktım. Onun başkasıyla yaşama fikrini aklımdan bile geçiremezdim, biz hep çocuk kalıp boğuşacaktık çünkü, ben yine çok mutlu olacaktım o Balıkesir'e geldiğinde, hiç anlamasam da izleyecektim salonda büyükbabamla tavla oynamalarını, çünkü mutluydum onun yanında olmaktan.
Oysa şimdi ne kapı çalıyor gecenin bir yarısı, ne de ben ona koşuyorum. Evleniyormuş, hiçbir şey hissetmiyorum. Yok ki o artık, çok uzak. Bir de, 28 yıl önce bugün doğmuş, iyi ki doğmuş.
Ben bu yaz dirseğimi çatlattım yine, peki sen nerdeydin Can abi?

19 Kasım 2009 Perşembe

Sabaha Karşı Diyalogları

Yer: Altınoluk
Saat: Sabaha karşı 00:00-07:00 arasındaki herhangi bir an
Kişiler: Serap, Deniz
...
Sene 2003. Evde saltanatımızın başladığı dönemler. Yazın son demleri. Çok sarhoşuz. Film izleyelim diye oturup, içmeye başlamışız. Bir yerden sonra da kayış kopmuş, ne konuştuğumuzun farkında değiliz.. Ayağa kalkmak istiyorum, kalkamıyorum. Tam kalkıcam, Serap kalkıyor, adımlarımız birbirine karışıyor. Salak salak gülmeye başlıyoruz. Serap, diyorum, siktir otur şuraya.
...
2004. Evdeki saltanat kesintiye uğramış, öyle olmasa, annemle kavga edip gece yarısı evi terk etmezdim. Balıkesir'deki 1 haftalık sürgünün ardından, tası tarağı toplanıp Seraplara taşınıyorum. Hayatımıza bir süre orada devam ediyoruz.
...
Uğur büfenin önünde tedirgin bir bekleyiş var. Bir taraftan muhabbet ediyoruz ama, bir taraftan da gözüm yolda. En alakasız kişileri, amcaları teyzeleri bile o sanıyorum. Derken, Serap dürtüyor, Deniz geldi, valla geldi diye. Buluşmayı falan unutuyorum, tabanları yağlıyoruz.
...
2005 yazı. Bir sene daha geçmiş, koca kızlar (!?) olmuşuz, önümüzdeki 3 ayı yine bizde geçirmek var planlarımızda. Yaş olmuş 16, gece evden kaçıyoruz. Apartman ışıklarını yakmıyoruz ki, komşular ışığı görmesin, ayak ucunda yürüyoruz, ses çıkarmamaya gayret ederek. Evden çıkma nedenimiz belli, telefon gelmiş, arayanlar önemli kişiler, 5 çayına gidiyoruz. Ama sabah 5.
...
Bir sonraki sene, yani 2006 yazında bir süre koltuk değnekleri eşlik etse de bana, hayat güzel. Yürümeye başladıktan sonra, ilk iş sahile gidip gelmeye zorluyorum kendimi, daha fazlasına değil. Hayatıma bir dönem Mahmut'un yanındaki taburede devam ediyorum, midye dolma tezgahının arkasında. Hayat hala güzel.
...
Yaz sonu, insanlar Altınoluk'u terk ediyor. Bir kavga çıksa da Uğur Büfe'nin olduğu sokak şenlense diye bakıyoruz. Doğum günüm gelmiş. Temel besin maddem cornetto'daki mumu üflüyorum. Uğur büfede o kadar çok çekirdek yiyoruz ki, her yeri batırıyoruz. Gecenin sonunda kendimizi büfeyi süpürürken buluyoruz.
...
Yine sahildeyiz. Sıkıntıdan sağa sola sarmaya başlamışız. Yanımızda abuk subuk tipler var. Bir tanesi gitar çalıyor. Katlanamıyoruz. Arkamıza bakmadan kaçıyoruz. Aradan iki gün geçiyor, "ahahahah Aliii, naber kanka yaa, bizden kurtuluş var mı sanıyosun?? Baaak yine biz geldikkk" d iyoruz en sevimli tonumuzla. Ali kendi bestelerini çalıyor. Sürekli yanında olan çocuk çok ukala. Hatırladığım tek şey, İzmir'de Amerikan Kültürü ve Edebiyatı okuyor olduğu. Daha fazla dayanamıyoruz, yine kaçıyoruz. Ali'den hala kaçarız.
...
Hala sahildeyiz. Gülcü teyze geliyor, "Gençleerrr bi lira" diye. Teyze daha dün aldık diyoruz. Teyze gidiyor. "Gençler, muratlarınız olsun." Teyze hep gidiyor.
...
Bir de, aşk gülleri bunlar diyen bıyıklı amcayı, asla unutamayacağım.
...
Uğur abi, para kazanmak mı istiyosun, yoksa dövücek adam mı arıyosun?
Uğur abi, bize iki kaşarlı tost. Turşu domates olmasın.
Uğur abi, jandarma geliyo, siyah poşet ver, biralar gözükmesin.
...
Fakat bir de, çarşının ortasında kaldırımda oturmuşluğumuz var, hala çözemediğim. Üzerimize kamyon gelmesiyle kaçışımız bir oldu, o ayrı tabi.
...
Sahilden mi gitsek, ana yoldan mı? Yayalardan mı laf yesek, arabayla yanımızdan geçenlerden mi? Hala en büyük ikilemlerimden biridir.
...
Her hatırladığımda beni gülümseten anlar bunlar.
Hepsini, ayrı ayrı seviyorum.

* ve tabi ki, bu yazıyı, Serap'a ithaf ediyorum. en eski dostuma.

15 Kasım 2009 Pazar

Mutluluk ve Yazamamak Arasındaki Doğru Orantı

Her ne kadar bunalımdaymışım gibi gözükse de son bikaç kaydımda, aslında iyiyim. Gecenin bu saatinde, sanmıyorum ki kimse ilgilensin iyi veya kötü oluşumla, ama belirtmek istedim nedense. Değişim süreçlerinden geçtiğim doğru, yine de yazdıklarıma göz atınca fark ettim ki, çok geçmişle yaşıyormuş izlenimi veriyorum, halbuki alakası yok. Kendimi günlük hayatın akışına bu kadar kaptırdığım başka bir dönem daha hatırlamıyorum. Duygusal açıdan nötrlendim, çevremde gerçekten çok sevdiğim insanlar var, ve kısıtlı bir çevrem. Daha doğrusu, sadece olmasını istediklerim yanımda, daha fazlası değil. Şile'deki rutin hayatım akıp gidiyor, bense o akıma çoktan kaptırdım kendimi. Rutinlik sinirimi bozmuyor ama, çünkü rutinden kastım hareketsiz ve kasvetli oluşu değil. Yine düzensiz uyuyorum, düzensiz yiyorum, anlık kararlar veriyorum, ama hayat yolunda ve olması gerektiği gibi gidiyor. Rahatsız değilim bu gidişten. Tek problemim, böyle dönemlerde yazamıyorum. Yazmayı seviyorum ama, sorunsuz olmayı da seviyorum. Mutluyken yazamıyorum ben, sadece gündelik problemlerle başa çıktığım dönemlerdeyse hiç yazamıyorum. Ve şu aralar problemlerim uykudan, yemekten, sınavdan, haftasonu planlarından ibaret. Yazamıyor oluşumu saymazsak, iyi durumdayım.
Bir yandansa, bayram tatili yaklaşıyor, Altınoluk yine beni çağırıyor.
Ben de ona yine tıpış tıpış gideceğim.
Şimdilik rutinimi bozan tek şey bu, yani, yine yol var falımda.
Artık uyku vakti. Deliksiz uyuduğum, huzurla uyandığım tek yer burası.

13 Kasım 2009 Cuma

ikibinaltı

O kadar sarhoşum ki, sensiz bir yıla girdiğimin farkında değilim. Hatta Merve'nin son içirdiklerinin vodka değil de sadece vişne suyu olduğunu çok sonra anlıyorum. Son hatırladığım, dibini değil de sevdiğimizi gördüğümüz, o da hayal meyal. Yatağımın ayak ucunda sızmışım, etrafımda olup bitenin farkında değilim. Vodkanın şanındandır, baş ağrısı var ama onu umursamıyorum şimdi. İçimde bir sıkıntı var. Yeni yıla girmişiz, ama uğursuz, istemiyorum. Hisseder gibiyim olacakları. Nasıl girersen öyle devam eder derler ya... O an idrak edemesem de, biliyorum, kötü bir yıl olacak. Hem, öyle olmasa, sen de yakınlarımda bir yerlerde sızmış olurdun. Yeni yılda sen yoksan, benim o yılla ne işim olur. Biten seneye bakıyorum özlemle. Ne kadar alkollü olursam olayım, her şey biten senede kaldı, seninle birlikte. Yeni yılı ve dağınık evi süzüyorum bıkkın gözlerle. Görüntü hala flu. Başımdaki ağrıyla, bir kez daha lanet ediyorum yeni yıla. İzleyelim diye taktığımız dandik film hala devam ediyor, dandik olduğu kadar uzunmuş da. Zaten yılbaşı gecesi film izlemek de son derece kötü bir fikirdi. Filmi takarken itiraz etmedim oysa, bu gece hiçbir şeye itiraz etmiyorum. Ama bezginim yeni yılda. Kim bilir kaçıncıya telefonuma bakıyorum, arayan olmamış. Anlıyorum yoksun. Nefret ediyorum bu kez, biten vodkadan, baş ağrısından ve tabi ki yeni yıldan. Sensiz olan yeni yıldan. Sesler, görüntüler, hepsi beynimde dönüyor. Saate bakıyorum, 12yi çoktan geçmiş.
İkibinaltı, seni hiçbir zaman sevmedim ki.
***
(2006 sonu, tarihi yok)

02 Kasım 2009 Pazartesi

Sebepsiz

Kimseye fark ettirmeden, senelerce arka bahçemde bir çocuk büyüttüm ben. Gizli gizli.
Herkesten sakladım onu, ismini söylemeye bile korktum. Ve sebepsiz sevdim, belki de gereksiz. Elinden tuttum, her istediğinde yanında oldum, yardımına koştum. O bazen çok acıttı beni, ben yine de onu sevdim, sebepsiz. Belki de gereksiz. Ama hiçbir zaman neden aramadım buna. Çünkü o bir gün ansızın çıkageldi, ilk görüşte sevdim ben o çocuğu, nedensiz. Beni ağlatsa da, üzse de, kızdırsa da sevdim. O da bilir ya, nefret ettiğim her ana karşılık sevdim onu. Asla yalnız bırakmadım onu, asıl yalnız kalmaktan korkan ben olsam da. Hep yanımda uyusun istedim, hep beni sevsin...
Şimdi o çocuğun elinden tutmuş, caddeden karşıya geçmeye çalışıyorum. Bir gözüm ışıklarda, diğer taraftan insanlara bakıyorum. Sıcaklığını son kez avuçlarımda hissediyorum, pütürlü parmak uçlarını. Yüzüne bakamıyorum, bakarsam ağlayacağım. Yeşil yanıyor. Anlıyorum artık, gitmesi gerek. Bu sefer bensiz yürümeli. Yol ne kadar tehlikeli de olsa, insanlar her ne kadar güvenilmez olsa... onu benim kadar sevmeseler de... O gitmeli. Bensiz. Kalpsiz. Kimsesiz.
Ama gitmeli.
Her ne kadar onu ben büyütmüş olsam da. Her ne kadar onu sebepsiz, gereksiz sevmiş olsam da... Artık o kendi yoluna gitmeli. Gözlerinin içine bakıyorum, bu eskisi gibi acı vermiyor. Ağlayacağım sanıyorum, ağlamıyorum. O da ağlamıyor. Gülümsediğini görüyorum, o da bilir ya, en çok gülümseyişini severim. Bir de avuçlarımdaki sıcaklığını. İkisi de beni terk ediyor oysa. İşin ilginç yanı, ben istiyorum bunu yapmasını. O çocuğu artık özgür bırakıyorum, gitsin, başka kalplere konsun... Ama benimkine değil. Ben sıramı savdım, çok sevdim onu, sebepsiz... Ve gereksiz. Hadi diyorum, git artık. Beni yalnız bırak. Eli kayıyor elimden, yüzüme bakıyor. Bir kez daha arkasından bakarken, zorlama gülmüyorum artık. Çünkü bu kez gitmesini ben istiyorum.
Bebeğim, son kez bahçemden çıkıp terk ediyor beni.

22 Ekim 2009 Perşembe

Childhood Dreams



Bazen sadece bu güne geri dönmek istiyorum.
İyi ki varsın büyükbaba, iyi ki yokum.