27 Temmuz 2009 Pazartesi

Demişken...

Kim gerçek yabancı -bir ülkede yaşayıp başka bir yere ait olduğunu bilen mi, yoksa kendi ülkesinde yabancı hayatı sürüp, ait olacak başka bir yeri olmayan mı?
İsimlerin yabancı memleketlere ayak uydurma sürecinde muhakkak bir şeyler eksilir -bazen bir nokta, bazen bir harf ya da vurgu. Yabancının isminin başına gelenler pişmiş tavuğun olmasa da pişmiş ıspanağın başına gelenlere benzer -ana malzemeye yeni bir tat eklenmesine eklenmiştir de, kalıpta gözle görülür bir çekme olmuştur bu arada. Yabancı bir ülkede yaşamanın birinci icabı, insanın en aşina olduğu şeye, ismine yabancılaşmasıdır.

Araf kapak yazısı, Elif Şafak
***
Harf değil belki ama, vurguyu çoktan kaybettim.

26 Temmuz 2009 Pazar

Bir de Gurbet Yarası Var, Hepsinden Derin

Bir haftanın daha sonuna gelirken, bugün yine cümle kurma, ve o cümleleri art arda getirip paragraf oluşturma özürlü olduğum için, bir listeyle çıkacağım karşınıza. Konumuz, gurbette neleri özlediğimiz. Gün geçtikçe daha garip bir liste çıkıyor, önümüzdeki 2 haftayı sabırsızlıkla bekliyorum.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Malta News 2

Bana 1 ay gibi gelen 1 haftanın sonuna doğru yaklaşırken etrafımda olup bitenleri izliyorum umarsızca. Bir sirkülasyon söz konusu burada, her hafta yeni birileri geliyor, birileri gidiyor. 1 hafta içinde, hayatıma yeni insanlar girdi ve aynı hızla çıktı. İtalyan ev arkadaşımı büyük ihtimalle hayatım boyunca görmeyeceğim, sertifikalarını alıp ülkelerine dönen İspanyol kadını ve Alman kızı da. Geçici arkadaşlarım bir bir gidiyorlar, birbirimize vaadlerde bulunmadan vedalaşıyoruz. Sözler olmadan... Evime döner dönmez mail atacağım, facebook'a beni ekle ordan konuşalım bik bik bik yapmadan. Garip bir şekilde böylesi hoşuma gidiyor, bu sayede kimseye bağlanmıyorum. Ve yine bu sayede, hepsini iyi hatırlayacağım, arkalarından kötü düşünmeyeceğim, bak gitti unuttu bi mail bile atmadı hayırsız demeyeceğim. Sadece iyi olduklarını temenni edeceğim, ve böylece herkes yoluna devam etmiş olucak. Belki de hepimiz için en iyisi, bağlanmamak.

16 Temmuz 2009 Perşembe

SokakKedisi Malta'dan Bildiriyor

Evet bir mekan değişikliğiyle daha karşınızdayım. Her ne kadar bana hala Türkiyedeymişim gibi gelse de, Malta'dayım, buraya, insanlara, okula ve yeni evime alışmaya çalışıyorum. Korkunç geçen bir yol öncesi sürecinin ardından, kendimi bu adada buldum, ama burada olmak beklemekten kesinlikle daha iyi.

9 Temmuz 2009 Perşembe

Repeat All Yapmanın Dayanılmaz Hafifliği

Belki de hepimizin sahip olduğu bir hastalık, aynı şarkıyı üst üste defalarca dinlemek. Benim içinse, en keyiflisi, bir şarkıyı repeat'e aldığımda, etrafımdakilerin tepkisi. Tadı çıkmıyor yoksa, "Yeterrr ulann kapat artık şunu" diyen olmadan. Birileri isyan edicek, sen o şarkıyı daha fazla dinlemek istiyceksin, play'e basmaya utanıcaksın falan... Tabi bunun da en keyifli dönemi yurtta bizimkilerle olduğum dönem. Berkant'ın benim yüzümden Teoman kusucağı 72 saatlik bir dönem oldu mesela, İnsanlık Halleri'ni dinlemeyi biraz abartmıştım :) Daha da eskilere gidecek olursak, Merve'nin geçen sene odada aralıksız dinlediği Athena-Yalan, bana ne zaman dinlersem dinleyeyim o dönemi hatırlatır. Dön Bana bir dönem ulusal marşımız olmuştu, yalnız başıma dinleyemiyorum artık onu, tadı çıkmıyo. Şimdiyse, nedendir bilinmez, playlist'ime Kenan Doğulu'nun Gelinim'i çakılı kaldı, esrarengiz bir şekilde Güneş'ten bu parçayı istemem onu şüphelenmeye itti tabi. Aramızda geçen diyalogsa, hepsinden komikti. Bakış açılarımız arasında ciddi bir fark var, ben tek kişiye saplanıp kalmasını acıklı bulurken, Güneş onu iyi bişey gördü, tek aşk şeklinde :) Sanırım benimki biraz karamsarlıktan kaynaklanıyo, normal bi insan gibi oturup düşünürsek evet, evleniyorlar, mutlular. Benzer bir tartışma da Duman-Köprü altı için geçti aramızda, ben denizler aşıp gelmesini, ama yollarının ayrı olduğunu, yüzünü son kez görmek istemesini acıklı bulurken, insanlar coşuyor bu parçada.

7 Temmuz 2009 Salı

You Rock My World, MJ!

Annemin kahvaltıda söyleyip yediklerimin boğazında kalmasına neden olan Michael Jackson'ın ölümünü duyduğumdan beri, tek kelime edemiyorum onun hakkında. Boğazım düğüm düğüm, içimde bişeyler acıdı, ağır bi Michael Jackson hayranı olmamama rağmen. Yine de, Thriller, Black or White, Billie Jean beni hep etkilemiştir, bir de Moonwalk var tabi. Cenaze törenine bakınca anlıyor insan, hani ölüsü bile yeter derler ya. Aklımda hep kalacak olan Michael Jackson'sa, pullu parıltılı ceketleri, kıvırcık saçları ve güzel gülüşüyle olacak. Bir de, eski kayıtlarından birinde, tabuta bakarken verdiği demeçteki sesi yankılanacak kulaklarımda, "I wanna live forever.." diyişi.
Bir yanımsa, hala bekliyor, tabuttan fırlayıp, Moonwalk yapıcak diye.

2 Temmuz 2009 Perşembe

Altınoluk, dibine kadar

Görüyorum ki Haziran benim için verimsiz bir ay olmuş. Öylesine vurdumduymaz bir moddayım ki şu an, bu vurdumduymazlıkla sorumluluk alıp bir şeyler yazmayı denemem hayret verici. Ayda sadece 2 yazı yazmak bir şey değil de, yazmayışımın nedenleri sinir bozucu. Final dönemini tek bir hasarla atlattım, Şile'den ayrılmak oldukça can sıkıcıydı, dönemi Bengü'nün kolbastısıyla kapatmak bir o kadar ironikti, kendimi bi anda Altınoluk'ta bulmamsa bütün dengemi bozdu. İlk haftanın oldukça sıkıntılı geçtiğini söyleyebilirim, "Altınolukta olan bir ben"den beklenmeyecek kadar kötü bir performanstı. Sonra nasıl olduysa, bir vurdumduymazlık geldi üstüme, burdaki eski ve saçma sapan hayatıma döndüm. Altınoluk sahil, bira, gündüz görsem tanımıycağım ama gece muhabbetin dibine vurduğum insanlar.. Benden bir beklentisi olmayan, benim de kaybetmekten korkmayacağım insanlar çoğu. Bir siluetten ibaret hepsi.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...