21 Aralık 2013 Cumartesi

Okudum&İzledim: Muhteşem Gatsby

Plan yapmayı her ne kadar sevmesem de, bunun yeni bir seri olduğunu öngörür gibiyim; Okudum&İzledim serisini bu yazıyla başlatıyorum. Edebiyat uyarlamalarında her zaman kitaplara öncelik veren biri olarak, son zamanlarda kitabını okuyup filmini izlediğim eserler oldu, ben de "Neden olmasın ki?" dedim ve işte buradayım. Okudum&İzledim serisini The Great Gatsby, Türkçesi Muhteşem Gatsby ile başlatıyorum. Gatsby ile başlamamın tek nedeni ise kitabı okuyup hemen ardından filmi izlemiş olmam, ve bunları taze taze yazıyor olmam. Lafı fazla uzatmadan, F.Scott Fitzgerald'ın kitabıyla başlıyorum anlatmaya.


Gatsby'i okumak için, itiraf ediyorum ki filmin çılgınlığının geçmesini bekledim. Sonrasında nasıl olduysa, kitap sipariş ederken gözüme takıldı. Ancak klasikleri okuyanlar bilir, özellikle yabancı klasiklerde her zaman bir çeviri handikapı vardır. Hangi yayınevinden, hangi çevirmenden ve hangi baskısından alacağınızı bilemezsiniz. Bir de klasikleri sadeleştirme gibi bir olay var ki, düşmanımın başına vermesin. Ben kendi adıma, her zaman en uzun ve orjinal aslına yakın olanını tercih ediyorum, kısaltılmış versiyonlarına kesinlikle karşıyım. Bu noktada belirtmekte fayda var, klasiklerde adını bile duymadığınız yayınevlerinin  baskılarına dikkat edin. Gatsby'de ben tercihimi İletişim Yayınları'ndan yana kullandım, ki en sevdiğim ve güvendiğim yayın evlerinden biridir kendisi. Daha sonra kitap hakkında ufak bir araştırma yaptığımda, gördüm ki çoğu çeviri sorunluymuş. Kitabın orjinalinde de fazlaca tasvirler olduğu için, bunu okuyucuya en iyi şekilde yansıtmak önemli. Ben İletişim Yayınları'ndan burada da memnun kaldım. Kitaba gelecek olursak, çoğu insandan da duyabileceğiniz gibi, Amerikan Rüyası'nı çok güzel anlatıyor evet, ama bende genel anlamda bir çığır açmadı. Yine de okuduğum için pişman olduğumu söyleyemem, bir cümlesini favorilerime ekledim, sırf onun için bile okumaya değer. Gelelim kitabın artı ve eksilerine;

+
Yazar anlatmak istediği noktaya çok güzel gelmiş. Yani vermek istediği mesaj ortada. Sonunu havada bırakmamış olması bile bir artı sayılabilir. spoiler Gatsby üzerinden Amerikan Rüyası'nın çöküşü çok güzel anlatılmış, oradaki imgelemeyi sevdim. spoiler 
Sonuç olarak, kitap kendisini okutuyor, bu önemli.

-
Filmden sonra kitabın bu kadar patlaması benim için bir eksiydi, hayal gücümü kısıtladı. Örneğin Gatsby'i hep Leonardo di Caprio olarak gördüm, bu zaman zaman rahatsız ediciydi. İçine girmekte zorlandığınız tasvirler olabilir, onları alt edebildiğiniz takdirde hikayeye girebiliyorsunuz.


Filme gelecek olursak, burada itiraf etmeliyim ki, kitabını okumadığım sürece filmi sonsuza dek izlemeyebilirdim. İzlemek için, filmin popülaritesini yitirmesini, etkisinin geçmesini ve elbette kitabı okumayı bekledim. Kitabı okuduktan sonraki "Acaba film nasıl olmuş?" merakımı da saymam gerekir elbette. Film 2 saat 22 dakika, hiç de ağır gitmeyen, akıcı ve keyifli bir film olmuş. New York'u filmlerde ve dizilerde görmekten çok keyif alıyorum, ekrana çok yakışıyor bence. Gatsby'nin ihtişamını, zaman zaman kitaptan da iyi göstermiş, bazı yerleri abartılı olsa da, rahatsız etmiyor. Filmi izlemeden önce, bildiğim tek şey Leonardo di Caprio'nun Gatsby olduğuydu, onun dışındaki oyunculardan habersizdim. Hem Leonardo di Caprio'yu hem de Tobey Maguire'ı ÇOK severim, filmi sevmemde ikisinin de etkisi büyüktü. Tobey Maguire harika bir Nick Carraway olmuş, öyle ki, kitapta benim için bir anlatıcı olmaktan öteye gitmeyen Nick'i filmde baya baya sevdim. Sanırım Nick Carraway'de Tobey Maguire'a has Peter Parker naifliğini gördüm. Filmlerle ilgili uzun uzun konuşmayı çok da beceremediğimden -bunu geliştirmeyi umuyorum-, artılara ve eksilere geçiyorum.


+
Filmin bana göre en büyük artısı, kitaba sadık kalmış olması. Diyalogların bile tamamına yakını kitabın aynısıydı, bu önemli. Uyarlamaların çoğunda, biraz da uyarlama oldukları için, özgün halinde değişiklikler yapabiliyorlar, okuduğum ve sevdiğim kitaplarda bu beni rahatsız ediyor. Film için yüksek bir maliyet harcanmış olduğu belli, kaliteli  bir yapım izlediğinizin farkına varıyorsunuz. Bir diğer önemli nokta, müziklerin de güzel oluşuydu, elim zaman zaman Shazam'a gitti :) Bir de, izlerken  "Yaşlandın be Leonardo" diye düşünmeden edemedim, ama onu izlemek hala çok zevkli.

-
Yukarıda da belirttiğim gibi, her ne kadar kitaba sadık kalınsa da, abartılmış bazı sahneler vardı. Film için söylenecek pek de eksi bir yön bulunmadığından, bir tek bunu belirtebiliyorum. Derseniz ki "Favori filmin midir?" hayır, kitap favorim olmadığı gibi bu da favori filmim olmadı. Evet güzel, izlemesi keyifli, ama ikinciye izler miyim, sanmıyorum.

***

Evet, benim Muhteşem Gatsby izlenimlerim böyle. Biraz modası geçtikten sonra yazdım ama, benim her zaman yaptığım şey bu, bu tür şeyleri popüler olmadan önce veya olduktan sonra paylaşmak. Okudum&İzledim serisi, zamanını bilmemekle birlikte devam edecek, bundan böyle burada, ve etiket bulutunda bulabilirsiniz.

İyi okumalar & İyi seyirler!

12 Aralık 2013 Perşembe

Augsburg Stadtmarkt*

Almanya'nın güneyinden, Bavyera eyaleti Augsburg şehrinden selamlar! Ben bu fotoğrafları çekeli aşağı yukarı bir ay oldu, ama her zamanki gibi yazmayı döndükten sonraya bıraktım. Biraz vefasız, biraz da umursamaz davrandım, farkındayım. Umuyorum ki Augsburg meyve-sebze pazarındaki bu görüntülerle gönlünüzü alabilirim. Türkiye'deki pazarlar gibi beklemeyin, daha çok dükkan önü stand şeklindeler. Yerleri sabit, haftanın altı günü açıklar ve açılış kapanış saatleri var. Farklı coğrafyadan, farklı iklimlerden olunca, meyve sebze de haliyle değişiyor. İşte size Chrismas detaylarını da içeren Augsburg şehir pazarı.

Meyve & Sebze







Chrismas 




Çiçekler


Fotoğrafları peş peşe sıralamak yerine kolajları tercih ettim, görsellerin daha büyük halleri için üzerlerine tıklayabilirsiniz. Bir başka yazıda, mümkün olduğunca çabuk buluşmak dileğiyle.

* Stadtmarkt: Şehir pazarı




LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...