19 Kasım 2009 Perşembe

Sabaha Karşı Diyalogları

Yer: Altınoluk
Saat: Sabaha karşı 00:00-07:00 arasındaki herhangi bir an
Kişiler: Serap, Deniz

15 Kasım 2009 Pazar

Mutluluk ve Yazamamak Arasındaki Doğru Orantı

Her ne kadar bunalımdaymışım gibi gözükse de son bikaç kaydımda, aslında iyiyim. Gecenin bu saatinde, sanmıyorum ki kimse ilgilensin iyi veya kötü oluşumla, ama belirtmek istedim nedense. Değişim süreçlerinden geçtiğim doğru, yine de yazdıklarıma göz atınca fark ettim ki, çok geçmişle yaşıyormuş izlenimi veriyorum, halbuki alakası yok. Kendimi günlük hayatın akışına bu kadar kaptırdığım başka bir dönem daha hatırlamıyorum. Duygusal açıdan nötrlendim, çevremde gerçekten çok sevdiğim insanlar var, ve kısıtlı bir çevrem. Daha doğrusu, sadece olmasını istediklerim yanımda, daha fazlası değil. Şile'deki rutin hayatım akıp gidiyor, bense o akıma çoktan kaptırdım kendimi. Rutinlik sinirimi bozmuyor ama, çünkü rutinden kastım hareketsiz ve kasvetli oluşu değil. Yine düzensiz uyuyorum, düzensiz yiyorum, anlık kararlar veriyorum, ama hayat yolunda ve olması gerektiği gibi gidiyor. Rahatsız değilim bu gidişten. Tek problemim, böyle dönemlerde yazamıyorum. Yazmayı seviyorum ama, sorunsuz olmayı da seviyorum. Mutluyken yazamıyorum ben, sadece gündelik problemlerle başa çıktığım dönemlerdeyse hiç yazamıyorum. Ve şu aralar problemlerim uykudan, yemekten, sınavdan, haftasonu planlarından ibaret. Yazamıyor oluşumu saymazsak, iyi durumdayım.

13 Kasım 2009 Cuma

ikibinaltı

O kadar sarhoşum ki, sensiz bir yıla girdiğimin farkında değilim. Hatta Merve'nin son içirdiklerinin vodka değil de sadece vişne suyu olduğunu çok sonra anlıyorum. Son hatırladığım, dibini değil de sevdiğimizi gördüğümüz, o da hayal meyal. Yatağımın ayak ucunda sızmışım, etrafımda olup bitenin farkında değilim. Vodkanın şanındandır, baş ağrısı var ama onu umursamıyorum şimdi. İçimde bir sıkıntı var. Yeni yıla girmişiz, ama uğursuz, istemiyorum. Hisseder gibiyim olacakları. Nasıl girersen öyle devam eder derler ya... O an idrak edemesem de, biliyorum, kötü bir yıl olacak. Hem, öyle olmasa, sen de yakınlarımda bir yerlerde sızmış olurdun. Yeni yılda sen yoksan, benim o yılla ne işim olur. Biten seneye bakıyorum özlemle. Ne kadar alkollü olursam olayım, her şey biten senede kaldı, seninle birlikte. Yeni yılı ve dağınık evi süzüyorum bıkkın gözlerle. Görüntü hala flu. Başımdaki ağrıyla, bir kez daha lanet ediyorum yeni yıla. İzleyelim diye taktığımız dandik film hala devam ediyor, dandik olduğu kadar uzunmuş da. Zaten yılbaşı gecesi film izlemek de son derece kötü bir fikirdi. Filmi takarken itiraz etmedim oysa, bu gece hiçbir şeye itiraz etmiyorum. Ama bezginim yeni yılda. Kim bilir kaçıncıya telefonuma bakıyorum, arayan olmamış. Anlıyorum yoksun. Nefret ediyorum bu kez, biten vodkadan, baş ağrısından ve tabi ki yeni yıldan. Sensiz olan yeni yıldan. Sesler, görüntüler, hepsi beynimde dönüyor. Saate bakıyorum, 12yi çoktan geçmiş.
İkibinaltı, seni hiçbir zaman sevmedim ki.
***
(2006 sonu, tarihi yok)

2 Kasım 2009 Pazartesi

Sebepsiz

Kimseye fark ettirmeden, senelerce arka bahçemde bir çocuk büyüttüm ben. Gizli gizli.
Herkesten sakladım onu, ismini söylemeye bile korktum. Ve sebepsiz sevdim, belki de gereksiz. Elinden tuttum, her istediğinde yanında oldum, yardımına koştum. O bazen çok acıttı beni, ben yine de onu sevdim, sebepsiz. Belki de gereksiz. Ama hiçbir zaman neden aramadım buna. Çünkü o bir gün ansızın çıkageldi, ilk görüşte sevdim ben o çocuğu, nedensiz. Beni ağlatsa da, üzse de, kızdırsa da sevdim. O da bilir ya, nefret ettiğim her ana karşılık sevdim onu. Asla yalnız bırakmadım onu, asıl yalnız kalmaktan korkan ben olsam da. Hep yanımda uyusun istedim, hep beni sevsin...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...