26 Ağustos 2009 Çarşamba

Edremit Körfezi Sorunsalı

Bilenler bilir, Balıkesir'i pek sevmem. Hep söylerim, Balıkesir'i uzaktan sevmek aşkların en güzelidir diye. Ama biri kalksın, Balıkesir şöyle kötü böyle kötü desin, gözüm döner. Hani evin en yaramaz çocuğuna hep kızarsınız, ama başkası kötülediğinde onu savunursunuz ya.. Aynı şey. Balıkesir'e az giderim, sevmem doğrudur, ama laf da söyletmem. Hele bir de kıymete binsin, daha da sinirlenirim, benim memleketime başkaları gelmiş, yerleşmiş, yazın güneşin denizin tadını çıkarıyo... Malum, yazları bizim Edremit Körfezi pek revaçtadır. Son 5 senede iyice popüler oldu, daha önce Altınoluk'un hedef kitlesi Balıkesirliler ve İstanbullularken, başka şehirlerden de gelip yerleşen artmaya başladı. Buraya kadar yaptıklarımın çocukça kıskançlıklar olduğunu kabullensem de, tahammül edemediğim, bu insanların buraya gelip benim memleketimi kirletip, bir de üstüne laf söylemeleri. Efendim şehir ismi vermiyorum, alt katımıza taşınan bir takım taşralı insanlar, 3 aylarını burada, dünyanın 2.oksijen cenneti olan Altınoluk'ta geçirip, bir de utanmadan burdaki insanları beğenmiyorlar. Kendi insanları bambaşkaymış, Egeliler kabaymış. Beğenmiyosan gelmezsin arkadaşım. Seni buraya kimse zorla getirmedi. Yiyosa yaz mevsimini kendi çöl iklimine sahip memleketinde geçirmek, zaten burda olmazsın. Eğer ki burda yolunda gitmeyen bişey varsa, o da sonradan gelenin yapmış olduğu hatadır, onun bozduğu düzendir. Sırf bu taşralılar gelsin burda yazın rahat nefes alsın, deniz görsün, güneş görsün diye burdaki zeytin ağaçları kesiliyor, evler yapılıyor, denizimiz kirleniyor. Mavi bayraklı denizmiş, peh, ilerde ne mavisi kalır ne bayrağı. İşte o zaman bu tüketici topluluk, yeni yerler aramaya başlar,doğasını ve düzenini bozacağı, insanına söveceği yeni yerleşim yerleri.. Olmuşsa eğer bir kabalığımız, bu da onların yüzündendir, ben Balıkesir insanına da gözüm kapalı kefil olurum, suç karşı tarafındır, şu anda beni de kaba yapan zaten onlardır.
Buraları beğenmiyosan memleketine gidersin arkadaşım, seni zorla tutan da yok.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

** sakatkedi.. the legend is back!

Daha 3 gün geçmemişti ev arkadaşım Burçin'e "Bak ben düşersem çok kötü olur, kesin sakatlarım bi yerimi" diyişimin üstünden, yine bana yakışır bi şekilde, yani en olmicak şekilde düştüm, ve bu sefer sol dirseğimi sakatladım. Bayılıyorum sakatlanmaya, abartmıyorum bunu. Dans ederken dizimi, merdivenden inerken omzumu sakatlamayı başarabilmiş bir insanım. Bu sefer, yerdeki el ilanının üstüne basıp düşerek sol dirseğimi sakatladım, dirseğim izin verebilseydi eğer, kendimi ayakta alkışlardım. Hastanenin ortopedi kısmında mutlu olan bi insanım, girmediğim MR, röntgen, tomografi kalmadı. Her türlü ortopedik eşyaya sahip oldum, alçı terliğinden koltuk değneğine, dizlikten kol askısına. Her ne kadar tanıdık olduğum bi alan olsa da ortopedi, bu sefer kendimi sakatladığım yer yabancı bir ülkeydi, tahmin edemeyeceğinizse bunun nasıl bir duygu olduğu. Sizi hastaneye yetiştiren anne-babanız yok, tanıdık doktorlar hastane yok, ne kadar İngilizce biliyor olsanız da acınızı tarif edeceğiniz Türkçe kelimeleriniz yok. (Elbow ve hurt'le de bi yere kadar yanii)

Olayı başa sarıyorum...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...