5 Kasım 2014 Çarşamba

Tatev Manastırı - Ermenistan

Ermenistan'a nasıl -ve neden- gittiğimden, neler yaptığımdan daha sonra söz edeceğim. Ama önce, sizi bu küçük ülkenin güneyine, 2014 yılında bile insana kendisini Ortaçağ'da hissettiren Tatev manastırına götüreceğim.

***

Cumartesi sabahı, Ermeni arkadaşlarımızın "Soğuk olacak, sıkı giyinin" uyarılarıyla çıkıyoruz Erivan'dan yola. Bu iki hafta süresinde, beraber çıkacağımız son uzun yolculuk. Gideceğimiz 280 kilometrelik bir yol ama, dağlık ve bozuk yollardan gidişimiz 5 saati buluyor.

Yol üzerinde küçük, fakat Ermenistan'ın en güzel şaraplarının yapıldığı Areni kasabasında duruyoruz. Ermenistan'daki çoğu görüntü gibi bu da tanıdık, yol kenarında tezgah açmış, doğal ürünlerini satan teyzeler var. Ev yapımı şarapların yanı sıra, cevizli sucuklar (evet o da bizdekinin aynısı), fındıklar, reçeller, kısacası Anadolu'da seyahat ederken, yol kenarındaki tezgahlarda ne görüyorsanız, aynısı. Midemizi ve ceplerimizi teyzelerin ikramları ve satın aldıklarımızla doldurduktan sonra yola koyuluyoruz; günler artık kısa, yolumuz uzun.






Öğle yemeğine Tatev'e yetişiyoruz. Şehirden kırsala, her kesimde olduğu gibi burada da yemekler değişiyor. Her şey daha doğal, aromalar daha baskın. Hava uyarıldığımız kadar soğuk değil, biraz da öğleden sonra güneşinin, son sıcakların etkisi var. Her yemek sonunda olduğu gibi "Çay, kahve ne alırsınız" sorusu soruluyor, Türkiye'deki çayı bulamamanın verdiği kabullenmişlikle o kadar doğal bir şekilde "Surç!" diyorum ki garsona, yanımda oturan Ermeni arkadaşım gülüyor. Köpüksüz ve az telveli kahvemi alıp dışarıdaki masalardan birine oturuyorum, güneşin ve manzaranın tadını çıkarmak için.

                                                         Tatev'in kanatları: Teleferikten görünenler.

Yemek sonrasında biletlerimizi alıyor ve kendimizi Tatev'in kanatlarına, dünyanın en uzun teleferiğine atıyoruz. Gökyüzü şimdilik bizimle, bir sis bulutu yolda ama karşıya geçmemize, geçerken etrafı izlememize izin verecek gibi. Yüksekten korkan biri olarak elbette çekiniyorum, bir de dünyanın en uzun teleferik hattı diye bir iddia var ki, yenilir yutulur cinsten değil. Ancak manzara o kadar güzel, fonda o kadar tatlı bir müzik eşliğinde tanıtım kaydı dönüyor ki, gevşiyorum. Masal teleferiğe bindiğimiz anda başlıyor zaten, tam altımızda küçük köyler, otlayan hayvanlar, bol kıvrımlı yollar ve alabildiğine yeşillikler var.

Bir uçtan diğer uca, saatte -yaklaşık- 35 kilometre hızla, 15 dakikada geçiyoruz. Normalde araba ile çok daha uzun sürede kat edeceğimiz yolu, 5,7 kilometre uzunluğundaki teleferik hattıyla son derece keyifli bir şekilde alıyoruz. Yolun sonuna doğru, Tatev manastırı sislerin ardından yakınlaşmaya başlıyor, yakınlaştıkça daha masalsı bir hal alıyor.





Teleferikten indiğimiz noktada yine köylü teyzelerin tezgahları var. Bu sefer dağdan toplanmış otlar oluşturuyor çoğunluğu. Tezgahlardan ilerleyerek manastırda alıyoruz soluğu. Burası baştan aşağı tarih, ve yazının başından beri söylediğim gibi, bir masalın parçası sanki. Manastırdan çok kompleks olarak adlandırılan Tatev, dokuzuncu yüzyılda inşa edilmiş, yeni yapıların eklenmesi ondördüncü yüzyıla kadar sürmüş. Ortaçağ boyunca en önemli ruhani merkezlerden biri olan Tatev kompleksi, aynı zamanda bilimin de merkezi olmuş bünyesindeki üniversite ile. Sırasıyla 9, 11 ve 14.yüzyıllarda inşa edilen üç kilisenin yanı sıra, bir de sallanan sütun var ki, depremleri ve manastıra saldırıya geçen düşmanları algılamasıyla oldukça ünlü.







Manastır deyince sadece kiliselerin bulunduğu bir alan olarak düşünmeyin, Tatev başlı başına bir yaşam alanı aslında. İnsanı hayrete düşürecek sığınakların, kaçış noktalarının yanı sıra, -bana göre- en ilginç kısımlardan biri de yağ üretim ünitesiydi. O dönemin insanları, teknoloji olmamasına rağmen müthiş bir düzenek oluşturmuşlar, öyle bir düzenek ki, günümüzde bile anlaşılması zor olacağından, nasıl yapıldığına dair temsili bir videolu anlatım bile var.



Döneme ait bulunanlar, sergileniyor.


Sisin bastırmasıyla manastır, daha da mistik bir hal alıyor. Havanın değişimini bir yandan talihsizlik olarak görsem de, diğer yandan Tatev'i her haliyle görmek hoşuma gidiyor. Kışı sevmeyen ben bile, kar yağdığında burası nasıl olur diye düşünmeden edemiyorum.





İyiden iyiye bastıran soğuk ve akşamın gelmesiyle, dönüş yolu için tekrar teleferiğe gidiyoruz. Bu sefer gidiş kadar şanslı değiliz, bir sis bulutu içinde geçiyor dönüş yolculuğumuz. UNESCO Dünya miraslarından biri, ve Ermenistan'ın turizm alt yapısını geliştirmesi beklenen Tatev manastırına böylece veda ediyoruz.


Fotoğraflar: Aykut Güngör.
Özellikle ona teşekkür ediyorum, onun fotoğrafları olmasa, hiçbir görsel bu yazıyı bu kadar destekleyemezdi.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...