29 Ocak 2011 Cumartesi

Veda

Aslında bugüne kadar vedalardan hep korktum, çünkü garip bir kuruntuyla, vedalaştıklarımla bir kez daha buluşamayacağımı sandım hep. Bir çeşit uğursuzluk gibi. Hani ertesi gün buluşacakmış gibi davransak, daha az acıtırmış gibi. Üstelik, bugüne kadar en acıklı vedalaşmalarım sahil kasabalarıyla olsa da, içten içe hep biliyordum, bir sonraki buluşmanın bir an kadar çabuk geleceğini.

Şimdiyse, bizim için başka bir an var mıdır, bilmiyorum. Öyle her şey film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor da demeyeceğim. Bu yazıyı yazmak için, son güne kadar bekledim. Her şeyi gününde, zamanında hissederek yazmak istedim. Boğazım düğüm düğüm olsun, kalbim acısın istedim. Acımıyor mu diyecek olursanız.. Bunu anlatabilmek için en başa dönmem gerek. Sahil kasabaları demiştim hani, bu sahil kasabası da diğerleri gibi üzüyor beni. Onu hangi ara bu kadar çok sevdim, ayrılık vakti ne zaman geldi bilmiyorum. Ama hissedersiniz ya o gitme vaktinin geldiğini, o ruh hali ağır ağır çöker ya üstünüze, ayrılana kadar boğar ya sizi... Öyle işte. Ben eşyaları toplamaya çalıştıkça, onlar etrafa saçılıyorlar sanki. Bir kahve fincanına bile anlam yükleyebiliyor insan. O kadar çok kahve, o kadar çok hatır var ki hepsinin üzerinde. Toplamaya çalıştıkça, serbest kalıyorlar bizi de hatırla diye. Mümkün mü sizi unutmam diyorum... Beni üzmeye devam ediyorlar. Eşyalarla vedalaşmak, onları ayırmaya çalışmak beni bu kadar yorarken, "gidiyorum" demek o kadar zor ki.

11 Ocak 2011 Salı

Hoşçakal Sami Yen

Bir süredir var olan değişken ruh halleri içindeyken tek damla gözyaşı dökmedim de, şimdi çok zor tutuyorum kendimi.

Uzun süredir, hiç kimseyle hiçbir şekilde futbol muhabbetine girmedim. Hatta, babamla abimin yaptığı futbol muhabbetlerinden kaçar oldum, annemlerle mutfakta oturdum, hemcinslerim gibi. Oysa şimdi, o kadar zorlanıyorum ki bunları anlatırken, hani hiç maça gidemeyeceğimi bilsem, ama Sami Yen'i yıkmayacağız deseler kabul edeceğim düşünmeden. Yaklaşık üç senedir uğramasam da, onun orada olduğunu bilmek yetiyordu çünkü. Ama metrobüsle geçiyordum yanından, ama Mecidiyeköy'de görüyordum onu, "Bu olmazsa bi sonraki maça, neyse abimle konuşurum" diyordum içten içe. Gidilecek bir maç hep vardı çünkü. Şimdiyse..

10 Ocak 2011 Pazartesi

Zaman Zaman

Aslında 21 Ocak'a kadar buraya bir şey yazmak niyetinde değildim. Ama bir yandan da hevesleniyordum 2011'in ilk yazısını yazmak için. İçten içe, 2011'e hüzünlü bir yazıyla başlamak da istemedim sanırım. Çünkü uzun zamandan beri kafamda dönen cümleler var beni uyutmayan, ama onların yazıya dökülmesini doğru zamanda sağlamak istiyorum, o yüzden her ne kadar bozsam da kendime verdiğim suskunluk sözünü, şimdilik -10 gün kadar- açığa çıkarmayacağım onları. 


2011 geldi, yeni sene yeni tema diye düşünmesem de, tesadüf eseri yeni bir görünüme kavuştu blogum. Tabi ki kalıcı bir durum değil, ama yine de değişikliği seviyor insan, daha bir özenle bakıyor yeni şeylere. Yazmak için sabırsızlanışım bu yüzden belki de. Ama önce...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...