22 Aralık 2010 Çarşamba

Bir Terapi Olarak Saç Kesmek

Kadınların depresyona girince koşa koşa kuaföre gidip saçlarını kestirdiklerini bilmeyen yoktur. Üstelik, çoğumuz ilerde pişman olacağımızı bile bile yaparız bunu. Ama kimse bilmez o ilk makas darbesinin insanı nasıl rahatlattığını, hırsımızı saçlarımızdan çıkarırız adeta. Kuaförün saç keserken üstümüze giydirdikleri önlüklerin üzerinden kayıp yere düşerken o tutamlar, diğer yandan süpürülen saçlara son bir kez dönüp de bakarız, aynadaki görüntümüzün değişmiş olması mutluluk verir. Hatta daha hastalıklı vakalarda, bir de kendini çirkinleştirdiği için mutlu olanlar da vardır. O saçlar kısacık, kırpık kırpık olur da, gizleyemeyiz mutluluğumuzu. Mottomuz da şudur, "Ay şekerim bana bi daral geldi, kestirdim gitti valla.."

Benim içinse hikaye, ilkokulda saçlarımı kestirdikten sonra, uzun saçlı arkadaşlarımı görünce kıskançlıktan çatlayıp önümde oturan arkadaşımın saçını atkuyruğundan çat diye kesmemle başladı. Birbirimize girdiğimizi söylememe gerek yoktur herhalde, sadece onun da saçlarımı kesmesi şartıyla affedeceğini söylemişti. Öğretmenim bu konuyu kendi aramızda halletmemizden (?!) memnun, olay öylece kapanmıştı. Oysa benim için yeni bir sayfa açılıyordu, ben o gün saçlarımızı kendimiz de kesebileceğimizi algılamış, evdeki makaslara alıcı gözüyle bakmaya başlamıştım bile. 

17 Aralık 2010 Cuma

Ben, Kendim ve Başarı Grafiğim

Blogger'ın istatistikleri çıktığından beri kafayı yemiş vaziyette onları inceliyorum. Hangi yazım en çok okunmuş, hangi ülkelerden tık almışım, siteye nereden ulaşılmış ve hatta arama motorlarında hangi anahtar kelimeler yazılmış da insanlar kendilerini bu blogda bulmuşlar, onu bile veriyor Blogger. Mayıs'tan beri şöyle bir manzara var karşımızda;




İstatistiklere göre, en çok Facebook ve Google'dan ziyaretçi geliyor. Bu siteleri Twitter, Ekşisözlük ve Bumerang/Hürlist izliyor. Buradan aldığım bilgilerden sonra, düşündüm taşındım ve 2010 da biterken, bir kıyaslama yapayım kendi içimde dedim. Gerçi blog yazmaya 2009 Şubat'ta başladım, o yılın Ocak ayı eksik olacak ama, Şubat ilk ay olduğu için bi heves bolca yazmışım o dönemde, Ocak'ın eksikliğini hissetmeyeceğiz yani.


Gelelim benim verimlilik/üretkenlik analizime;

12 Aralık 2010 Pazar

Beyaz Korkusu



Mevsimleri benim kadar içselleştiren var mıdır bilmiyorum. Yılın 12 ayının 9 ayını, kalan 3 ay için yaşıyorum desem yalan olmaz. Daha önce bu sıcak iklim insanı olmama değindiğim için, konuyu fazla uzatmayacağım, zira bir yandan kaygılı gözlerle meterolojinin web sitesine göz atmaktayım, felaket habercisi gibi verdiği haberleri dehşetle izliyorum.

Çocukluğumda kış benim için, o kadar da soğuk olmamasına rağmen "üşürüm diye" annemin sadece gözlerimi açıkta bırakacak şekilde sardığı atkıların arasında boğulmakla geçerdi. Daha o zamanlar küresel ısınmanın lafı bile edilmiyordu, Balıkesir'de kış şimdiye göre çok daha ılık, ve yağışsız geçerdi. Yılda 2 kere kar ya yağar ya yağmazdı. Yağsa bile, yere düşmeden havada erirdi, kar yağıyo diye sokağa koşmamıza kalmaz, havaya nem olarak karışırdı. O yüzden, beyazlar içinde yuvarlanan çocuk olmadım hiç. Arabanın camından iki gram buzu toplar da, kartopu sanırdım onları. Televizyonda kar tatili anonslarını hasetle dinler, hep Balıkesir'in adını duymak isterdim, asla olmazdı. Ne poşete oturup kaymanın zevkine vardım, ne de kardan adama havuçtan burun taktım.

5 Aralık 2010 Pazar

sokakkedisi'nden Kişisel Bir Rica... Lütfen Okuyun

İsterdim şimdi buraya Jimmy Wales gibi acıklı bakan bir fotoğrafımı koyup "Abi bi sigara parası be" diye bağış istemeyi, ama neredeyse 2 sene olacak bu blogu tutmaya başlayalı, ben sizden tek bir şey dahi istemedim, üstelik böyle gözleri dolu dolu bakan bir fotoğrafım bile yok. O yüzden yandaki kızcağız ile idare edin, ben bu kadarını yapabiliyorum.

Blog yazmaya başlamak da ilginç bir hadiseydi benim için, her ne kadar 10 yaşımdan beri kağıt kalem bulduğumda cümleler kurmayı çok sevdiysem de, çoğu zaman onları paylaşmaya yanaşmadım. Hala bile yerin dibine geçtiğim zamanlar oluyor biri yanımda yazdıklarımı okuyunca. "Peki neden buraya yazıyorsun?" diyenler olabilir, ama satır aralarına hep sıkıştırmaya çalıştım burayı özel bir sayfa yapmak istemediğimi, elimden geldiğince uzak durdum blogu günlüğe çevirmekten. Blog yazmak aynı zamanda değişik bir deneyimdi benim için, Bir Genç Kızın Gizli Defteri olmaktan çıktım, paylaşmayı öğrenir oldum, ne kadar ilerlediğimi, ne kadar verimli olduğumu aylara göre gözlemledim, yorumları okudum. Zaman zaman sıkıldığımı kabul etmeliyim, çünkü yazmanın rahat bir iş olmadığına inananlardanım, ve hiçbir zaman mutluyken yazamadım, veya meşgulken. Kötü gün dostum oldu hep yazmak, terapi gibiydi bir bakıma, hatta ferahlamak gibi. Ama asla güzel bir pazar öğleden sonrasında bir elimde gazetem, önümde çayım, bilgisayar başında klavye tıkırdatmadım. Gece yarısı, loş ışıkta, uykusuzluktan gözleri şişmiş ve yüksek ihtimalle keyifsiz bir şekilde oturdum bilgisayar-kağıt&kalem başına. Bazen bütün yazıları yok etmek istediğim de oldu, bu blogu tamamen silmeyi ciddi ciddi düşündüm. Ve itiraf etmeliyim ki çok yakın dönemlerde düşündüm bunu, ama yapamadım. Onun yerine, birkaç ufak tefek yenilik yapıp hevesimi geri kazanmak istedim.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...