24 Nisan 2013 Çarşamba

İtalya Notlarım

Evet bu aralar leyleği havada gördüm, hem deyim anlamıyla, hem de gerçek anlamıyla. Gerçekten leyleği havada görmek çok gezmeye işaret midir bilmiyorum ama, bu aralar sıkça gezi yorumlarıyla karşınızda olabilirim, demedi demeyin :)

Yıllar sonra çekirdek aile olarak resmi tatil ve haftasonunu birleştirerek bir yurtdışına çıkalım dedik, gitmişken sıcak bir akdeniz ülkesi olsun dedik, güzel yemekler yiyelim dedik, bi de uzun bi vize çıksın ki yazın da gezelim dedik ve sonuç olarak kendimizi Roma'da bulduk. Dört gün Roma gibi bir şehre tabi ki yetmezdi, bir gününü de Napoli'de geçirince, kalan üç günü elimizden geldiğince dolu dolu geçirmeye çalıştık. Uzun bir gezi yazısı yazmak yerine kısa notlar çıkarmayı tercih ettim, buradaki kişi ve kurumlar tamamen gerçektir, ancak fikirler kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir.

- Öncelikle belirtmeliyim ki, Roma muhteşem bir şehir. Tam tabirle, yapmışlar olmuş. Hiçbir yapı sıradan değil, her şey muazzam ve birbiriyle uyumlu. Bugüne kadar korunmuş ve korunmaya devam ediyor olması da ayrı bir artısı.
- Roma meydanlar ve çeşmeler şehri. O kadar çok meydan, o kadar çok çeşme vardı ve hepsi de o kadar güzeldi ki, hayran olmamak elde değil.
- İtalya yemyeşil bir ülke. En çok sevdiğim yönlerinden biri oldu diyebilirim. Şehir içi şehir dışı her yer yeşil, o eski yapılarla bile o kadar uyum sağlamış ki ağaçlar, insanı rahatlatan bir güzelliği var.
- Özellikle Roma'da kalacaksanız otelin konumu çok önemli. Otel lüks olsun, konforlu olsun diye beş yıldızlı otellere rezervasyon yaptırıp şehirden uzak kalmayın. Tabi ki bu benim şahsi fikrim. Ama ortalama bir otelde, Roma terminalinin dibinde kalarak biz metroyu da kullandık, yürüme mesafesinde bir sürü yere gittik, taksiye de fazla bir ücret ödemedik.
- Metro demişken, hırsızlığa karşı dikkatli olmakta fayda var. Sadece bizim turda bile iki kişinin cüzdanı çalındı. Ama bu gözünüzü korkutmasın, metrobüse binen insanlarız sonuçta, Roma metrosu koymuyor :)
- Kolezyum, Trevi Çeşmesi, İspanyol Merdivenleri gibi yerlerin yanı sıra, Pantheon tapınağı da çok beğendiğim yerlerden biriydi, tura dahil olmasa da rehberin tavsiyesiyle gidip gördük, iyi ki de görmüşüz.
- Pantheon tapınağının yakınındaki restoranlardan birinde Sebzeli Risotto'ya aşık oldum, zaten pirinçle büyük aşk yaşıyoruz, Risotto tuz biber ekti.
- Vatikan ayrı bir dünya. Dünyanın en küçük ülkesi deyip geçmeyin, ben orada da kayboldum. Ayrıntılar bir sonraki maddede.
- Salih hocadan o kadar duymuşken, Sistine Chapel'i görmeden dönemezdim. Yağmurlu bir günde tek başıma orada dolaşmak, Michelangelo'nun eserlerini ise çıplak gözle görmek mükemmeldi. Fotoğrafla anlaşılamayacak bir güzellik, ben ki Ortaçağ, Rönesans gibi kavramlara yakın ilgili olmayan biri olarak çok etkilendim, heyecandan titredim diyebilirim. İyi ki görmek için diretmişim, iyi ki sıra beklememek için ekstra ücretli biletlerden almışım dedim. Ancak Vatikan Müzesi ve Sistine Chapel o kadar büyük ki, çıkışı bulmam bir hayli uzun sürdü, yani Vatikan deyip geçmeyin, kaybolabiliyorsunuz.
- Her ne kadar İtalyanlarla kahvaltı konusunda uyuşmasak da, öğlen ve akşam yemeklerini zevkle yedik. Bir Margarita pizzadan bile muazzam zevk alabiliyor insan. Makarnaya pizzaya doyduk ve gariptir, hiç sıkılmadım.
- Sanıyorum İtalyanlar evde yemek yapmıyorlar, o kadar çok restoran var ve yemekler o kadar ucuz ki, gerek duymuyor olabilirler. (Ucuz derken, birim fiyatını kastediyorum, gidince Türk lirasına göre hesaplayıp bana kızmayın :)
- Aynı zamanda İtalyanlar kelimenin tam anlamıyla bol kepçe porsiyonlar yapıyorlar. Yine kahvaltı hariç hiçbir öğünden aç kalkmadım, aç kalkmayı bırakın, yerimden kalkamadım :)
- Tortellini'yi o kadar sevmeme rağmen yemek kısmet olmadı. Onun yerine bir sürü şey denedim, ve yediğim hiçbir şey dokunmadı, zeytinyağına alışıksanız sizde de durumun farklı olacağını sanmıyorum.
- Kahvekolikler için pek aydınlatıcı bilgiler veremeyeceğim, neredeyse hiç kahve içmedim diyebilirim. Şu sıralar kahve bana sınav zamanlarını, sunum raporlarını ve tez yazımlarını hatırlatıyor. İçimdeki Turco çıktı, bol bol çay aşerdim.
- Yemek yerken şarap için, ev yapımı şaraplara asla hayır demeyin.
- Roma dondurması elbette muhteşem, orada da bol kepçeler, iki top dondurma bizim dört top dondurmamıza eşittir herhalde.
- İtalyanca'dan bıktım. İngilizce konuşup İtalyanca cevapları anlamaya çalışmak bir süre sonra gerçekten sinirlerimi bozdu, Roma böyleyse diğer şehirlerde İngilizce bilen yoktur diye düşünüyorum, bilenler aydınlatabilir.
- Bir süre sonra pes ettim, grazie, si, buongiorno falan demeye başladım, turist sevimliliğiyle bir iki kelime konuşunca hoşlarına gidiyor.
- Napoli de çok güzel bir şehir, evleri değil ama sahil şeridi bana biraz İzmir'i hatırlattı. Ve Napoli gerçekten pizzanın anavatanı, orada yediğiniz pizzayla Roma'daki pizza arasında fark var.
- Napoli'ye gitmişken Pompei antik kentini görmeden gelmeyin, sizi çok şaşırtan detaylar bulacaksınız. Söylemiyorum sürpriz olsun :)

Benim İtalya notlarım bu kadar, sıcağı sıcağına yazdım ki unuttuğum, atladığım bir nokta olmasın. Bir sonraki gezi yazısını en kısa zamanda yazmak dileğiyle, ciao!

14 Nisan 2013 Pazar

Ortaya Karışık: Alaçatı, Ot Festivali, Orhan Veli...

Haftasonu Çeşme'deydik. Biten kışın coşkusu, hava değişimi, sırf yol gidecek olmak falan derken, gidilen yerin pek de önemi olmadı aslında. Çeşme'ye kadar gelmişken, Alaçatı'ya girmemek olmaz dedik, ve Pazar kalabalığı, Ot festivali dinlemedik, Alaçatı'da aldık soluğu.

Önceki gece alkollü halimle bulanık görüşümü (!) saymazsak, Alaçatı'yı ilk kez gördüm diyebilirim. Yalnız gecesiyle gündüzü arasında dağlar kadar fark var, nispeten geç bir saatte gittiğimiz için makul bir insan topluluğuyla beraber yazdan kalma bir gecede Alaçatı mükemmeldi. Gündüz ise olaylar tam tersine döndü, sıcakta ve ayık kafayla kalabalık hiç çekilmiyor dostlar. Alaçatı'nın kendisine katiyen bir lafım yok, kelimenin tam anlamıyla Alaçatı'nın kendisi çok iyi fakat çevresi kötü. Festivalin de verdiği yetkiye dayanarak duyan gelmiş. Bizimki tamamen tesadüftü, gelmişken Ot Festivali'ni de görelim istedik. Ben bir ultra yemek seçiciyim ve önyargıda dünya markasıyım, ama konu sebzeler ve otlar olunca nedense bunları bir kenara bırakıyorum. Tok karnımla bile şartları zorlayarak standlardaki yemeklerden gözüme kestirdiklerimi tattım. Benim için baharın cemrelerinden olan enginara da doyunca, artık etkinlik benim için önemini yitirdi ve kendimi kalabalıktan olabildiğince uzağa attım.*

Baktım bizimkiler alışverişe doymuyor, ben gruptan koptum ve kendimi tenha sokaklara vurdum. İnsanların azalıp kedilerin çoğaldığını görünce anladım ki, doğru yoldan gidiyorum. Derken gözüme bir levha ilişti, Keyfekeder Kitap vs. diye. Kitapçıları zaten severim, bir de o levha çölde vaha gibi bir anda karşıma çıkınca, gösterdiği yöne gitmeden edemedim. İlerledikçe aynı levhadan iki tane daha gördüm ve sonunda kitapçıya ulaştım. Keyfekeder Kitap vs. çok keyifli bir yer, kahvenizi içebileceğiniz, hobi kitaplarını karıştırabileceğiniz, sessiz ve çok huzurlu bir kitap-kafe. Şu sıralar pek kitap alma havamda olmadığından -okuma hızımdan daha yüksek bir satın alma hızım var maalesef- amaçsızca dolanıyordum ki, karşıma o çıktı.

Bilenler bilir, ne zaman bir kitapçıda Orhan Veli görsem, Bütün Şiirleri'ni açar ve rastgele bir şiir seçerim kendime. Ve o şiirin bana o gün almam gereken mesajı verdiğini düşünürüm. Bu sefer elimde tuttuğum Bütün Şiirleri değildi, Yapı Kredi Yayınları'nın basmış olduğu Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti - Kendi Sesinden Şiirler idi, ki böyle bir şeyin varlığından haberdar değildim, bunu utanarak söylüyorum. Kız kardeşi Füruzan Yolyapan'ın yıllarca sakladığı ve klasik bantlardan da eski bir teknikle kaydettiği, Orhan Veli'nin sevdiği 22 şiirinin cd'si de kitaptaydı. Orhan Veli'yi çok seven, ve şiirlerini Müşfik Kenter'den duymaya alışık olan ben, şiirleri Orhan Veli'nin kendi sesinden dinleyecek olma fikriyle inanılmaz heyecanlandım. Merakla kitabı açtım hangi şiirler var diye, yine rastgele ve yine ortadan, kim geldi dersiniz? Benim dünyalar tatlısı Kuyruklu Şiir'im! Tabii ki bunu bir mesaj olarak algıladım, ve kitabı kaptığım gibi kasaya yöneldim. Keyfekeder Kitap vs. bana bir de kedili Alaçatı ayracı hediye etti, ona da ayrıca mutlu olduğumu söylemeliyim.

Eve gelir gelmez ilk işim cd'yi çalıştırmak oldu. Orhan Veli'nin favorim olan birkaç şiirini kendisinin de seçip kaydetmesine çok mutlu oldum; kayıtları saklayan, yayınlayan, yayınında emeği geçen herkese teşekkür ettim. Tren Sesi, Yolculuk, İstanbul Türküsü, Denizi Özliyenler İçin ve Dalgacı Mahmut gibi şiirlerin yanı sıra, şairin Karagöz oynattığı bir kaydı da var. Orhan Veli bir kere daha yüzümü güldürdü, ve bu muhteşem eser de artık koleksiyonumun önemli bir parçası olarak yerini alacak.



* Tabi ki burada okuyucu, yazan kişinin espri yaptığını biliyor, yoksa festivalin önemsiz olması gibi bir durum söz konusu değil

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...