8 Haziran 2009 Pazartesi

Bkz: Koku Hafızası Acıtır

Her duyu için ayrı hafıza vardır derler. Gördüklerimiz, duyduklarımız, tattıklarımız, dokunduklarımız ayrı ayrı kazınır hafızamıza.
Bir de kokladıklarımız.
Görme hafızası gittikçe zayıflayan ben, gün geçtikçe daha tuhaf kokular alıyorum. Ve o kokular, beni öyle yerlere götürüyor ki, bazen ben bile korkuyorum.
Taksim'de Balık Pazarındaki çiğ balık kokusu, midemi bulandırmak yerine, "oraya" götürdü beni, acımasızca. Çiçek Pasajı da aynı şekilde, rakı balık kalamar beyaz peynir ve türevleri, bir anda başımı döndürdü, o kadar ani oldu ki hepsinin kokusunu alışım, nereye gittiğimi ben bile kestiremedim -ki hala kestirebilmiş değilim- çıktığımda etrafa aptal aptal bakınıyordum, bana ne oldu dercesine. Kuru kahve kokusu, klasiktir, açık ara farkla çocukluğumun Milli Kuvvetler Caddesine götürür, iyot kokusunu her yerden alabilme yeteneğine sahibim, parfümlerle tarihler arasında bağlantılar kurmaya başladım; "evet o gün buluşmuştuk.."
Neyse, Perfume: The Story of a Murderer olmadan gideyim ben.

edit: sözlük'e girip gerçekten bkz.koku hafızası acıtır dedim, ve çıkanları size sunuyorum. naftalinden çok etkilenmişler bi kere, sonra anneanne/babaannenin kaynattığı ıhlamurlar, bir de hanımeli kokusu. beni kalbimden yaralayansa zeytinyağı sabunu oldu, bir tanesi de masamın üstünden göz kırpıyor bana. onun orada oluşunun yegane nedeni de bu zaten, beni alıp götürmesi.
son olarak, Sunay Akın demiş ki; "söylemiş miydim size, naftalin ki güvelere karşı kullandığı kimyasal silahıdır anıların"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...