19 Kasım 2009 Perşembe

Sabaha Karşı Diyalogları

Yer: Altınoluk
Saat: Sabaha karşı 00:00-07:00 arasındaki herhangi bir an
Kişiler: Serap, Deniz


...
Sene 2003. Evde saltanatımızın başladığı dönemler. Yazın son demleri. Çok sarhoşuz. Film izleyelim diye oturup, içmeye başlamışız. Bir yerden sonra da kayış kopmuş, ne konuştuğumuzun farkında değiliz.. Ayağa kalkmak istiyorum, kalkamıyorum. Tam kalkıcam, Serap kalkıyor, adımlarımız birbirine karışıyor. Salak salak gülmeye başlıyoruz. Serap, diyorum, siktir otur şuraya.
...
2004. Evdeki saltanat kesintiye uğramış, öyle olmasa, annemle kavga edip gece yarısı evi terk etmezdim. Balıkesir'deki 1 haftalık sürgünün ardından, tası tarağı toplanıp Seraplara taşınıyorum. Hayatımıza bir süre orada devam ediyoruz.
...
Uğur büfenin önünde tedirgin bir bekleyiş var. Bir taraftan muhabbet ediyoruz ama, bir taraftan da gözüm yolda. En alakasız kişileri, amcaları teyzeleri bile o sanıyorum. Derken, Serap dürtüyor, Deniz geldi, valla geldi diye. Buluşmayı falan unutuyorum, tabanları yağlıyoruz.
...
2005 yazı. Bir sene daha geçmiş, koca kızlar (!?) olmuşuz, önümüzdeki 3 ayı yine bizde geçirmek var planlarımızda. Yaş olmuş 16, gece evden kaçıyoruz. Apartman ışıklarını yakmıyoruz ki, komşular ışığı görmesin, ayak ucunda yürüyoruz, ses çıkarmamaya gayret ederek. Evden çıkma nedenimiz belli, telefon gelmiş, arayanlar önemli kişiler, 5 çayına gidiyoruz. Ama sabah 5.
...
Bir sonraki sene, yani 2006 yazında bir süre koltuk değnekleri eşlik etse de bana, hayat güzel. Yürümeye başladıktan sonra, ilk iş sahile gidip gelmeye zorluyorum kendimi, daha fazlasına değil. Hayatıma bir dönem Mahmut'un yanındaki taburede devam ediyorum, midye dolma tezgahının arkasında. Hayat hala güzel.
...
Yaz sonu, insanlar Altınoluk'u terk ediyor. Bir kavga çıksa da Uğur Büfe'nin olduğu sokak şenlense diye bakıyoruz. Doğum günüm gelmiş. Temel besin maddem cornetto'daki mumu üflüyorum. Uğur büfede o kadar çok çekirdek yiyoruz ki, her yeri batırıyoruz. Gecenin sonunda kendimizi büfeyi süpürürken buluyoruz.
...
Yine sahildeyiz. Sıkıntıdan sağa sola sarmaya başlamışız. Yanımızda abuk subuk tipler var. Bir tanesi gitar çalıyor. Katlanamıyoruz. Arkamıza bakmadan kaçıyoruz. Aradan iki gün geçiyor, "ahahahah Aliii, naber kanka yaa, bizden kurtuluş var mı sanıyosun?? Baaak yine biz geldikkk" d iyoruz en sevimli tonumuzla. Ali kendi bestelerini çalıyor. Sürekli yanında olan çocuk çok ukala. Hatırladığım tek şey, İzmir'de Amerikan Kültürü ve Edebiyatı okuyor olduğu. Daha fazla dayanamıyoruz, yine kaçıyoruz. Ali'den hala kaçarız.
...
Hala sahildeyiz. Gülcü teyze geliyor, "Gençleerrr bi lira" diye. Teyze daha dün aldık diyoruz. Teyze gidiyor. "Gençler, muratlarınız olsun." Teyze hep gidiyor.
...
Bir de, aşk gülleri bunlar diyen bıyıklı amcayı, asla unutamayacağım.
...
Uğur abi, para kazanmak mı istiyosun, yoksa dövücek adam mı arıyosun?
Uğur abi, bize iki kaşarlı tost. Turşu domates olmasın.
Uğur abi, jandarma geliyo, siyah poşet ver, biralar gözükmesin.
...
Fakat bir de, çarşının ortasında kaldırımda oturmuşluğumuz var, hala çözemediğim. Üzerimize kamyon gelmesiyle kaçışımız bir oldu, o ayrı tabi.
...
Sahilden mi gitsek, ana yoldan mı? Yayalardan mı laf yesek, arabayla yanımızdan geçenlerden mi? Hala en büyük ikilemlerimden biridir.
...
Her hatırladığımda beni gülümseten anlar bunlar.
Hepsini, ayrı ayrı seviyorum.

* ve tabi ki, bu yazıyı, Serap'a ithaf ediyorum. en eski dostuma.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...