14 Nisan 2013 Pazar

Ortaya Karışık: Alaçatı, Ot Festivali, Orhan Veli...

Haftasonu Çeşme'deydik. Biten kışın coşkusu, hava değişimi, sırf yol gidecek olmak falan derken, gidilen yerin pek de önemi olmadı aslında. Çeşme'ye kadar gelmişken, Alaçatı'ya girmemek olmaz dedik, ve Pazar kalabalığı, Ot festivali dinlemedik, Alaçatı'da aldık soluğu.

Önceki gece alkollü halimle bulanık görüşümü (!) saymazsak, Alaçatı'yı ilk kez gördüm diyebilirim. Yalnız gecesiyle gündüzü arasında dağlar kadar fark var, nispeten geç bir saatte gittiğimiz için makul bir insan topluluğuyla beraber yazdan kalma bir gecede Alaçatı mükemmeldi. Gündüz ise olaylar tam tersine döndü, sıcakta ve ayık kafayla kalabalık hiç çekilmiyor dostlar. Alaçatı'nın kendisine katiyen bir lafım yok, kelimenin tam anlamıyla Alaçatı'nın kendisi çok iyi fakat çevresi kötü. Festivalin de verdiği yetkiye dayanarak duyan gelmiş. Bizimki tamamen tesadüftü, gelmişken Ot Festivali'ni de görelim istedik. Ben bir ultra yemek seçiciyim ve önyargıda dünya markasıyım, ama konu sebzeler ve otlar olunca nedense bunları bir kenara bırakıyorum. Tok karnımla bile şartları zorlayarak standlardaki yemeklerden gözüme kestirdiklerimi tattım. Benim için baharın cemrelerinden olan enginara da doyunca, artık etkinlik benim için önemini yitirdi ve kendimi kalabalıktan olabildiğince uzağa attım.*

Baktım bizimkiler alışverişe doymuyor, ben gruptan koptum ve kendimi tenha sokaklara vurdum. İnsanların azalıp kedilerin çoğaldığını görünce anladım ki, doğru yoldan gidiyorum. Derken gözüme bir levha ilişti, Keyfekeder Kitap vs. diye. Kitapçıları zaten severim, bir de o levha çölde vaha gibi bir anda karşıma çıkınca, gösterdiği yöne gitmeden edemedim. İlerledikçe aynı levhadan iki tane daha gördüm ve sonunda kitapçıya ulaştım. Keyfekeder Kitap vs. çok keyifli bir yer, kahvenizi içebileceğiniz, hobi kitaplarını karıştırabileceğiniz, sessiz ve çok huzurlu bir kitap-kafe. Şu sıralar pek kitap alma havamda olmadığından -okuma hızımdan daha yüksek bir satın alma hızım var maalesef- amaçsızca dolanıyordum ki, karşıma o çıktı.

Bilenler bilir, ne zaman bir kitapçıda Orhan Veli görsem, Bütün Şiirleri'ni açar ve rastgele bir şiir seçerim kendime. Ve o şiirin bana o gün almam gereken mesajı verdiğini düşünürüm. Bu sefer elimde tuttuğum Bütün Şiirleri değildi, Yapı Kredi Yayınları'nın basmış olduğu Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti - Kendi Sesinden Şiirler idi, ki böyle bir şeyin varlığından haberdar değildim, bunu utanarak söylüyorum. Kız kardeşi Füruzan Yolyapan'ın yıllarca sakladığı ve klasik bantlardan da eski bir teknikle kaydettiği, Orhan Veli'nin sevdiği 22 şiirinin cd'si de kitaptaydı. Orhan Veli'yi çok seven, ve şiirlerini Müşfik Kenter'den duymaya alışık olan ben, şiirleri Orhan Veli'nin kendi sesinden dinleyecek olma fikriyle inanılmaz heyecanlandım. Merakla kitabı açtım hangi şiirler var diye, yine rastgele ve yine ortadan, kim geldi dersiniz? Benim dünyalar tatlısı Kuyruklu Şiir'im! Tabii ki bunu bir mesaj olarak algıladım, ve kitabı kaptığım gibi kasaya yöneldim. Keyfekeder Kitap vs. bana bir de kedili Alaçatı ayracı hediye etti, ona da ayrıca mutlu olduğumu söylemeliyim.

Eve gelir gelmez ilk işim cd'yi çalıştırmak oldu. Orhan Veli'nin favorim olan birkaç şiirini kendisinin de seçip kaydetmesine çok mutlu oldum; kayıtları saklayan, yayınlayan, yayınında emeği geçen herkese teşekkür ettim. Tren Sesi, Yolculuk, İstanbul Türküsü, Denizi Özliyenler İçin ve Dalgacı Mahmut gibi şiirlerin yanı sıra, şairin Karagöz oynattığı bir kaydı da var. Orhan Veli bir kere daha yüzümü güldürdü, ve bu muhteşem eser de artık koleksiyonumun önemli bir parçası olarak yerini alacak.



* Tabi ki burada okuyucu, yazan kişinin espri yaptığını biliyor, yoksa festivalin önemsiz olması gibi bir durum söz konusu değil

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...