26 Mayıs 2011 Perşembe

Odalar

İnsanlar kadar, eşyaların, evlerin, odaların ve tabi ki şehirlerin de karakteristik yapıları olduğunu düşünmüşümdür hep. Belki de onlara yüklediğimiz anlamlardan dolayı böyle bir kanıya sahip oldum. Şehirler belki, bu hipotezimi doğrulayan en güçlü seçeneklerden biri. Ama ya eşyalar, odalar?

Sekiz yaşımdan beri kaldığım, İstanbul'a gitmemle belirli aralıklarla terk ettiğim odam, ilk girdiğimde küçük, sevimli bir çatı katı odasından başka bir şey hissettirmemişti bana. Belki de çocuk olduğumdan, onunla beraber büyüyeceğimizi de bilmiyordum. Çoğumuz da bilmeyiz zaten, o odaların içindeki eşyalarla birlikte bizimle nefes aldığını. Küçük ipuçlarıyla ele verirler karakterlerini, bazen pencere pervazındaki bir tutam toz bile çok şey anlatabilir, tabi ki bizim onu anladığımız kadarıyla.


Benim çocukluğumun, ve ergenliğimin çatı katı odası da, içinde barındırdıkları itibari ile dolu aslında. Hani duvarların dili olsa derler ya, biraz dikkatli bakıldığında duvarlara, bir dili olmasına gerek yok. Küçük ve bencil odam; çünkü tek kişilik. Bir gömme dolap, bir yatak ve komidin, bir kitaplık, bir çalışma masası ve sandalyeden ibaret. Olabilecek en verimli, en kullanılabilir şekilde döşenmiş; fakat fazladan tek bir canlıya dahi yer yok. Kendi içinde öyle bir düzene sahip ki, kitaplıktan bir şey almak isteseniz adeta sizi cezalandırmak için kitapla birlikte bir sürü şey dökülüyor tepenize; başa çıkamıyorsunuz. Aynı eğretilikte başka bir kitap destesine ben dokunsam, yerinden milim oynamayacak gibi. Odaların karakterleri vardır demiştim, belki de sahiplerini tanıdıklarından boğmuyordur onları, başkalarına yaptığı gibi.

Bizimle birlikte odalar da büyür demiştim ya hani, bir şey daha eklememe izin verin; odalar da bizimle birlikte yaşar. Bizimle birlikte mutlu olur, hatta bizimle birlikte depresyona girer. İlk kez aşık olup da onu  düşündüğümüz yer odamızdır mesela, bir şeye üzüldüğümüzde ağlamak için koştuğumuz yer yine odamızdır. O mutsuzluk anlarından birinde zaman durur odada; tüm sesler, tüm kokular odanın dışında kalır. Geride kalan her şeyi bir sis bulutunun ardında görürsünüz, ve kendi ruh halinizi görürsünüz odanızda; bazen yırtılmış bir posterde, bazense dibi gelmiş bir şişede.

Başka bir şehre gidip de onu terk etmemin ardından, zaman durmuş odamda. Takvim beş sene öncesinin Haziran ayında kalmış, saat 06:41'i gösteriyor, belki de gittiğim günden beri. Masamın kenarında ufak tefek notlar var yıllar öncesinde almış olduğum; yapmam gereken ödevler, çalışmam gereken konular yazıyor. Başucumda eski kasetçalarım, içindeyse dinlemekten bantları eskimiş Spice Girls kasetim... Odalar da bunalıma girer demiştim, değil mi? Kimisinde tüm kokular geride kalır, ve girdiğiniz anda eski zamanları solursunuz, ciğerlerinize geçmiş dolar.

2 yorum:

  1. Daha dün gibiydi sanki onu terk edip gurbet ellere okumaya gidişi..
    yıllar yıllar geçti üzerinden ve sonunda geri geldi, hüzün içerisinde onu bekleyen çatı katı, sıcacık, sırlarını, acılarını ve sevinçlerini paylaştığı odasına,
    kafası da karışıktı, iyi mi etmişti geri gelmekle odasına bilmiyordu ama bir yanı da hala en güzel yaşlarının geçtiği İstanbul'da...

    YanıtlaSil
  2. vay arkadas DZ01de kim kaliyor acaba simdi cok pis uyuz oluyorum ona ben. ismimi soylememe gerek var mi :)

    YanıtlaSil

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...