24 Kasım 2011 Perşembe

Vejetaryen Olmak ya da Olmamak

Bundan birkaç sene önce, kırmızı et yemeyi bıraktım. Bir anda. Altında trajik bir neden de yoktu üstelik, küçükken gözlerimin önünde kesilen bir kurban ya da bozulmuş et yemek gibi. Canım nedensizce et istememeye başladı. Zaten bir süper-yemek-seçici olduğumdan, bir yiyeceği kafamda bitirmek normal insanlara göre daha kolaydı benim için. Ben de, bitirdim.

İlk başlarda her şey çok güzel gidiyordu üstelik. Sağlıklı olan beyaz etti bi' kere. Sonra, her şeyin bir alternatifini bulabiliyordum. Her et sotenin bir tavuk sotesi vardı mesela, tavuk dürüm, tavuk döner, Mc Chicken, ve daha bir sürü şey. Süper-yemek-seçici oluşuma karşılık, denizden çıkan hiçbir şeyi sorgulamama alışkanlığım da vardı mesela. Bir et yemeğine şüpheyle yaklaşıp "Ne etidir ki bu?" derim, ama bir deniz mahsulü için aynı şeyi sormam. Tadına bakmaktan çekinmem, hatta bende merak uyandırır. Şimdi mis gibi deniz ürünleri ve kapı gibi tavuk varken, ne gerek vardı ki kırmızı ete? Yoktu. Üstelik sebzelerle de aram iyiydi. Birkaçı hariç -şimdi isim verip rencide etmek istemiyorum- her türlü sebzeyi yiyebilirim, yağsız tuzsuz haşlanmış bile olsa. Hal böyle olunca, vücut düzenimi en sağlam şekilde sarsacak hamleyi yaparak, kırmızı et yemeyi bıraktım.


Bir tek, arkamda bıraktığım sucuk için üzüldüm. Kokoreç'e aynı şeyi yapamadım, ki bu da kırmızı et yemeyi bıraktığım dönemde terk edemediğim tek alışkanlığım oldu. Onun dışında her şey çok basitti aslında, kuş gribi döneminde bile haftanın beş günü tavuk döner yemiş bir insan için. Tavuğa da öyle bir sevgim vardı yani. Sokakta, köşe başında ucuz tavuk döner yemek kişisel zevklerim arasındadır. "Onun içine neler katıyolar sen biliyon mu" veya "Kim bilir ne eti onlar, nası yiyosun?" gibi cümlelerden de pek etkilenmem. Kırmızı eti bırakmamsa nedensizdi, yemekten hoşlanmıyordum sadece.

Evden de uzakta olunca, kırmızı et diyeti çok kolay oldu benim için. Gel zaman git zaman, güçsüz düşmeye başladım. Kuvvet kazanmak için multivitamin kullanıyordum (anne yadigarı) hem proteini de başka yollardan edinebilirdim? Edinemedim tabi. Aylar sonra saçlarım dökülüyor diye doktora gittiğimde, ilk sorusu "Kırmızı et yiyor musun?" olunca bende jeton düştü. Yine severek yemiyordum ama, bi yerlerden tutunmaya çalışıyordum kırmızı ete, sırf sevimli gözüksün gözüme diye işe köfte yiyerek başladım. (Bu gibi durumlarda kişinin önüne haşlanmış dana eti koyunca ters tepiyor, aklınızda bulunsun) Ben ufaktan ufaktan ete alışmaya çalışırken, okulum bitti ve annemin kollarına düşüverdim. Böylece, biraz da mecburiyetten (Bak ölümü öp yemezsen?) yediğim et miktarını normal bi insanın yediğine eşitlemeyi başardım.

Şimdi düşünüyorum da, o zamanlar farkında değildim ama yanlıştı yaptığım. Dengesiz beslenme ile vücudun tüm düzeni tepetaklak oluyor. Vücut her besinden biraz istiyor. İstediği besinleri vermezseniz de kuvvetten düşüyor. Yaptıklarımın vejetaryenlikle ilgisi olmadığının da farkındayım. Ancak çok takdir ediyorum vejetaryenleri. Kendilerinden emin bir duruşları, bir baş kaldırıları var çünkü. Veganlara ise diyecek söz bulamıyorum. Onlar sabır taşı benim gözümde. Fakat bir gün, eğer ben de vücudumun et istemediğini, yeteri kadar besin aldığımı hissedersem vejetaryen olabilirim. Papatya hanımın da söylediği gibi, Vejetaryenlerin çabası okyanusta bir damla olabilir. Ama yine de, bunun için çaba göstermek mümkün.

Bir de şu  var, izleyin derim.

not: Spoiler verip verip saç dökülme maceramı anlatmıyorum farkındayım ama, ona da geleceğim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...