10 Mayıs 2010 Pazartesi

...

Çok yazmak istedim, 1 ay önce, bir kazada nerdeyse arkadaşlarımı kaybetmek üzereydim diye, elim gitmedi. Sevdiklerimi kaybetme korkusu köşede bir yerde beynimi kemirirken, ben daha arkadaşlarımın o kazadan mucizevi kurtuluşunun etkisinden çıkamamışken, 2 gün önce bir başka arkadaşım diğerleri kadar şanslı olmadı.

Apansız ölümü nasıl kabullenir insan? Kendisi uzaklara gitmiş olsa bile, yüzü gitmiyor gözümün önünden. Yüzü gitse, sesi hiç gitmiyor, çınlıyor kulaklarımda. 4 sene önceki tanışmamız dün gibi, ben sana kedi demeyeceğim, Deniz ismini çok severim diyip beni her gördüğünde üzerine basa basa Deniz diyişi...

Bir şey olsa mesela. Bir şey olsa ve o gece o sis Şile'ye çökmemiş olsa. Veya, yola hiç çıkmamış olsalar. Hatta iyimser düşünelim, Şile belediyesi o yola asfalt dökmüş olsa, aylardır öylece duran toprak yol o gece mucizevi bir şekilde yapılmış olsa. Bir şey olsa ve Safa hiç gitmemiş olsa, Tolga da yine akşamları kampüste motosikletiyle fır dönüyor olsa, siparişleri yetiştirmek için. Mesela mezarlıkta ağlamıyor olsak, kapıdaki güvenliğin yakasına Safa'nın resmi iliştirilmiş olmasa...

Yaz gelse ve Safa orada öylece yatmak yerine yine cankurtaranlık yapsa.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...