19 Şubat 2009 Perşembe

Bir yolculuğun daha sonuna gelirken...

Kabataslak bahsedeceğim konular şunlar, aktarma merkezleri, yol arkadaşlığı, sıkıcı molalar. böyle planlı programlı karşınıza çıkar dumur ederim işte :))



çocukluğumdan beri sürekli bir yer değiştirme halindeyim. ancak son 2 buçuk senedir, bu yer değiştirmeler çok farklı bir boyut almaya başladı. hatta bir ara otobüste uyumaya alışıp yatağımı yadırgadığım oldu. neyse, madem planlı programlı yazıyorum diye hava attım, bari devamını getireyim. 24 saat içinde balıkesir-istanbul gidiş geliş yapınca cinlerim tepeme çıktı yine. aslını isterseniz, yol yol diye kıvranmama rağmen, bugün dönüşte fark ettim ki, aslında yolda ne kadar huzur duyuyorsam, bir o kadar sinirli, çekilmez oluyorum. tamam normalde de bal şeker bi insan değilim, ama yolda ayrı bir sinir geliyor üstüme. bi kere rötara tahammülüm yok. trafik olsun, kaza olsun, bekleme olsun, direk agresif oluyorum. bu yüzden bayram tatilinde sinirlerimi yıpratmama dayanamayan anne babam, beni otobüsten uzak tutuyorlar. çünkü topçular iskelesini böyle günlerde bombalamak istiyorum. körfezden dolaşıverin kardeşim. uğraşmayın feribotla. tasarruf ettiğiniz benzin kadar para veriyosunuz zaten. hadi onu geçtim, zaman konusunda da öyle aşırı bi fark yok. sıra beklerken kapatıyorsunuz zaten o farkı. yani değişen tek şey, gerilen sinirleriniz oluyor. özellikle de pazar bayram dönüşlerinde, kilometrelerce kuyruk oluyor, yazarken bile tüylerim ürperdi, o manzara gözümün önüne geldi ve şu an onu kovmaya çalışıyorum. bi gitsin uzak dursun benden yani, istemiyorum. kimilerine bu eskihisar-topçular yolculuğu çok zevkli gelebilir, ama ben artık o zevki almıyorum. pislikten artık rengi değişmiş denize daha da çöp atan amca-teyzeler, arasından geçmeye çalıştığım koca kamyonlar, hayır istemiyorum ben feribot falan. gerekirse körfezi dolaşırım, altını çizerek söylüyorum.

onun dışında, yol arkadaşlıklarına da karşıyım. dediğim gibi yol süresince acayip bir insan oluyorum, kulaklıklarımı takıp etrafı izliyorum, araç seyir halindeyken elleşmesinler bana. aman bayılıyolardı sanki sana demeyin, eğer yolda yanınıza canı sıkılan bi teyze oturduysa, soru yağmuruna tutuyorlar. onlarla savaşmak için çeşitli yöntemler var tabi, ama bu da sinirlerimi geriyor benim. bugün allahtan yanıma binen 2 kişi de muhabbet meraklısı insanlar değildi, ben de en önde olmanın keyfini çıkararak mayışmış bir şekilde artık ezberlediğim yolu izledim. en önde olunca uyumak yerine etrafı seyrediyorum, yoksa yolda deliksiz uyurum. doğal yaşam alanım oldu artık otobüsler, tabi seyir halinde oldukları sürece. araba hareket edince ağlamayı kesen çocuklar gibiyim, durunca söylenmeye başlıyorum. yoksa saatlerce gidebilirim. çocuk demişken... bir de hoşlanmadığım şey otobüsteki çocuklar. gerçi normalde de pek sevdiğimi söyleyemem, kedilerle olan iletişimimin yarısını çocuklarla kurabilseydim, zaten aram çok iyi olurdu. neyse. yolda çocukların uyutulması taraftarıyım. çok kötü anılarım var, şu an bunları deşmek istemiyorum :)

son olarak, diğer bir sinir olduğum olay, mola yer ve süreleri. çok doluyum bu konuda da. bir balıkesirli olarak (evet, geliyor diyecek şimdi beni tanıyanlar) susurlukta mola verilmesinden NEFRET ediyorum. öyle böyle diil. yarım saatlik yolum kalmışken, aptal bir dinlenme tesisinde vakit kaybetmekten hoşlanmıyorum. otobüs balıkesirden sonra körfeze veya izmire devam edecek olabilir, ama madem bursada yarım saat molanı veriyosun, bi daha ne gerek var yarım saat daha kaybetmeye. daha kaba bir tabirle, balıkesire kadar tutun çişinizi kardeşim. umrumda diil. profesyonel bir göçebe olarak, kendi adıma, yolda sıvı tüketimime çok dikkat ederim. muhtemelen topçularda vakit kaybettik, bursada da yarım saat durdun, 2 saat dayanabilirsin, bi mahsuru yok bence. ayrıca kimse beni susurluk tostu ve ayranıyla kandıramaz. yemezler! istemiyorum tesisinize para kazandırmak. hem evde anneciğimin çorbası varken ben neden sizin tostunuzu yiyim ki. ama sonra nolur, balıkesire gelince, sayın yolcularımız, lütfen araçtan ayrılmayınız otobüsümüz hareket halindedir. yok yaaa!! balıkesirli esnafın ne suçu var! onlardan tost yeseler olmaz mı. yazık diil mi, biraz da onlar para kazansın. her seferinde, balıkesir'in son durak olduğu araca bineceğim diyorum, ama her seferinde yalan oluyor. ve ben her susurluk molasında deliriyorum. ama artık değiştim. sinirimi eskihisar-topçular arası tükettiğim için, susurluk'u olgun karşılıyorum. körfez arabası susurlukta durur diyip, yarım saati geçirmeye çalışıyorum. öyle eskisi gibi şöföre muavine bağırmıyorum :)) onlar her türlü giricekler o susurluk'a, kararlılar. demezler ki otobüsteki bücür bize çemkiriyo, evine de gidicekmiş zaten, bak yarım saatlik yolu kalmış, girmeyiverelim susurluk'a diye. yok, nerdeee... en son balıkesir arabasına bindiğimde, tesislerin yanından 90 km/hz la giderken, muavini de kaptanı da öpesim gelmişti, kendimi zor tuttum. sonuç olarak, haritadan uçurmak istediğim yerdir susurluk, kimse kusura bakmasın. ha sen ille bana susurluk tostu yedirmek istiyosan, o zaman insan gibi yörsan'a yasa'ya bi yerlere girersin, o zaman anlaşırız. o da yok. artniyetli bunların hepsi anacım.

bir de bu sefer, susurluk'tan sonra kaptan değişti, bir yavaş gittik sormayın. "abi" dicektim "balıkesir'e gitmek istemiyosan söyle, biz de bilelim" bu kadar yavaş gidilmez ki. yavaş git de saçımız başımız dağılmasın diyemeyecek kadar sinirlendim, gerisini siz hesap edin.

balıkesir'e geldiğimizi anons eden muavin bir başka yolculukta görüşmeyi dilerken, ben sadece ve sadece 3 gün sonraki yapacağım yolculuğumu düşündüm. otobüste yaşıyorum, evet.

1,5 saat sonra gelen edit : babam pazar günkü biletimi aldı baş ucuma koydu. nispet yapar gibi.

1 yorum:

  1. bu yazı tüm istanbul-balıkesir yolcularına adanmıştır :) sanırım ilk ithafım oldu, ayrıca heyecanlıyım.

    YanıtlaSil

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...